13 Ocak 2009 Salı

ORMANLARIMIZ GELECEK NESİL İÇİN KORUNSUN


http://www.ntvmsnbc.com/news/348492.asp

ORMAN DOĞAL VARLIĞIMIZI AZALTACAK HER TÜR GİRİŞİM; BİLİME, HUKUKA VE YAŞAM HAKKINA AYKIRIDIR!


ORMAN DOĞAL VARLIĞIMIZI AZALTACAK HER TÜR GİRİŞİM; BİLİME, HUKUKA VE YAŞAM HAKKINA AYKIRIDIR!
Yaşamın temelini oluşturan toprak, su ve havayı üreten ormanlarımızın işgaline bu güne kadar iktidarlarca seyirci kalınmış ve hatta teşvik edilmiş, şimdi de işgal edilen orman alanları 2/B adı altında ve anayasa ve yasalar ile oynanarak orman dışına çıkartılmaya, TOKİ tarafından yapılacağı söylenen kentsel dönüşüm ile perdelenip satılmaya hazırlanılmaktadır. ANAYASADA AÇIKÇA YASAKLANMASINA RAĞMEN yerel seçimler öncesi, hem de Anayasa değişikliği tartışması ile ORMANLARIMIZ, SİYASİ PROPOGANDA ARACI OLARAK KULLANILMAK İSTENMEKTEDİR.
Edinilen bilgilere göre 2B kapsamı; Anayasa’mızdaki 31 Aralık 1981’den, 2007 sonlarına kadar genişletilmek istenilmektedir. Bu son girişimle orman dışına çıkarılmak istenen 2/B alanlarının büyüklüğü 31 Aralık 1981 tarihi sınırlamasıyla 485.000 hektar iken, sınırlama 2007 yılına çekildiğinde bu büyüklük 800.000 hektara kadar çıkabilecektir. Görünen o ki asıl amaç, sorunu çözmek değil sürdürmektir. Satış vaadiyle kitleler birgün işgal ettikleri orman alanlarına sahip olma beklentisi içinde tutulup, destekçi oy potansiyeli olarak görülmektedir. ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE AÇIKÇA ORMAN İŞGALİ SUÇU TEŞVİK EDİLMEKTEDİR.

TEK VE DOĞRU ÇÖZÜMÜN OLUŞABİLMESİ;
DOĞAL VARLIKLARIMIZIN KORUNMASININ ve SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAMIN ESAS ALINACAĞI
ÜSTÜN KAMU YARARININ GERÇEKLEŞTİRİLMESİNE BAĞLIDIR! İŞTE ÇÖZÜM ÖNERİMİZ:

2B Olarak adlandırılan yaklaşık 485.000 hektar (Yani 4 milyon 850 bin dönüm veya 4 milyar 850 milyon m2) orman arazisi Devlet eliyle orman dışına çıkarılmıştır. Bu alanların yaklaşık 60.000 hektarı tamamen yerleşim alanına dönüşmüş durumdadır. Kalanın yaklaşık 110.000 hektarı mera, 300.000 hektarı tarım arazisi ve diğer geri kalanı da çeşitli şekillerde kullanılmaktadır.
Sosyal ihtiyaçlar yasaları doğurur. Bu nedenle Ülke'de köye traktörün girmesi iç göçü, iç göç kentlerde kısıtlı arsa üretimi nedeni ile çok katlı yapılaşmayı, bu da 1960'larda KAT MÜLKİYETİ KANUNU'nu yaratmıştır. 1990'lara gelindiğinde bir yazlığa, ya da özellikle vasıflı konutlara örneğin kaplıcalardaki konutlara hatta yatlara birden fazla kişi, yılın belli zamanlarında kullanmak koşuluyla müştereken malik olmuşlar ve bu sefer de DEVRE MÜLK hukuku oluşmuştur. Şimdi karşımızda yine bir sosyal olgu vardır. Bu da satılması mümkün olmayan orman arazilerindeki yapılar ve bu yapıların ve maliklerinin hukuki konumudur.
Çözüm için temel anlayış; “işgali hukukileştirmek değil, ormanları korumak” olmalıdır.
Çözümde takip edilmesi gereken temel aşamalar şunlardır:
1. Önce 2B oluşumu durdurulmalı, yani Anayasa’nın 169/son maddesi ve Orman Kanunu'nun 2B maddesi kaldırılmalı ve sorun çözümleninceye kadar bu konu ile ilgili maddeler, kendi kanunlarının geçici maddeleri olarak düzenlenip bir süre sonra tamamen hukuk sistemimizden çıkarılmalıdır. Ayrıca Anayasa’nın 170inci maddesinde ve 2924 sayılı Kanunda da bu yönde düzenlemeler yapılmalıdır.
2. Anayasa’da tespit edilmiş bulunan “bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybetme” tarihi olan 31.12.1981 tarihi asla değiştirilmemeli ve bu kavramı belirleyen ölçütler arasındaki “orman bütünlüğünü bozmama” ve “su ve toprak rejimine zarar vermeme” kavramlarından da asla vazgeçilmemelidir.
3. Funda ve makiliklerin orman dışına çıkarılmasına ilişkin düzenlemeler tamamen yürürlülükten kaldırılmalıdır.
4. Ayrıca; ormanların Anayasa’mızdaki mevcut “Devlet’çe işletilir” düzenlemesi yerine, hiçbir şekilde “işlettirilir” değişikliği yapılmamalıdır. Yaşamın temel destek unsuru ve tamamına yakını da doğal olan ve zengin bir biyolojik çeşitliliği içinde barındıran ormanlarımızın, tamamen kar amaçlı çalışacak özel ve hatta yabancı şirketlere açılması ve ormanlarımızın yok olması ve bu gelirden orman köylüsünün yoksun kalması ile toplumsal barışın bozulması sonucunu doğuracaktır. Bu geçmişte denenmiş olup, kesinlikle düşünülmemelidir.
5. İşgal alanlarından mutlaka ve ayrım gözetmeksizin “ecrimisil/haksız işgal tazminatı” alınmalı, tarım alanı ve mera olarak kullanılan yerlerden alınacak ecrimisil bedeli köylüye iade edilmelidir.
6. Bilahare orman kadastrosu ve kullanım kadastrosu tekrarlanmamak üzere tamamlanmalı ve kriterleri önceden belirlenmiş ve tanımı yapılmış "Toplu Yerleşim Alanları" tespit edilmeli ve bu tespit dışında kalan bütün işgalci yapılaşmalar yıkılmalıdır.
7. Bundan sonra ;
7.1. Toplu yerleşim alanı olan yerlerde; gerçek anlamda "kentsel dönüşüm"ün uygulanması (tabii mümkünse) ve sağlıklı bir kentleşmenin oluşturulup buralarda mülkiyetin Devlet'te kalması koşuluyla, burada hak sahibi görünen kişinin bu yerlerdeki mal varlığına denk olarak, ya kendisine 2B dışında bir yerde bir taşınmaz edinme fırsatı verilmeli, ya da hak sahibinin mal varlığına denk değerde ve ayni bölgede yeni tahsis edilecek taşınmazda 90 yılı aşmamak koşuluyla irtifak hakkı tesis edilmeli, ya da Anayasa ve Medeni Kanun'da bir değişiklik yapılarak SÜRELİ MÜLKİYET veya benzeri bir yeni hukuki kavram oluşturulmalıdır.
7.2. Sanayi tesislerinin olduğu yerlerde; yine mülkiyetin Devlet'te kalması koşuluyla, burada hak sahibi görünen kişinin bu yerlerdeki mal varlığına denk olarak, 90 yılı aşmamak koşuluyla irtifak hakkı tesis edilmeli, oluşturulacak SÜRELİ MÜLKİYET veya benzeri bir yeni hukuki kavrama göre hak sahipliği oluşturulmalıdır.
7.3. Tarım alanlarına ve meralara dönüşen yerlerde ise; tarım alanlarında mülkiyetin Devlet'te kalması koşuluyla, bilahare iade edilmek koşullu ecrimisil alınmak koşuluyla kullanımı sürdürülmeli ve ormana dönmesi uygun olanlarda ise süresi en fazla 90 yıl olmak üzere SÜRELİ MÜLKİYET veya benzeri bir yeni hukuki kavrama göre hak sahipliği oluşturulmalıdır. Meralarda ise, mülkiyetin Devlet'te kalması koşuluyla, bilahare iade edilecek şekilde ecrimisil alınarak ilgili köy tüzel kişiliklerine tahsis edilip, kullanımı sürdürülmeli ve ormana dönmesi uygun olanlarda ise tahsis süresi en fazla 90 yıl olmalıdır.
Böylece 2B arazilerinin hiçbir şekilde tam olarak özel mülkiyete konu olmaması ve en önemlisi de, bu konudaki beklentinin yok edilmesi temin edilmelidir. Bu, mutlaka toplumsal uzlaşı ile oluşacak bir yasal statü olmalıdır. Çünkü bir yanda işgal ile haksız kazanç elde edenler ve etmeye devam edenler, bir tarafta gerçek 2B mağdurları ve diğer tarafta işgalcilere tepki duyanlardan oluşan (ki bunlar sadece TEMA Vakfı’na 1milyon 240 bine yaklaşan bir imza kampanyası ile destek vermişlerdir) bir ortamda toplumsal barış her an bozulabilir. Ormanları korumak geleceğimizi korumaktır. TEMA Vakfı olarak herkesi, gerek bireysel olarak ve gerekse dahil olduğumuz demokratik kitle örgütleri ve gönüllü kuruluşları harekete geçirerek var gücümüzle ormanlarımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz.
Gayrettepe/24.11.2008
Av.Ömer AYKUL
TEMA Hukuk DanışmanıYaşamın temelini oluşturan toprak, su ve havayı üreten ormanlarımızın işgaline bu güne kadar iktidarlarca seyirci kalınmış ve hatta teşvik edilmiş, şimdi de işgal edilen orman alanları 2/B adı altında ve anayasa ve yasalar ile oynanarak orman dışına çıkartılmaya, TOKİ tarafından yapılacağı söylenen kentsel dönüşüm ile perdelenip satılmaya hazırlanılmaktadır. ANAYASADA AÇIKÇA YASAKLANMASINA RAĞMEN yerel seçimler öncesi, hem de Anayasa değişikliği tartışması ile ORMANLARIMIZ, SİYASİ PROPOGANDA ARACI OLARAK KULLANILMAK İSTENMEKTEDİR.
Edinilen bilgilere göre 2B kapsamı; Anayasa’mızdaki 31 Aralık 1981’den, 2007 sonlarına kadar genişletilmek istenilmektedir. Bu son girişimle orman dışına çıkarılmak istenen 2/B alanlarının büyüklüğü 31 Aralık 1981 tarihi sınırlamasıyla 485.000 hektar iken, sınırlama 2007 yılına çekildiğinde bu büyüklük 800.000 hektara kadar çıkabilecektir. Görünen o ki asıl amaç, sorunu çözmek değil sürdürmektir. Satış vaadiyle kitleler birgün işgal ettikleri orman alanlarına sahip olma beklentisi içinde tutulup, destekçi oy potansiyeli olarak görülmektedir. ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE AÇIKÇA ORMAN İŞGALİ SUÇU TEŞVİK EDİLMEKTEDİR.

