21 Mart 2009 Cumartesi

SU YÖNETİMİNE İLİŞKİN POLİTİKA VE STRATEJİLER















BİLDİRİ 09 Mart 2009
“SU PAHA BİÇİLEMEZ DOĞAL BİR MİRASTIR”.
Bu Nedenle, Güvenli İçme Suyu, Katlanılabilir Maliyet, Adil Sunum, Verimli ve Sürdürülebilir Tüketim anlayışına dayalı olarak Kamu tarafından sağlanmalıdır”
TEMA Vakfı
.
Küresel İklim Değişikliği, Dünyadaki mevcut su rejimini değiştirmektedir. İklim Değişikliği ile Savaşım ve İklim Değişikliğine Uyum çatışma ekseninde “Su Yönetimi” ve “Su Üzerine Politika” baştan aşağı yeniden kurgulanmaktadır. Başta su kıtlığı çeken coğrafyalarda olmak üzere tüm Dünyada suyun miktarının ve kalitesinin nasıl korunması ve suyun nasıl sunulması gerektiği konusunda farklı politik tercihler geliştirilmektedir. Bu tercihler suyun yönetimi ve su siyasetini uluslararası alana çekmekte ve bu açıdan tekrar düzenlenirken, suya ilişkin politik ve yönetsel tercihlerin sosyal/liberal eksende çatışmaya girdiği görülmektedir. Bu çatışma alanında TEMA Vakfı’nın amacı “Su Yönetimine ilişkin Politika ve Stratejiler” konulu Bildiri aracılığıyla; su kaynaklarının korunması ve yönetimi konusunda TEMA Vakfı’nın yaklaşımını ortaya koymaktır.
TEMA Vakfı’nın Su Yönetimine ilişkin Politika ve Stratejiler konulu Bildirisi’nin temel hedefi; evrensel kabul görecek öncü ve değiştirilemez ilkeler ortaya koymak, hem Dünya’da hem de Türkiye’de kamu yönetimlerinin suyun korunmasına ve suya erişilmesine imkan verecek politik tercihlerine ekolojik ve sosyal bir çerçeve çizmek ve kamuoyu desteğiyle bu ilkelerin hayata geçirilip geçirilmediğini denetlemektir.
TEMA Vakfı olarak Stratejimiz, sunduğumuz bu ilkelerin doğal bir miras olarak tanımladığımız suyun, başta ülkemiz olmak üzere tüm Dünya’da güvenilir şekilde, katlanılabilir bir bedelle, adil bir sunumla, etkin, verimli ve sürdürülebilir bir yaşamı destekleyecek şekilde kamu tarafından sunulmasına yönelik tüm bilinçlendirme çalışmalarını başlatmak, yürütmek ve bu konuda tüm kamu ve sivil örgütlenmelerle işbirliği geliştirmektir.
TEMA Vakfı’nın Su Yönetimine ilişkin üretilecek politikalarda temel ilkeleri şunlardır:
1. Su sadece insanlara yönelik bir varlık değil, ekosistemdeki tüm canlılara aittir ve onların ihtiyaç duyduğu miktar ve zamanda adil bir şekilde ulaşmalarını sağlayacak bir su yönetimi oluşturulmalıdır.
2. Su doğal bir varlıktır ve ona yönelik her türlü karar, işlem ve eylemde “üstün kamu yararı”nın gözetilmesi esastır.
3. Su kullanımında arzın yönetimi yanında “suyun mülkiyetinin kamuda olması” ve “fiyatlandırma yerine su hizmetlerinin bedellendirilmesi yaklaşımının kabul edilmesi” koşuluyla talebin yönetilmesi yaklaşımının birlikte yürütülmesi desteklenmelidir.
4. Suların yönetiminde, suyun korunması ve kalitesi ile miktarının artırılması söz konusu olduğunda su havzasındaki ilgili merkezi ve yerel tüm idarelerin entegre olmaları mecburiyeti getirilmelidir. Bu yönetim modeline halkın katılımı en yüksek seviyeye çıkarılmalıdır.
5. Suyun doğal döngüsü ve akışından elde edilen “ekolojik ve ekonomik katma değer” birbirinden ayrı düşünülmemeli; yaban hayatı ve su ekosistemlerinin temel ihtiyaçları yönetsel karar ve eylemlerde kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Suyun yönetiminde ve suya ilişkin kamusal kararlarda ve eylemlerde sürdürülebilir yaşamın tesis edilmesinin hayati olduğu vurgulanmalıdır.
TEMA Vakfı’nın temel ilkeler doğrultusundaki uluslararası ve ulusal stratejileri:
Su kıtlığı nedeniyle ülkesini ya da yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kalan insanlara çevre mültecisi olarak Birleşmiş Milletler koruması getirilmeli ve hukuki statüleri Cenevre Sözleşmesinde bir an önce düzenleme konusu edilmelidir.

