20 Ağustos 2011 Cumartesi

HAYRETTİN KARACA' DAN MEKTUP

“Anayasa Mahkemesi Başkanlığına;
Sayın Başkan ve Değerli Üyeler, Sade bir yurttaş olarak, Yüce Mahkemenizce, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nu değiştiren 5751 sayılı Kanun hakkında açılmış bulunan iptal davasının reddine karar verildiğini derin üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum.

Hukukun üstünlüğüne ve yargı bağımsızlığına olan içten inancım nedeniyle, her şeyden önce Mahkemenizce verilmiş bulunan bu karara saygı duyduğumu bildirmek isterim.

Ne var ki, iptali reddedilen Kanun’un ardında nelerin yattığını ve bu kararın
“ulusal bağımsızlık ve ülke toprak varlığının korunması” bakımından doğuracağı vahim sonuçları sizlere bildirmeyi de kaçınılamaz bir yurttaşlık görevi addediyorum

Bu düşüncelerle hoşgörünüze sığınarak aldığınız kararı eleştirmek isterim. Sayın Başkan ve Değerli Üyeler, kamuoyunda “Cargill Yasası” diye bilinen ve iptalini reddettiğiniz Kanun’un, kararınızda sözü edildiği üzere
“tarım arazisi niteliğini kaybetmiş arazilere yasal statü kazandırmak ve meydana gelmiş mağduriyetleri gidermek” gibi bir genel amacı hiç olmamıştır.

Bu konu, Kanun öncesi dönemde özel bir yönetmelikle düzenlenmiş olduğundan, Kanun’un yürürlüğü öncesinde gerçekleştirilmiş yatırımlara dönük bir yaptırım getirmesi de söz konusu değildir. Aslında bu Kanun’un, gerekli izinleri almadan, hukuka aykırı olarak, verimli tarım arazisine tarım dışı yatırım yapan ve bu yatırım hakkında verilen kesinleşmiş çok sayıda mahkeme kararını bile dinlemeyen, kısaca hukuku ve Türkiye devletini hiçe sayarak çalışmasına devam eden Cargill isimli, çok uluslu firmanın yararlarını korumaktan başka hiçbir amacı olmamıştır.

Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu
“izin almadan tarım arazisine yatırım yapanlara
altı ay içinde başvuru ve belli bir bedel ödenmesi halinde yasal statü sağlanacağını” öngörmüştür.

Ancak Kanun’un bu olanağına rağmen Cargill firması, yatırımı hakkında açılmış idari davaların kendi yararına sonuçlanacağını düşünmüş ve bu madde gereği başvuruda bulunmayı ve maddi bir bedel ödemeyi gerekli görmemiştir. Ne var ki, davalar firma aleyhine sonuçlanıp, yatırımın ortadan kaldırılması gündeme gelince,

Cargill açısından durum kritik hale gelmiştir. Bu durumda, Cargill firmasının yatırımını kollamak amacıyla dolmuş bulunan altı aylık başvuru süresini “firma menfaatince” uzatmak için yeni bir Kanun çıkarmak icap etmiştir.

O günlerde Başbakanımız Amerika’dadır. Resmi görüşmeler sırasında Başkan Bush’un Sayın Başbakan’dan “Cargill’in sorununun çözülmesini rica ettiğini” hepimiz biliyoruz. Sayın Başkan ve Değerli Anayasa Mahkemesi Üyeleri, alınmış kararınızda karşı oy veren sayın üyenizin gerekçesinde de sözünü ettiği “Başbakanlık toplantısı” bu amaçla yapılmıştır. Anılan toplantıya birçok Bakanlığın yetkilisi yanında Cargill temsilcisinin de katıldığı resmi yazıda açıkça belirtilmiştir.
Bu toplantıdan sonra da Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına Başbakanlık adına gönderilen resmi yazıda açık olarak Cargill’in sorununun çözümü için yeni Kanun çıkarılması emredilmiştir.
Duyarlı bir vatandaş olarak, Başbakanlığımızın bu yabancı firmanın bir ofisiymiş gibi kullanılması ve dahi kanuna aykırı olarak işgal ettiği verimli tarım arazimiz üzerideki yatırımının adeta kılıfına uydurulmaya çalışılarak kotarılma gayreti şahsımı ziyadesiyle üzmüştür.
Sayın Başkan ve Değerli Üyeler, iptalini reddettiğiniz Kanun’un ardından
Ülkemizin esasen yetersiz olan verimli tarım arazilerinin korunmasının çok daha zorlaşacağını belirtmek ve yanı sıra bu kararınızın Cumhuriyetimizin “ulusal egemenliğin korunması” temel ilkesi açısından da bir tenakuz yarattığını yüksek dikkatlerinize sunmak isterim. Saygılarımla.”