TEK VE DOĞRU ÇÖZÜMÜN OLUŞABİLMESİ;
DOĞAL VARLIKLARIMIZIN KORUNMASININ ve SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAMIN ESAS ALINACAĞI
ÜSTÜN KAMU YARARININ GERÇEKLEŞTİRİLMESİNE BAĞLIDIR! İŞTE ÇÖZÜM ÖNERİMİZ:

2B Olarak adlandırılan yaklaşık 485.000 hektar (Yani 4 milyon 850 bin dönüm veya 4 milyar 850 milyon m2) orman arazisi Devlet eliyle orman dışına çıkarılmıştır. Bu alanların yaklaşık 60.000 hektarı tamamen yerleşim alanına dönüşmüş durumdadır. Kalanın yaklaşık 110.000 hektarı mera, 300.000 hektarı tarım arazisi ve diğer geri kalanı da çeşitli şekillerde kullanılmaktadır.
Sosyal ihtiyaçlar yasaları doğurur. Bu nedenle Ülke'de köye traktörün girmesi iç göçü, iç göç kentlerde kısıtlı arsa üretimi nedeni ile çok katlı yapılaşmayı, bu da 1960'larda KAT MÜLKİYETİ KANUNU'nu yaratmıştır. 1990'lara gelindiğinde bir yazlığa, ya da özellikle vasıflı konutlara örneğin kaplıcalardaki konutlara hatta yatlara birden fazla kişi, yılın belli zamanlarında kullanmak koşuluyla müştereken malik olmuşlar ve bu sefer de DEVRE MÜLK hukuku oluşmuştur. Şimdi karşımızda yine bir sosyal olgu vardır. Bu da satılması mümkün olmayan orman arazilerindeki yapılar ve bu yapıların ve maliklerinin hukuki konumudur.
Çözüm için temel anlayış; “işgali hukukileştirmek değil, ormanları korumak” olmalıdır.
Çözümde takip edilmesi gereken temel aşamalar şunlardır:
1. Önce 2B oluşumu durdurulmalı, yani Anayasa’nın 169/son maddesi ve Orman Kanunu'nun 2B maddesi kaldırılmalı ve sorun çözümleninceye kadar bu konu ile ilgili maddeler, kendi kanunlarının geçici maddeleri olarak düzenlenip bir süre sonra tamamen hukuk sistemimizden çıkarılmalıdır. Ayrıca Anayasa’nın 170inci maddesinde ve 2924 sayılı Kanunda da bu yönde düzenlemeler yapılmalıdır.
2. Anayasa’da tespit edilmiş bulunan “bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybetme” tarihi olan 31.12.1981 tarihi asla değiştirilmemeli ve bu kavramı belirleyen ölçütler arasındaki “orman bütünlüğünü bozmama” ve “su ve toprak rejimine zarar vermeme” kavramlarından da asla vazgeçilmemelidir.
3. Funda ve makiliklerin orman dışına çıkarılmasına ilişkin düzenlemeler tamamen yürürlülükten kaldırılmalıdır.
4. Ayrıca; ormanların Anayasa’mızdaki mevcut “Devlet’çe işletilir” düzenlemesi yerine, hiçbir şekilde “işlettirilir” değişikliği yapılmamalıdır. Yaşamın temel destek unsuru ve tamamına yakını da doğal olan ve zengin bir biyolojik çeşitliliği içinde barındıran ormanlarımızın, tamamen kar amaçlı çalışacak özel ve hatta yabancı şirketlere açılması ve ormanlarımızın yok olması ve bu gelirden orman köylüsünün yoksun kalması ile toplumsal barışın bozulması sonucunu doğuracaktır. Bu geçmişte denenmiş olup, kesinlikle düşünülmemelidir.
5. İşgal alanlarından mutlaka ve ayrım gözetmeksizin “ecrimisil/haksız işgal tazminatı” alınmalı, tarım alanı ve mera olarak kullanılan yerlerden alınacak ecrimisil bedeli köylüye iade edilmelidir.
6. Bilahare orman kadastrosu ve kullanım kadastrosu tekrarlanmamak üzere tamamlanmalı ve kriterleri önceden belirlenmiş ve tanımı yapılmış "Toplu Yerleşim Alanları" tespit edilmeli ve bu tespit dışında kalan bütün işgalci yapılaşmalar yıkılmalıdır.
7. Bundan sonra ;
7.1. Toplu yerleşim alanı olan yerlerde; gerçek anlamda "kentsel dönüşüm"ün uygulanması (tabii mümkünse) ve sağlıklı bir kentleşmenin oluşturulup buralarda mülkiyetin Devlet'te kalması koşuluyla, burada hak sahibi görünen kişinin bu yerlerdeki mal varlığına denk olarak, ya kendisine 2B dışında bir yerde bir taşınmaz edinme fırsatı verilmeli, ya da hak sahibinin mal varlığına denk değerde ve ayni bölgede yeni tahsis edilecek taşınmazda 90 yılı aşmamak koşuluyla irtifak hakkı tesis edilmeli, ya da Anayasa ve Medeni Kanun'da bir değişiklik yapılarak SÜRELİ MÜLKİYET veya benzeri bir yeni hukuki kavram oluşturulmalıdır.
7.2. Sanayi tesislerinin olduğu yerlerde; yine mülkiyetin Devlet'te kalması koşuluyla, burada hak sahibi görünen kişinin bu yerlerdeki mal varlığına denk olarak, 90 yılı aşmamak koşuluyla irtifak hakkı tesis edilmeli, oluşturulacak SÜRELİ MÜLKİYET veya benzeri bir yeni hukuki kavrama göre hak sahipliği oluşturulmalıdır.
7.3. Tarım alanlarına ve meralara dönüşen yerlerde ise; tarım alanlarında mülkiyetin Devlet'te kalması koşuluyla, bilahare iade edilmek koşullu ecrimisil alınmak koşuluyla kullanımı sürdürülmeli ve ormana dönmesi uygun olanlarda ise süresi en fazla 90 yıl olmak üzere SÜRELİ MÜLKİYET veya benzeri bir yeni hukuki kavrama göre hak sahipliği oluşturulmalıdır. Meralarda ise, mülkiyetin Devlet'te kalması koşuluyla, bilahare iade edilecek şekilde ecrimisil alınarak ilgili köy tüzel kişiliklerine tahsis edilip, kullanımı sürdürülmeli ve ormana dönmesi uygun olanlarda ise tahsis süresi en fazla 90 yıl olmalıdır.
Böylece 2B arazilerinin hiçbir şekilde tam olarak özel mülkiyete konu olmaması ve en önemlisi de, bu konudaki beklentinin yok edilmesi temin edilmelidir. Bu, mutlaka toplumsal uzlaşı ile oluşacak bir yasal statü olmalıdır. Çünkü bir yanda işgal ile haksız kazanç elde edenler ve etmeye devam edenler, bir tarafta gerçek 2B mağdurları ve diğer tarafta işgalcilere tepki duyanlardan oluşan (ki bunlar sadece TEMA Vakfı’na 1milyon 240 bine yaklaşan bir imza kampanyası ile destek vermişlerdir) bir ortamda toplumsal barış her an bozulabilir. Ormanları korumak geleceğimizi korumaktır. TEMA Vakfı olarak herkesi, gerek bireysel olarak ve gerekse dahil olduğumuz demokratik kitle örgütleri ve gönüllü kuruluşları harekete geçirerek var gücümüzle ormanlarımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz.
Gayrettepe/24.11.2008
Av.Ömer AYKUL
TEMA Hukuk Danışmanı