· Su doğduğu ülkenin halkına ait olan doğal bir mirastır. Bu nedenle mirasın nasıl kullanılacağına ilişkin nihai kararlarda halkların ve özellikle gençlerin ve kadınların da sürece katılımı esas alınmalı ve su yönetimleri bu konuda gereken özeni göstermelidir.
· Sağlıklı ve yeterli miktarda suya erişme hakkını engellemeye imkan verecek milletlerarası ticaret anlaşmaları ile ulusal ticari düzenlemeler kabul edilemez. Ancak bu hakkın kullanımı ile, ekolojik yaşam ve insan hayatının temel ihtiyacı olan suyun miktar ve kalitesi düşürülmemelidir. Bu nedenle bu hakkın tesisi ve kullanımından, suyun bedava sunulacağı anlamı çıkarılmamalıdır. Suyun tedarikinde ilgili kamu idareleri gelire, hane halkı sayısına, tüketim miktarına ve tüketim alanlarına bağlı olarak kademeli bedellendirme yapmak suretiyle, suyun tasarruflu kullanımını temin edebilmelidirler. Ancak bu bedel su hizmetlerinin kamu eliyle gerçekleştirilmesi için gerekli temel maliyetlerin üzerinde olamaz.

TEMA Vakfı’nın temel ilkeleri doğrultusunda Su Politikaları:
Su Kaynaklarının Korunması Üzerine Politikalar:
Temiz ve içilebilir nitelikli suya erişmeyi temin etmek bir devletin vatandaşlarına sunacağı en üstün haklardan sayılmalıdır. Bu nedenle Anayasalara bu ilkeyi hak olarak düzenleyecek ek hükümler getirilmelidir.
Suların korunması, sağlıklı ve güvenli şekilde sunulması üstün kamu yararındandır. Bu nedenle tüm anayasalarda, yazılı diğer (mülkiyet, girişim, eğitim, ulaştırma, haberleşme gibi) hak ve düzenlemelerle çatıştığı ya da yarıştığı durumlarda suyun korunması, sağlıklı ve güvenli şekilde sunulmasına ilişkin hükümlere öncelik verilmelidir.
· Suların korunması ve su kıtlığı ile mücadelede başta ülke gereksinimleri öncelikli olmak kaydıyla evrensel hukuk kurallarını da içeren temel su yasaları oluşturulmalıdır.
· Suyu korumak ve suyu tedarik etmek bir kamu görevidir; bu sebeple kamu yönetimlerinin bu görevden su hizmetlerinde özelleştirmeler yoluyla sıyrılmalarının önü kesilmelidir.
Su Kaynaklarının Yönetimi Üzerine Politikalar:
· Sular devletin hüküm ve tasarrufunda kalmalı ve su üzerinde özel mülkiyet hakkı tesis edilmemelidir.
· Su yönetiminde merkezi idarenin hakim olduğu yapı yerine, merkezden planlamaya dayalı su havzasındaki tüm kamu idarelerini entegre olmaya zorlayacak yeni bir su yönetim modelinin geliştirilmesi ve halkın katılımı ilkesinin gereği sivil örgütlerin, özellikle gençlerin ve kadınların da bu yönetim içerisinde aktif görev almaları temin edilmelidir.
· Havzalararası su transferi esas olarak yasaklanmalı; sadece ve ancak ivedilik arz ettiği durumlarda ve halk sağlığı bakımından tehlikeli hallerde sınırlı olarak müracaat edilecek bir kamusal yöntem olarak ele alınmalı, tehlike ortadan kalktığında ise transfere son verilmelidir.
· Su yönetiminde arzın yönetimi yanında, suyun mülkiyetinin kamuda olması koşuluyla ve fiyatlandırma yerine su hizmetlerinin bedellendirmesini esas alan bir anlayışla, talebin yönetimine de geçilmelidir. Bunun yanında, bilinçli verimli ve tasarruflu su kullanımı ve suların kirletilmesinin önlenmesi konusunda kamusal bilinç geliştirilmeli, suyun tasarruflu kullanılmasını temin edecek kamusal politikalar yalnızca konutlarda kullanılan suyun tasarrufuna yönelik olarak değil, başta tarım olmak üzere sanayi ve diğer hizmet sektörlerini de kapsayacak şekilde yeniden tasarlanmalıdır.
· Su yönetiminde iklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan su kıtlığı söz konusu olduğunda olağan su yönetiminden, risk yönetimine geçilmeli ve su kesintilerini de içerecek şekilde kamusal tedbirler artırılmalıdır. Burada içme sularına ilişkin politikalarla, suya ilişkin örneğin elektrik enerjisi temin edilmesi, su ürünleri üretimi, tarımsal sulama faaliyetleri, turizm ve taşımacılık gibi diğer sektörel politikalar arasında olası çatışma hallerinde öncelik içme suyunun korunması ve halka sağlıklı içme suyu verilmesine odaklanmış hukuki tedbirlere verilmelidir.