SADE VATANDAŞ

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Anayasa Mahkemesi’nin 2008/35 E. ve 2011/65 K. Sayılı Kararı Hakkında TEMA Görüşü

Verimli Tarım Arazilerimizin Talan Edilmesi Toplumun Yaşam Güvenliğine İpotek Koymak Demektir

Anayasa Mahkemesi; 2008/35 E. ve 2011/65 K. Sayılı Kararında

“Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununu” değiştiren 5751 sayılı Kanunun iptali istenen bir maddesi hakkında “ret kararı” vermiştir.

Öncelikle ayni doğrultuda hüküm içeren 5578 sayılı Kanun ile 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanununa eklenen Geçici Md. 5 hakkında 19.02.2007 tarihinde (2007/18 E. 2007/19 K.) yürürlüğün durdurulması kararı veren Anayasa Mahkemesinin, bu kez ayni madde yerine 5751 sayılı Kanun ile getirilen Geçici Md. 4 hakkında yukarıdaki paragrafta belirtilen ret kararını vermesini hukuken anlamak mümkün değildir.

Özellikle karar gerekçesi içerisinde yer alan;
“Söz konusu Yasa’da yer alan iptali istenen kuralın da tarım arazisi niteliğini kaybetmiş, toprak vasfını tekrar kazanması mümkün olmayan arazilerin yasal statüye kavuşturulup ekonomiye kazandırılması ve bu gibi arazilerde yatırım yapmış olan vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesi için kamu yararı amacıyla öngörüldüğü, bu düzenlemenin de anayasal sınırlar içinde yasa koyucunun takdirinde olduğu açıktır.”
cümlesi ile somut ülke gerçeklerini yan yana koyduğumuzda, kararın ne kadar iç acıtıcı olduğu ortadadır.

TEMA Vakfı; yargı adına da olsa, toprak varlığımızın amaç dışı kullanımlarla yok edilmesi süreçlerine, her koşulda inançla ve kararlılıkla karşı durmayı, ulusal ve toplumsal sorumluluk ve ödev bilmektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin verimli tarım arazilerinin izinsiz olarak tarım dışı amaçlarla kullanımına özel olanak sağlayan 5751 sayılı Kanunun bir maddesinin iptali isteminin reddi kararı, verimli arazilere yönelen talan ve betonlaştırma niyet ve girişimlerini cesaretlendirmiş ve tehlikeyi daha da ağırlaştırmıştır. Söz konusu karar ile hukuku ve kamu yönetimi kurallarını hiçe sayarak, üstelik konu hakkında verilmiş Danıştay ve İdare Mahkemesi kararlarına da aldırmayarak verimli araziye izinsiz olarak tarım dışı yatırım yapanlara yol açılmıştır. Hukuku, kamu yönetimi kurallarını ve kesinleşmiş mahkeme kararlarını hiçe sayarak izinsiz yatırımlarını devam ettirenlerin arasında çokuluslu yabancı firmaların da bulunması, ulusal egemenliğimiz bakımından da endişe vericidir.

Hiç kuşkusuz; Türkiye’nin tarım dışındaki birçok sektör ve hizmet alanının gelişmesi için de arazi kullanımına ihtiyacı vardır.

Tarım dışındaki bu sektör ve hizmet alanları için verimli tarım alanları dışında yeterli arazi bulmak mümkündür.

Çünkü, ülkemizin toplam arazisinin ancak sekizde biri, tarım arazisinin ise ancak üçte biri verimli arazidir. Alt yapının götürülmesi durumunda niteliksiz her arazide her türlü tarım dışı yatırım gerçekleşebilir, ancak toplumun yaşamı için zorunlu olan üretimin, ancak verimli arazilerden sağlanacağı gerçeği unutulmamalıdır.

Tarım dışı amaçlar için çok geniş alternatif araziler varken, toplumun yaşam güvencesini oluşturan verimli tarım alanlarını tarım dışı betonlaşmaya açmak, toplumun geleceğine ipotek koymak anlamına gelmektedir. Bir avuç toprak; üretilemez kaynaktır.

Bu ülkenin tarım için, yani toplumun yaşamının sürdürülmesi için, artık üretebileceği bir metre kare arazisi kalmamıştır.

Sonuç olarak,

Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar, verimli arazi kaybına yol açacak bir mahiyettedir.

TEMA Vakfı olarak bu kararın toplumun sağlıklı geleceği bakımından son derece sakıncalı yeni talan süreçlerini tetiklemesinden ve artırmasından kaygı duymaktayız. TEMA Vakfı; Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun, “toprak varlığımızın özenle korunması” yönünde değiştirilmesi için, her türlü çabayı göstermeyi görev kabul etmektedir.
Saygıyla kamuoyuna duyurulur.

TÜRKİYE ÇÖL OLMASIN! TEMA VAKFI