TEMEL DOĞAL VARLIKLARIMIZDAN ORMANLARIMIZ VE 2B SORUNU


TEMEL DOĞAL VARLIKLARIMIZDAN ORMANLARIMIZ VE 2B SORUNU
Bu sorunu irdeleyebilmek için, bu sorunla ilgili kavram ve dayanakları incelemek gerekmektedir. Anayasa’nın 168inci maddesi “Tabii Servetler ve Kaynaklar” yani “Doğal Varlıklar ve Kaynaklar” hukukunun, 169 ve 170nci maddeleri de temel doğal varlık ve kaynağımız olan “Orman” ve ilgilisi “Orman Köylüsü”nün hukukunun temellerini belirlemektedir
Anayasa’nın 168inci maddesi ile ilgili herhangi bir açıklama yapmadan önce maddeyi aynen alalım:
MADDE 168 - Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.
Burada karşımıza “devletin hüküm ve tasarrufu altında olmak” kavramı çıkmaktadır. Nedir bu? Önce bunu inceleyelim. Çünkü bu kavram 169uncu madde için de gündeme gelecektir.


DEVLET’İN HÜKÜM VE TASARRUFU ALTINDA OLMAK KAVRAMI

Bilindiği gibi Devletin de bir tüzel kişiliği vardır ve evrensel ve iç hukuk gereği, o da diğer tüzel kişiler gibi taşınır ve taşınmaz mallara sahip olabilir. Ama Devlet, elbetteki bir vakıf, dernek, kooperatif veya şirket gibi değildir. Onlara hem benzer, ama bir o kadar da benzemez ve üstün bir kudreti elinde bulundurur. Çünkü bir “Ülke/Vatan”da yaşayan insan topluluğu, yani “Millet/Ulus”, bağımsızlığını koruma adına egemenlik yetkisini bu özel konumlu tüzel kişiye devretmiştir. Demek ki Devlet; ulusun verdiği egemenlik yetkisini korumak ve onun adına kullanmakla hem yetkili hem de sorumludur. Bu kısa siyasal ve hukuksal açıklamadan sonra, Devletin mülkiyet hakkının da iki yönlü olduğunu belirtelim. Bunlardan birincisi evrensel mülkiyet hakkıdır. Yani Devlet, diğer tüzel veya gerçek kişiler gibi taşınır ve taşınmaz mal sahibi olabilir. Bu mallarını satabilir, takas edebilir, kiralayabilir, bedelsiz olarak devredebilir. Bu mallar eğer taşınmaz ise mutlaka tapuludur ve ister taşınır, isterse taşınmaz olsun Devlet adına bu işleri Türkiye’de Maliye Hazine’si veya onun yetkilendireceği diğer kuruluşlar yapar. Bir de tapulanmayan, bir başka deyişle sahipsiz veya sahiplenilemeyecek mallar vardır. Bunlar; ormanlar, akarsular, göller, sulak alanlar, iç denizler, tuzlalar, karasuları ve bütün akar ve durgun, tatlı-tuzlu/acı suların kıyıları, dağlar, yaylalar, meralar ve her tür yer altı kaynakları olup, bunlara ayni zamanda “Devlet’in hüküm ve tasarrufu altındaki mallar” da denir. İşte Devlet’in bu mallar üzerindeki mülkiyet hakkı klasik mülkiyet hakkından farklıdır. Bunlar Hazine adına kayıtlı değildir ve Devlet bunları Hazine adına kayıtlı mallara uygulanan satış ve benzeri tasarruflarda bulunamaz. Çünkü bunlar üzerinde Devlet’in mal sahipliği hakkının kökeni; “evrensel mülkiyet hakkı”ndan değil, Ulus’un ona devrettiği “egemenlik hakkı”ndan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle bu tip mallar üzerinde kamu yararına ve sınırlı süreli irtifak (yararlanma) hakkı tesis edilebilir. (Orman ve kıyılarda turizm amaçlı tahsisler, maden ve petrol tesisi işletme hakları v.s.)
Anayasanın 168inci maddesinde iki kavram daha karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan birincisi; “Tabii Servetler” yani “Doğal Varlıklar” ikincisi de; “Tabii Kaynaklar” yani “Doğal Kaynaklar”. Çevre hukukunda yapılan mücadelede bu gün bu iki kavram konusunda çatışma olmaktadır. Bu nedenle kısaca bu kavramları da açıklayalım.
DOĞAL VARLIK VE DOĞAL KAYNAK KAVRAMLARI