Toprağı oluştuğu yerde, suyu da düştüğü yerde tutmak gerekir.
Bunun yolu da araziyi bitkilendirmekten geçer.
ATATÜRK

21-27 MART ORMANCILIK HAFTASI
















21 *27 MART 2009
O R M A N HAFTASI:

Ormanların korunması, çevremizin ağaçlandırılması hem yurdumuzun, hem de dünyamızın önemli bir sorunudur.
Bu nedenle 21Mart Dünya Orman Günü olarak
her yıl kutlanmaktadır.
Çevre ve Orman Bakanlığı, Türkiye İş Bankası A.Ş. ve TEMA Vakfı'nın ortaklaşa başlattığı 81 İlde 81 Orman ProjesiİLE 480.000 fidan,
Orman Haftası'nda toprakla buluşacak.
Orman Haftası kapsamında başlatılacak fidan dikim çalışmaları Adana,Amasya, Ankara, Ardahan, Bursa, Balıkesir, Denizli, Isparta, İzmir,Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Manisa, Mersin, Sivas ve Uşak'ta gerçekleşecek. Fidan dikim törenlerine o ilin Vali, Kaymakam, İl Çevre ve Orman Müdürlükleri, İş Bankası
Şube Müdürlükleri, TEMA Vakfı İl Temsilcileri
ve Gönüllüler katılacaklar.
Çevre ve Orman Bakanlığı, Türkiye İş Bankası A.Ş. ve TEMA Vakfı 2008 yılı Aralık ayında ülkemizde bugüne dek gerçekleştirilen en büyük çevre kampanyalarından birini başlatarak,

önümüzdeki beş yıl içinde,yaklaşık üç bin futbol sahası büyüklüğündeki bir alanı ormana dönüştürüyor.

yaklaşık 1.500 hektarlık alana
iki milyonu aşkın fidandikilmiş olacak.

İ ş B a n k a s ı , "81 İlde 81 Orman" isimli proje çerçevesinde;

müşterilerine, iş ortaklarına ve çalışanlarına
gönderdiği yılbaşı ve özel gün hediyeleri için ayırdığı fonları,
Türkiye'nin 81 ilinde "yeni orman alanlarının oluşturulması" amacıyla değerlendirecek.
.

Doğal Hayata Artı Bir Değer Katanlara Şükranlarımla,Saygılar.

TEMA VAKFI VE İŞ BANKASI İŞBİRLİĞİNDE 81 İLDE AĞAÇLANDIRMA






SOSYAL SORUMLULUKLA
ÜLKEM İÇİN CANIM FEDA
7 BÖLGEDE 700 ORMANLA
YEŞİLİ DONAT VATANINA
YARINI DÜŞÜN BUGÜN YAŞA

TEMA Vakfı ve Orman Bakanlığı’nın işbirliğiyle, Koç Topluluğu’nun katkılarıyla 7 ayrı bölgede 700 bin ağaçlık bir Orman projesinde; Çevre konusunda önemli gündem maddelerine dikkat çekerek, orman ve yangınları konusunda farkındalığı oluşturmak, ilgili bilinci artırmak, alınabilecek önlemlerle ilgili bilgileri yaymak üzere görsel teorik bilgiler ve eylemsel dikimlerle eğitimler gerçekleştirildi. Çevre sorunları temelde insan kaynaklı olup, bu sorunların ortaya çıkmasında insanın tutum ve davranışları etkili olmaktadır. Doğal kaynakları kullanırken yapılan yanlışlıkların giderilmesi, ancak bilgi toplumu niteliği kazanıldıkça gerçekleşecektir. Bilgi toplumu olabilmenin en önemli unsuru ise hiç kuşkusuz eğitimdir.

Gönüllüsü olduğum TEMA Vakfı'nda yaş gruplarına göre farklı programlaştırılmış teorik ve eylemsel aktivite ile eğitim birinci önceliklidir. Toplumun her kesimiyle işbirliği içinde, bilinçli ve güçlü bir kamuoyu oluşturmak, çevre sorununa çözümünün olmazsa olmazıdır.”Toprak Çoraklaşması ve Erozyonla Kaybına Karşı Tedbir Alma, Küresel İklim Değişimi İle Mücadele ve Ağaç Dikmenin Önemi “ konularını kamuoyuna duyurmak, işbirliği yapmaktır. En minikten, en yetişkine kadar, yediden yetmişe; tohum ekmeyi, fidan dikmeyi, ağacı, ormanı korumayı, bulundukları çevreye duyarlı olmayı, yaşadıkları yeri gözetmeyi ve sorunun değil çözümün bir parçası olmayı, güzel alışkanlıklar edinmeyi tavsiye etmektedir. Ülke için yapabilecek en gerekli çalışmalardan ağaçlandırma etkinliklerine katılmayı, toprak erozyonu ile mücadele ederek topraklarına sahip çıkmayı, bir ömür buyu sürdüren davranış biçimi haline getirmelerinde katkılara devam etmekle sosyal sorumluluk örneği olmaktadır.