Eko-Hukuk (Ekolojik Hukuk)’un temel aldığı ve tercih ettiği kavram “Doğal Varlık” kavramıdır. Tıpkı “Sürdürülebilir Kalkınma” yerine “Sürdürülebilir Yaşam” kavramı gibi. Alışılegelmiş kavram kaynak veya doğal kaynak kavramlarıdır. Kaynak kavramı başlangıç itibariyle “yararlanma”yı, “kullanma”yı ve “tüketme”yi çağrıştırmakta ve bilinçli olarak bu anlamda kullanılmaktadır. Halbuki “doğal varlık” kavramı, öncelikle “koruma”, “geliştirme” ve en sonra “kullanma”yı, elbette “sürdürülebilir bir kullanma”yı çağrıştırmaktadır. Örneğin ormanları sadece “kaynak” olarak görürsek, ormana baktığımızda bizim için ifade edeceği tek veya öncelikli değer “odun değeri” olacaktır. Halbuki ormanlar, en büyük kara eko-sistemi ve çok değerli bir doğal varlıktır. Özellikle Ülkemizdeki orman varlığının %93’ü doğal olup, bu önemli bir “bio-çeşitlililik” anlamına gelmektedir. Ayrıca ormanlar içinde bir çok kaynağı barındırır. Ormanlar oksijen üretme kaynağıdır. Ormanlar su üretme kaynağıdır. Ormanlar, gerek bizzat kendileri ve gerekse birçok iç açıklıkları ile flora ve fauna çeşitliliğine yaşam alanı sağlarlar. Ormanlar sadece odun değil, odun dışı bitkisel üretim (meşe palamutu, harnup v.s.) için kaynaktır. Ormanlar rekreasyon, spor, eğlence, eğitim, turizm ve dinlence için de birer kaynaktırlar. O zaman bu kadar devasa bir kaynak çeşitliliği olan şey, ancak doğal varlık olarak nitelenmeli eko-sistemin ve temelde yaşamın bu çok değerli unsuruna tüketim değil, önce koruma ve geliştirme, bilahare sürdürülebilir, yani ormanın kendini yenileme hızını aşmayacak bir tüketme ile yaklaşılmalıdır. Bu analiz, diğer doğal varlıklar için de gerek orman örneğinde yaptığımız gibi makro ölçekte ve soyut olarak yapılabileceği gibi, mikro ölçekte ve somut olarak yapılabilir.
Burada şu sonuçlara ulaşılmaktadır:
1. Tabii servetler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
2. Tabii kaynaklar da Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
3. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir.
4 Devlet bu hakkını belli bir süre için ve kamu yararı var ise gerçek ve tüzelkişilere devredebilir.


ANAYASA’NIN 169 VE 170’İNCİ MADDELERİ VE “ORMAN VE ORMAN KÖYLÜLERİ” HUKUKU

Bu konu Cumhuriyet öncesi ve sonrası hep Ülke’nin en önemli sorunlarından biri olmuştur. Demokratik yaşamın başlaması ile de seçim vaadi olarak gündeme gelmiş ve her zaman orman varlığının aleyhine sonuç doğurmuştur. Son 5 yıllık siyasi yaşamda en çok gündeme gelen konudur. Yeni bir Anayasa taslağının konuşulduğu bu günlerde yine ormanlar ve yine rant ve yine siyasi istismar en yoğun şekli ile gündemdedir. Aslında bizi ilgilendiren orman doğal varlığımızın en üst hukuk normunda düzenlenişi olmasına rağmen, bu madde ile yakın bir bağ içinde bulunan orman köylüsü ile düzenlemeyi de birlikte inceleyeceğiz. Önce her iki madde metnini de analiz öncesi bir görelim:
ORMANLARIN KORUNMASI VE GELİŞTİRİLMESİ
MADDE 169 - Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.
Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.
Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.
Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz.