Refah düzeyinin yükselmesine paralel bir tüketim toplumun hızla oluştuğu 21. yüzyılın çevre problemleri ile 20 yüzyıl teknikleri ve görüşleriyle üstesinden gelinemediği görülmektedir.
Ormanlar bitki örtüsü ve toprak içerisinde büyük miktarda karbon depoladıklarından, iklim üzerinde olumlu etkiler yapar. Bir ağaç yaşamı boyunca 1ton CO2 emilimi gerçekleştirir.
%90 insan faaliyetleri sonucu oluşan “Küresel Isınma” nedeniyle yapay “Küresel İklim Değişimi” dünya gündeminde olduğu gibi, ülkemizi de çok yakından ilgilendirmektedir Ormansızlaşma, bitkisel plankton tahribi, çarpık kentleşme ve hızlı sanayileşme gibi “Küresel İklim Değişimi” sürecini hızlandırıcı etkenlerin; acilen dizginlenmesi gerektiğini, Bilim İnsanları ve araştırmacılar sıklıkla dile getirmekte ve bindiği dalı kesen insanları uyarmaktadırlar...

Dünya her yıl Yunanistan büyüklüğünde orman kaybediyor. 1990’dan bu yana, her yıl yaklaşık 13 milyon hektar orman kaybetti. Her on yılda yaklaşık yüzde 3’lük kayıp demek olan bu oranın, Yunanistan büyüklüğünde bir bölgeye denk. Orman yangınları; çocuklarımıza bırakacağımız ekolojik, tarihi ve kültürel mirasın yanı sıra, ülke ekonomisine, turizmine ve ülke imajına da büyük darbe vurmaktadır. Yanmış alanların yeniden aynı şekilde yeşil bir görünüme kavuşması için 20 ila 30 yıl arasında bir zamana ihtiyaç duyulmakta; bununla birlikte, büyük bir zaman kaybı, enerji kaybı, moral kaybı ve maddi kayıplar olmaktadır.(YB)

20. yüzyıl başlarında dünyamızda,5 milyar hektar olan ormanlık alanlar, bugün 4 milyar hektarın altına düşmüştür. Bir istatistiğe göre dünyada her dakikada 50, her saatte 300 dönüm orman yok olmaktadır. Avrupa orman yüzölçümü ortalaması yüzde 46’dır.Doğal ormanları yüzde 1 oranında olup geri kalanı yapay kültür ormanıdır. Türkiye biyolojik çeşitlilik açısından Avrupa kıtası ile boy ölçüşecek kadar hatta daha fazla zengindir. Ülkemizde orman varlığı 20.7 milyon hektar ve ormanlarımızın ülke yüzölçümüne oranı ise yüzde 30’dur.
Doğal ormanlarımız yüzde 93, insan eliyle oluşturulan ormanlar ise yüzde 7’dir.Bu bulunmaz nimetin korunması gerekli olup yangın açısından Akdeniz ülkesi riski taşımaktadır. (Alo 177 Orman Yangın İhbar)

Büyük çoğunluğu insan kaynaklı olan orman yangınları sonucunda, toprağı suyu koruyan, binlerce canlıya ev sahipliği yapan, karbon emisyonunu azaltan, solduğumuz oksijenin büyük bölümünü üreten zengin biyolojik çeşitliliğe sahip Yenilenebilir enerji kaynaklarının en zengini ve sürekli olanı Orman ekosistemi, bitkilerin, hayvanların, toprağın ve iklimin arasındaki hassas denge üzerine kurulu olup değeri maddi olarak asla ölçülemeyecek boyutlarda ekolojik yıkımlarla zarar görmektedir. 10 yılda Türkiye’de yaklaşık 90 bin hektar ormanlık alan, çeşitli sebeplerle çıkan orman yangınlarında kaybedilmektedir. Yeni donanımlar alan, işçi ekiplerini, teknik elemanları eğiten, Türkiye'nin hassas 54 noktasını kameralarla takip eden Orman Genel Müdürlüğü ayrıca, hava araçları sayısını da artırmıştır. Küresel ısınma tehdidi, hem karbon depolayarak iklim değişikliğiyle mücadelede hem de yeni koşullara uyumda ormanların önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Ormanlar, yeryüzünün akciğerleridir, denizler ise yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz oksijenin yüzde 75’ini sağlıyor.