ORMAN KÖYLÜSÜNÜN KORUNMASI
MADDE 170 - Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması bakımlarından, ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde Devletle bu halkın işbirliğini sağlayıcı tedbirlerle, 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi; bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti ve orman sınırları dışına çıkartılması; orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için Devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek bu halkın yararlanmasına tahsisi kanunla düzenlenir.
Devlet, bu halkın işletme araç ve gereçleriyle diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırıcı tedbirleri alır.
Orman içinden nakledilen köyler halkına ait araziler, devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılır.
Bu iki maddeden ortaya çıkan sonuçları şöyle sistematikleştirebilir ve orman hukukumuzun temel ilkelerini (Anayasa Md.169) algılayabiliriz:
1. Devlet, ormanların korunması için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır,
2. Devlet, orman sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır,
3. Yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirilir,
4. Yanan yerlerde tarım ve hayvancılık yapılamaz,
5. Ormanların gözetimi Devlet’e aittir,
6. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz,
7. Devlet ormanları kanuna göre, Devlet’çe yönetilir ve işletilir,
8. Ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez,
9. Ormanlar kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz,
10. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez,
11. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz,
12. Münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz,
13. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz,
14. Aşağıdaki yerler dışında orman sınırlarında daraltılma yapılamaz ya da başka bir deyişle ancak aşağıdaki koşullarda orman sınırlarında daraltma yapılabilir:
- Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler,
- 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak
kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya
hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy
yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler,
Orman köylüsü ile ilgili hukukumuzun temel ilkeleri (Anayasa Md.170) ise şöyle algılanabilir:
15. Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve
bütünlüğünün korunması bakımlarından, ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde
Devletle bu halkın işbirliğini sağlayıcı tedbirler kanunla düzenlenir,
16. 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen
kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi; bilim ve fen bakımından orman olarak
muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti ve orman sınırları dışına
orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için
Devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek bu halkın yararlanmasına tahsisi kanunla
düzenlenir,
17. Devlet, bu (nakledilen) halkın işletme araç ve gereçleriyle diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırıcı tedbirleri alır,
18. Orman içinden nakledilen köyler halkına ait araziler, devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılır.
Görüldüğü gibi birbiriyle yakın ilişkili bu iki madde bu şekle dönüştüğünde daha anlaşılır hale gelmektedir. Burada açıkça ormanların “Devlet’in hüküm ve tasarrufu altında” olduğu belirtilmemekle birlikte, “Ormanların gözetimi Devlet’e aittir”, “Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz” ve “Ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez” ile “Ormanlar kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz” hükümleri ile dolaylı olarak bu tanıma ulaşılmaktadır. Üstün kamu yararı analizinde, yapılacak değerlendirmeler bu anayasal doğrultuda olacaktır. Anayasa ile Orman Kanunu’nun 2nci maddesini birlikte değerlendirirsek, Anayasa’nın 169/son fıkrası Orman Kanunu’nun 2B maddesi ile, Anayasa’nın 170inci maddesi de Orman Kanunu’nun 2A maddesi ile bağlantılıdır. Kısaca belirtirsek 170inci madde ile Orman Kanunu’nun 2A maddesi, orman köylülerinin; orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler ile halen orman rejimi içinde bulunan funda ve makilerle örtülü yerlerden tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerlere kısmen veya tamamen yerleştirilmesi ile ilgili bir düzenlemedir. Bu uygulamada yöntem tahsistir.
Fakat Anayasa’nın 169/son fıkrası bağlantılı olduğu Orman Kanunu’nun 2B maddesi ise; 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanlarının orman sınırları dışına çıkartılması ile ilgilidir. Bu 2B arazileri uygulamada Orman İdaresinden Hazine mülkiyetine devredilmektedir. Hazine’nin bu arazileri satabilmesiçin çıkartılan muhtelif kanunlar Anayasa Mahkemesi’nden geri dönmüştür.


ANAYASA DEĞİŞİKLİK GİRİŞİMLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

2003 Yılında bu konuda yapılmak istenen iki Anayasa değişiklik girişimi zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet SEZER’den iki kez geri dönmüştür. Ormancıların, orman işçi ve köylüsünün ve onun kooperatiflerinin, Orman Mühendisleri Odası başta olmak üzere pek çok odanın, bilim adamlarının, TEMA Vakfı başta olmak üzere bazı gönüllü kuruluşların ve yine üç büyük kentin Baroları başta olmak üzere birçok Baro’nun da karşı çıktığı ve “Ormanlarımıza Sahip Çıkalım Birliği” adı altında yaklaşık 70 kuruluş olarak birleştiği bu olayı anlamak ve için kısaca değişiklikleri ve bu süreci bir hatırlayalım :