Sürdürülebilir sağlıklı bir çevre için, bütün kurumlar ve bireyler sosyal sorumluluk içinde hareket etmelidir. Herkes, doğamıza ve ormanlarımıza sahip çıkmalı, korumalı ve yeni ormanların oluşması için çaba gösteren sivil toplum örgütlerine destek vermelidir. Sosyal Sorumluluğumuz gereği, topraklarımıza en güzel armağan ağaçlandırma kampanyalarına katkılarımız;” Küresel İklim Değişimi” sürecinden olumsuz etkilenmeyi en az indirgeyecektir. Yaşamımız boyunca doğaya her yıl en az yedi ağaç borçlanıyoruz. Bu miktarı toprağa geri ödemeliyiz… Ağaç kesimi ile üretilen kağıt için tüketilen su miktarında da büyük bir tasarruf sağlanmaktadır. Böylece doğal kaynaklar da korunmaktadır. 1 ton kâğıdın üretilmesi için 17 ağaç kesilmektedir.

Daha temiz daha yeşil bir dünyada yaşamak geleceğimizin teminatı genç nesillerin en doğal hakkı, onların bu hakkını gözetmek ise bizlerin bugünkü nesillerin sorumluluğundadır. Bugünden yarına yeşil uğraşa, gönül koy! Doğadan yana olsun vereceğin oy…

İşbirliği sayesinde iki milyonu aşkın fidandikilmiş olacak.


















21 MART 2009
Metin RengiO R M A N HAFTASI:
Metin Rengi
Ormanların korunması,





çevremizin ağaçlandırılması

hem yurdumuzun,

hem de dünyamızın

önemli bir sorunudur.
Bu nedenle

21Mart

Dünya Orman Günü olarak
her yıl kutlanmaktadır.



Çevre ve Orman Bakanlığı,

Türkiye İş Bankası A.Ş. ve

TEMA Vakfı'nın

ortaklaşa başlattığı

81 İlde 81 Orman ProjesiİLE

480.000 fidan,
Orman Haftası'nda toprakla buluşacak.



Orman Haftası kapsamında başlatılacak fidan dikim çalışmaları Adana,Amasya, Ankara, Ardahan, Bursa, Balıkesir, Denizli, Isparta, İzmir,Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Manisa, Mersin, Sivas ve Uşak'ta gerçekleşecek. Fidan dikim törenlerine o ilin Vali, Kaymakam, İl Çevre ve Orman Müdürlükleri, İş Bankası
Şube Müdürlükleri, TEMA Vakfı İl Temsilcileri
ve Gönüllüler katılacaklar.
Çevre ve Orman Bakanlığı, Türkiye İş Bankası A.Ş. ve TEMA Vakfı 2008 yılı Aralık ayında ülkemizde bugüne dek gerçekleştirilen en büyük çevre kampanyalarından birini başlatarak,

önümüzdeki beş yıl içinde,yaklaşık üç bin futbol sahası büyüklüğündeki bir alanı ormana dönüştürüyor.

yaklMetin RengiaşıMetin Rengik 1.500 hektarlık alana
iki milyonu aMetin Rengişkın fidandikilmiş olacak.

İ ş B a n k a s ı , "81 İlde 81 Orman" isimli proje çerçevesinde;

müşterilerine, iş ortaklarına ve çalışanlarına
gönderdiği yılbaşı ve özel gün hediyeleri için ayırdığı fonları,
Türkiye'nin 81 ilinde "yeni orman alanlarının oluşturulması" amacıyla değerlendirecek.
.

Dünya Yaşamına Artı Bir Değer Katanlara

20 Mart 2009 Cuma


BASIN BÜLTENİ

“22 Mart Dünya Su Günü”
ve
“5. Dünya Su Forumu”

Su Paha Biçilemez Doğal Bir Mirastır

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 1992 yılında Rio de Janerio'da düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda dünyada suyun giderek artan öneminden dolayı her yıl 22 Mart gününün “Dünya Su Günü” olarak kutlanmasına karar vermiştir. 1993 yılından bu yana her yıl farklı temalarla kutlanmakta olan Dünya Su Günü, 2009 yılında “Sınır Aşan Sular Bizi Birbirimize Bağlar” mesajı ile kutlanmaktadır.

2009 yılı Dünya Su Günü ülkemiz için ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü, 5. Dünya Su Forumu, Türk Hükümeti ve Dünya Su Konseyi tarafından “Farklılıkların Suda Buluşması” sloganı ile 16-22 Mart 2009 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenmektedir. TEMA Vakfı, 5. Dünya Su Forumuna izleyici olarak katılmaktadır. Gerekli gördüğü platformlarda ve imkanlar dahilinde EK’te yer alan “Su Yönetimine İlişkin Politika ve Stratejilerini” katılımcılar ile paylaşacaktır.
Dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyar km3’tür. Bu suların % 97,5’i okyanuslarda ve denizlerde tuzlu su olarak, % 2,5’i ise nehir ve göllerde tatlı su olarak bulunmaktadır. % 2,5 gibi çok az miktarda olan tatlı su kaynaklarının % 90’ının kutuplarda ve yer altında hapsedilmiş olarak bulunması, insanoğlunun kolaylıkla yararlanabileceği elverişli tatlı su miktarının ne kadar az olduğunu göstermektedir. Üstelik küresel iklim değişikliği, dünyadaki su rejimini değiştirmekte, çok kıt olan su varlığının doğru, verimli ve adil şekilde paylaşımında yeni stratejiler ve uyum sürecinin belirlenmesini zorunlu kılmaktadır.
DSİ’nin verilerine göre Türkiye su zengini bir ülke değildir. Ülkemizin tüketilebilir yerüstü ve yeraltı su potansiyeli yılda ortalama toplam 112 milyar m3 ‘tür. Kişi başına düşen yıllık 1.652 m 3 su miktarına göre ülkemiz su azlığı yaşayan bir ülke konumundadır. TEMA, suyu paha biçilemez doğal bir miras olarak tanımlamaktadır ve suyun kamu tarafından “güvenli içme suyu”, “katlanılabilir maliyet”, “adil sunum”, “verimli ve sürdürülebilir” tüketim anlayışına dayalı olarak sağlanması gerektiğine inanmaktadır.
TÜRKİYE ÇÖL OLMASIN! TEMA VAKFI

HEPİMİZ AYNI GEMİDEYİZ

Türkiye’nin Yöneticilerine, ilgili yönetim birimlerine
Tüm siyasetçilere ve sizlerin yönettiklerinize;

Sizlere sade bir vatandaş olarak seslenmek istiyorum.
Kulağınızdan öte yüreklerinize ulaşmak istiyorum…

Lütfen, rica ediyorum, Allah Aşkına beni duyar mısınız.

Toprağımıza, Suyumuza, Ağacımıza ve Soluğumuza
Sahip çıkalım.”Önce Doğa yaşar Sonra Biz”

Doğa Sağlıklı yYaşarsa, Ekonomi Sağlıklı Yaşar.Toplum Yaşar. Ne Yaşar, Ne yaşamaz olmaz.

Doğa Koruma çabalarına saygılarımla.

Sade Vatandaş
Sevil İrengü

2 Mart 2009 Pazartesi

YEŞİL ÇEVRE REHBERİMİZ DEDELERİMİZ






Yavru TEMA’ cıların Erozyon Dedesi Hayrettin Karaca ve
Yaprak Dedesi Nihat Gökyiğit TEMA Vakfı onursal Başkanlarımız gönüllü çalışmalarımızın Motivasyon sağlayıcılığı, bizlerle beraberlikleri rehberliğinde
“1992-2009 gücümüze güç kata gelmiştir.

Toplumsal barış topraktan gelecektir,Çünkü toprak olmazsa o ülke kalkınamaz, vatandaşları huzur içinde yaşayamaz. Ben toplumsal barışın topraktan geleceğine inanıyorum diyen Hayrettin Karaca: "Türkiye'nin denizlere, derelere, barajlara akıttığı toprağın içindeki değerler, madensel elementler ve gübrenin değeri Türkiye bütçesine eşit belki de. Eğer denizlere akıttığımız bu toprağı hesap edecek olursak, Türkiye'yi yeniden ihya ederiz Türkiye'nin bu kadar büyük bir toprak kaybı vardır, fakat biz bunu kayıp olarak hesap etmeyiz. Toprak için ölürüz, bir karış toprağı kimseye vermeyiz deriz, karışla vermeyiz ama kepçeyle veririz. Bugün Yeşilırmak, Kızılırmak, Doğu Karadeniz'deki bütün dereler bulanık değil çamur olarak akıyor. Çoruh'a dökülen bütün çaylar, Çoruh kayalarının üzerinden toprağı sökerek akıyor. Bu toprak benim değil artık, Rus toprağı. Batum bu giden topraklar yüzünden denizden 2.5 kilometre geride kalmış durumda. Kayalar bizim, toprak bizim değil."der. TEMA Kurucu Başkanı Hayrettin Karaca da ülke topraklarının yüzde 3,8'inde çoraklık, yüzde 9'unda drenaj, yüzde 13.6' sında taşlılık gibi sorunlar bulunduğunu belirterek, ''Kara yüzeyimizin yüzde 86.5' inde erozyon yaşanmaktadır. Arazinin yüzde 63.17'si çok şiddetli ve şiddetli, yüzde 20.4'ü ise orta şiddetli erozyonla karşı karşıyadır.