BİRİNCİ GİRİŞİM

Anayasanın 169/2nci Maddesinin Değişikliği ve Getirdikleri ;
MEVCUT 169/2NCİ MADDE :
Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.
YENİ 169/2NCİ MADDE :
Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir, işletilir ve işlettirilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.
Açıklamalar ;
1. Devlet ormanlarının taahhüt yolu ile işletilmesi ve böylece gerçek amaç olan özelleştirilmesi hedeflenmiştir..
2. Ormanlardaki üretim, orman köylüsünden ve onların oluşturduğu kooperatiflerden alınarak özel kişi ve kuruluşlara verilmek istenmiştir. Bu orman köylüsünün daha da yoksullaşması demektir. Uygulamaya geçildiğinde orman köylüsü ile, işletmeci karşı karşıya gelecek, çatışmalar olabilecek, toplumsal barış bozulabilecektir.
3. Devlet dışında yapılan üretimin kontrolu mümkün değildir, kuralsız ve kaçak kesim önlenemez. Bu orman doğal varlığının ağır tahribatı sonucunu doğuracak, o da erozyonu, yoksulluğu ve açlığı ve yeni göçleri tetikleyecektir.
4. Bu değişiklik, kızılağacı, kestaneyi orman ağacı dışına çıkartmayı kendi ekonomik çıkarı için yegane amaç gören küçük bir azınlığın dışında hiç kimse için bir yarar oluşturmayacaktır.
5. Devlet ormanlarının işlettirilmesi sonucunda, zaten sınır değerlere inmiş olan bu doğal varlığımız yabancı işletmecilerin keyfine bırakılacak ve Anayasa’nın daha önce değiştirilmiş bulunan 47,125 ve 155nci maddeleri gereği Türk Adaletinin yargı erki dışına çıkacak ve bağımsızlığımız tartışılır hale gelecektir.
6. Bir yenilik diye getirilen Devlet ormanlarının işlettirilmesi usulü, aslında Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde ve Cumhuriyetin de ilk yıllarındaki yöntem olup, ormanlarımızın ne hale geldiği ortadadır. Aslında uluslar arası sermayenin dayatması olan bu değişiklik, en önemli doğal kaynaklarımızın bir bileşkesi olan orman doğal varlığımızın, bu en önemli servetimizin sonunda yabancıların eline geçmesi sonucunu doğurabilecektir.

Anayasanın 170nci Maddesi Değişikliği ve Getirdikleri :
MEVCUT 170NCİ MADDE :
Orman köylüsünün korunması
Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması bakımından, ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde, Devletle bu halkın işbirliği sağlayıcı tedbirlerle, 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi, bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti ve orman sınırları dışına çıkartılması; orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için Devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek bu halkın yararlanmasına tahsisi kanunla düzenlenir.
Devlet, bu halkın işletme ve araç ve gereçleriyle diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırıcı tedbirleri alır.
Orman içinden nakledilen köyler halkına ait araziler, Devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılır.
YENİ 170NCİ MADDE :
Orman sınırları dışına çıkartılan yerlerin değerlendirilmesi ve orman köylüsünün desteklenmesi
Devlet, ormanların içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması bakımından, ormanların gözetilmesi ve işletilmesinde Devletle bu halkın işbirliğini sağlayıcı tedbirleri alır.
Bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti ve orman sınırları dışına çıkartılması; Orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için Devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek bu halkın yararlanmasına tahsisi kanunla düzenlenir.
31.12.1981 Tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş ve orman sınırları dışına çıkartılmış yerlerin devri, tahsisi, terki, kiraya verilmesi, üzerinde sınırlı ayni hak tesisi, satışı ve satış gelirlerinden orman köylülerinin kalkındırılmalarının desteklenmesi amacıyla ayrılacak payın belirlenmesi kanunla düzenlenir. Orman köyleri sınırları içinde kalan yerlerin satışında kullanıcısı orman köylüsüne öncelik tanınır.
Devlet, bu halkın işetme araç ve gereçleriyle diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırıcı tedbirleri alır.
Orman içinden nakledilen köyler halkına ait araziler Devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılır.
Açıklamalar;
1. Görüntüdeki amacı yerleşim alanı haline gelmiş orman alanlarındaki sorunu çözmek ve böylece bir gelir elde ederek kaynak yaratmak olan bu değişikliğin asıl amacı, bir avuç rantiyeye yeni paralar kazandırmak ve çok değerli bazı orman alanlarını birilerinin mülkiyetine geçirtmektir.
2. Eğer gerçekten kangren halini almış olan, yerleşim alanına dönüşen orman alanları ile ilgili sorununu çözmek niyetinde olunsa idi, sorunun kaynağı olan Anayasa’nın 169 ncu maddesinin son fıkrası ile Orman Kanununun 2B maddesinin değiştirilmesi gerekirdi.
3. Öncelikle bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmek kavramı doğru bir kavram olmayıp, bu kavramın her derecedeki hukuk normundan çıkartılması gerekir. Orman, deniz veya su altında kalmadıkça, lavlarla kaplanmadıkça veya tamamen göçerek üstü başka bir örtü ile kaplanmadıkça, sırf ağaç varlığı yok oldu diye niteliğini kaybetmez.
4. Mevcut düzenlemede 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından niteliğini kaybederek orman dışına çıkartılan alanlar sadece orman köylüsüne tahsis edilebilirken, yapılan değişiklikle hükümete geniş bir tasarruf yetkisi verilmektedir. Özellikle iş bu yetkilerden devir ve terki anlamak mümkün değildir, kim, kimin malını, kime devretmekte veya terk etmektedir? Önceki iktidarlar döneminde de, orman dışına çıkartılan alanlar yasa değişikliği ile satışı girişiminde bulunulmuş, fakat bu Anayasa Mahkemesinden geri dönmüştür. İşte, ORMANLARLA İLGİLİ TEMEL ANAYASAL SİSTEM, BU DEĞİŞİKLİKLE ORTADAN KALDIRILMAK İSTENMİŞTİR..
5. Satıştan 25 Milyar Dolar beklenti tam bir ham hayaldir. Uluslar arası tahkim ile ilgili Anayasa değişiklikleri yapılırken de 135 Milyar Dolar yatırım beklendiği, 30 Milyar Doların ise kapımızda olduğu söylenerek kamuoyu 1998 yılında aldatılmıştır. Unutulmamalıdır ki, ne orman köylüsünde bu alanları satın alacak para vardır, ne de buraları işgal edenlerin ödemeye niyeti vardır.
6. Üstelik satış sonrası elde edilecek gelirin gerçek ihtiyaç sahibi olan orman köylüsüne nasıl yansıtılacağı da müphem olup, büyük bir ihtimalle buradan sağlanacak kaynak iç ve dış borçların faizine gidecektir.
7. Kanunlara karşı gelenler bir kere daha ödüllendirilecek olup, bu değişiklik tamamen örtülü bir ORMAN SUÇLARI AFFIDIR.
8. Bu değişiklik ne ormanı, ne orman köylüsünü, ne de tarım alanlarını ve meraları korumaktadır.
9. Bu değişiklik ANAYASA’NIN DEĞİŞTİRİLEMEZ HÜKÜMLERİNDEN OLAN SOSYAL DEVLET VE HUKUK DEVLETİ İLKELERİNE AYKIRIDIR.