Türkiye'de makiliklerin hor görülüyor , makilikler ormandan sayılmıyor. Oysa toprağın suyu emmesi bakımından makiliklerin önemi çok büyük. Makilikler de korunmalı

Tarım arazileri imara açılmış, betona dönüştürülmüş. Açlık ve kıtlığın nedeni topraklarımızın korunmaması. Toprağı korumadan yoksulluğu bitiremeyiz. Ülkemizde yıllardır büyük miktarda toprak kaybı yaşandı. Ağaçlandırma çalışmaları hala yetersiz der.

Yıllardır, yanan ormanlık alanlarda en az 1 yıl ağaçlandırma yapılmaması gerekir. Yanan alanların hemen ağaçlandırılması yanlış der. Yanan alanlar en az bir sene beklemeli, kendi çürükleri ve eko sistemi içinde kalmalıdır.

Bugün endüstrinin temelini toprağın oluşturduğunu, dünya ekonomisinin temelinin de tarıma dayalı. Toprak konusunda önlem alınmazsa dünyada ekonominin çökeceğine işaret eder.

Karaca ''Atatürk'ün de zamanında söylediği gibi, milli ekonominin temeli ziraata dayanır. Tarım alanlarına oteller dikildi, toprak yoksa tarım da olmaz, tarım olmazsa ekonomi olmaz. Topraklarımızı göz göre göre süratle kaybederken birçok ağaçlandırma kampanyası yapılıyor. Toprak yoksa ağacı nereye dikeceksiniz?'' der.

***

Nihat Gökyiğit : Vakfın ilk döneminde eğitim ve bilinçlendirmeye çok büyük önem verdik. Basının çok büyük desteği oldu. Milli Eğitim Bakanlığı'yla yaptığımız çalışmalar sonucunda gönüllü öğretmenler ordusu meydana geldi. Bilinçlendirme çalışmaları sürerken, 'peki siz ne yapıyorsunuz?' diye sormaya başladılar. Biz buna da hazırlıklıydık. Bazı örnek projeleri harekete geçirdik, der.


Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Gürses de kırsal kalkınmanın, vakıf için önemli olduğunun söylüyor. TEMA'nın temel hedefinin erozyonla mücadele olduğunu vurgulayan Gürses, ''Bu noktada ceviz ağaçlandırması da başarılı bir şekilde başlatılıp sürdürülebilirse, hem üreticilere hem de ülke ekonomisine önemli bir katkı sağlayacaktır. Erozyonla mücadelede kırsalda kalkınmayı sağlayamazsak başarılı olamayız'' diye konuştu. ''Tabii ki bu yeterli değil. Ceviz ağaçları ülkede çok yaygınken, bunları birilerine satarak azalttık. Şimdi TEMA Vakfı'nın gayretleriyle, Edirne Çevre ve Orman Müdürlüğümüzün özel girişimleriyle Edirne önemli bir mesafe almış durumda. TEMA'nın bu yöndeki gayretlerini, gönüllü olarak çalışan Prof. Dr. Lütfü Baş yürütüyor.'' Diyor.

TEMA Vakfı Eğitim Bölüm Başkanı Celal Ergün,
TEMA V akfı İstanbul Anadolu Yakası Gönüllülerinin katıldığı çevre eğitim sunumunda; Dünya var olduğundan beri hep geleceğin konuşulduğunu belirterek, 21. yüzyıldan sonra insanların su kaynakları, ekolojik denge, küresel iklim değişikliği ve enerji kaynakları gibi konuları konuşmaya başladığını ifade etti.Toprağın veriminin korunması gerektiğini anlatan Ergün, ormanların zarar görmesiyle toprak erozyonunun arttığına işaret etti. Ergün, "Çevre sorunlarının temelinde insan ve toplum var. Doğal varlıkları biran için kullanıp bitiriyoruz. Bizden sonraki nesilleri hiç düşünmüyoruz. Çıkar ilişkileri için doğal varlıklarımız yok ediliyor" ,"Atalarımızın gelecek düşüncesi ile bizim gelecek düşüncelerimiz çok farklı" Toprağın veriminin korunması gerekir, ormanların zarar görmesiyle toprak erozyonu artıyor. Çevre sorunlarının temelinde insan ve toplum var. Doğal varlıkları biran için kullanıp bitiriyoruz. Bizden sonraki nesilleri hiç düşünmüyoruz. Çıkar ilişkileri için doğal varlıklarımız yok ediliyor. Eğilimli alanları tarıma açarak topraklarımızı su ve rüzgar erozyonundan korumalıyız. Çiftçi toprağını terk edip giderse tarım biter. Tarım olmazsa endüstri hiç olmaz. Çünkü endüstrinin hammaddesi tarımdan sağlanıyor. Çiftçiler ve teknik elemanların işbirliği içinde çalışmaları ve hükümetlerin de buna destek olması şarttır.Dedi.

Toprağın korunması çiftçinin korunması ile olur. Çiftçi olmazsa besin nerede.'Mera Bitki Örtüsü ve Erozyon' Ülkedeki biyolojik zenginliğin korunması geleceğimizi yakından ilgilendiren önemli konular. Toprağın bir yerlere gitmesini önlemek oraya uygun yem bitkileri dikmekle olur. Toprağı oluştuğu, suyun düştüğü yerde tutmak zorundayız. Bunun yolu da araziyi bitkilendirmekten geçer.

Ülkemize olan borcumuzu ödemek istiyorsak bu ülkenin topraklarına sahip çıkmalıyız der Karaca. Hava zordur ama temizlenebilir. Sular kirlenir, zordur ama temizlenir fakat giden toprak geri gelmez. Bir gram toprakta 600 milyon bakteri var. Bunlar yoksa biz yokuz.bir gram toprakta 400 bin mikro organizma var. Bana hayat verenlerin yaşam koşulları için şart olanlar, toprak gidiyor. Geri gelmemek üzere akıp gidiyor. 1 santimetre toprağın oluşması için coğrafi koşullara bağlı, iklim koşullarına bağlı olmak üzere 300-1000 arasında yıla ihtiyaç var. 20 santimetre topraktan ancak bir ürün alınabiliyor.O toprağın seni besleyecek hale gelmesi için 20 bin yıla ihtiyaç var. Dünya genelinde yaşanmaya başlayan kıtlığın nedeni toprağın hoyratça kullanılmasından kaynaklanmaktadır. En verimli tarım alanlarına sanayi kurmaya devam ediliyor. Doğada bu kadar zor oluşabilen bir toprağı, önlenmesi mümkünken erozyonla kaybetmek çok acı. Bu bir ihanettir. Giden toprakla beraber bizim geleceğimiz de yok olup gidiyor. Ekip biçecek toprağı olan, topraklarından istediği verimi alan halk ekonomik anlamda da beklentilerini karşılar ve daha mutlu, huzurlu olur. Bu yüzden topraklarımıza sahip çıkmalı ve onu verimli kılmalıyız" der

GEZEGEN İÇİN FİDAN DİK



TEMA Vakfı 15 yıldan bu yana,
başta Halkımız ve 350.000’ni aşkın Gönüllümüz olmak üzere
İş Dünyası, Silahlı Kuvvetler, Milli Eğitim Bakanlığı, özel ve kamu kurum kuruluşlarının desteği ile
4.795 ha alanda 4.713.575 adet fidan dikmiştir.
küresel ısınmayla mücadeleye ülkemizin yapacağı katkı olarak
milyonlarca ağaç dikmeyi hedefliyoruz. ve
duyarlı herkesi gezegenimiz için ağaç dikmeye çağırıyoruz

Ağaçlarve yeşil bitki örtüsü havadaki karbondioksiti emer.
Dünyadaki ormanlarının sadece biyokütlelerinde
283 cigaton karbonu tuttukları tahmin edilmektedir.
Ölü ağaçlar, otlar ve toprağın,
atmosferde bulunan karbondioksitin % 50’den fazlasını
biyokütlelerinde barındırdıkları varsayılmaktadır.

Dünya genelinde yok edilen ormanlardan
atmosfere yılda 1.1 ciga ton karbon salınmaktadır. Bu miktar
4 milyar 25 kiloluk mangal kömürüne eşdeğerdir.
Sanayi ve tarım ihtiyaçlarının artması, nüfus artışı, fakirlik, tüketici ihtiyaçları ormansızlaşmanın başlıca nedenlerdendir.
2005 yılında kereste ve yakacak için kesilen ormanların toplamı
3,1 milyar metreküptür.
Dünyada her yıl ortalama 13 milyon hektar yaklaşık
İç Anadolu Bölgesi’nin yüz ölçümü kadar orman yok olmaktadır.
Geçtiğimiz 10 yıl içerisinde Dünya genelinde kaybedilen ormanları geri kazanmak için
130 milyon hektar Türkiye’nin yaklaşık 1,5 katı büyüklüğünde bir alana ağaç dikmemiz gerekmektedir.

130 milyon hektarlık bu alana 10 sene boyunca aralıksız olarak yaklaşık 14 milyar ağaç dikilmelidir. Bir başka değişle Dünyadaki tüm insanlar
10 yıl boyunca senede 2 ağaç dikmelidir
ve bu ağaçlara bakarak yaşamalarını sağlamalıdır.
1 hektar ağaç yılda 6 ton karbon dioksit emer.
hektarlık alandaki (2,5 futbol sahası ) ince orman toprağı
üst sathında 500 ton su depolar.
Ortalama büyüklükte bir ağaç senede ortalama 12 kg karbon dioksit emer ve bir ailenin senelik ihtiyacı olan
oksijen miktarını atmosfere verir.