İKİNCİ GİRİŞİM

Bilahare toplumsal direnim ve Cumhurbaşkanlığınca yasanın geri gönderilmesi nedeni ile 169ncu madde değişikliğinden tamamen 170nci madde değişikliğinden ise satış hariç vazgeçilmiş ve 170nci maddenin yeni hali aşağıdaki gibi oluşmuş ve bu da bir kez daha görüşülmek üzere Cumhurbaşkanlığınca iade edilince, bu girişim Hükümetçe askıya alınmış şimdi de yeni anayasa hazırlığı ile gündeme getirilmiştir.
Cumhurbaşkanlığının birinci iade gerekçesindeki en dikkat çekici husus, Devletin ormanlar üzerindeki mülkiyet hakkının gerçek anlamda bir mülkiyet hakkı olmayıp, tıpkı karasuları, hava sahası v.b. gibi egemenlik hakkından kaynaklanan bir hak ve denetim, gözetim ve koruma hakkı olduğu açıklamasıdır.
Cumhurbaşkanlığınca ikinci kez görüşülmek üzere iade edilme gerekçesindeki dikkat çekici husus ise (öncelikle birinci geri göndermedeki gerekçelerin devam ettiği belirtilerek) şöyledir:
“Orman niteliğini 31.12.1981 gününden önce yitirmiş alanların, bu duruma kasıtlı eylemleriyle neden olan kişilere satılması yolunun açılması, işgalcilerin bu yerlerin sahibi olabilmelerine olanak tanınması hukuk devleti ve adalet ilkesiyle bağdaştırılamaz.
Suç işleyerek ormandan yer elde etmiş kişi ya da kurumların bu yolla ödüllendirilmesi, ormana zarar vermeyen, yasalara ve Anayasa’ ya saygılı yurttaşların Devlet’ e hukuka ve yasalara güvenini sarsacaktır.
Ayrıca, ormanlık alanlarının tahribine ve orman varlığının sona erdirilmesine yönelik eylemlere anayasal dayanak kazandırılması, işgale ve ormanların tahrip ve yağmasına süreklilik kazandıracaktır.
Hukuksal statü olarak orman alanı dışına çıkarılan yerlere sahip olanların ya da bu alanlara kurulacak konut ve sınai tesislerin, bu alanlara bitişik ormanlara verebilecekleri zararın nasıl önlenebileceği ise, ayrı bir sorun olarak önemini korumaktadır.”
Görüleceği üzere anayasa değişikliğinin iade mantığı gerek hukuksal ve gerekse bilimsel
olarak son derecede tutarlıdır.


2007 YILINDA ORTAYA ÇIKAN VE SAHİPLENİLMEYİP ORTADA KALAN ANAYASA TASLAĞINDA ORMANLARLA İLGİLİ DÜZENLEME VE DEĞERLENDİRİLMESİ

Gerek yeni bir anayasa gereksinimi ve zamanlaması, gerek oluşturulması ve kapsamı bakımından çok ağır eleştirilere uğrayan, ısmarlayanların bile sahiplenmeyip ortada bıraktığı taslağın ormanlarla ilgili maddesi aşağıdadır.
Taslak Madde 131(Ormanların korunması ve geliştirilmesi):
(1) Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli tedbirleri alır. Bütün ormanların gözetimi devlete aittir. Yanan ormanların yerinde ve orman içinden nakledilen köyler halkına ait arazilerde derhal yeni ormanlar yetiştirilir. Bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bu yerler imara açılamaz.
(2) Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz ve kanuna göre buralar devletçe yönetilir, işletilir ve işlettirilir. Bu ormanlar zaman aşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.
(3) Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyete müsaade edilemez. Münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz..
(4) Aşağıda belirtilen durumlar ve yerler dışında orman sınırları daraltma yapılamaz:
a). Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen ve tarım alanlarına veya başka alanlara dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler,
b) 23/07/2007 tarihinden önce ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik ve zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler,
c) Şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler.
(5) Dördüncü fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen yerlerin değerlendirilmesi veya gerçek ve tüzel kişilere satılması veya bedeli karşılığında kullanım hakkı verilmesi kanunla düzenlenir. Satış veya kullanım hakkı verilmesinde öncelik, fiilen bu arazileri kullananlar veya orman köylülerinindir.
Yapılmak istenen değişiklikle hem Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararlar, hem de Cumhurbaşkanlığınca iki kez iade edilen 2003 gerekçeleri aşılmak istenmektedir.
Taslak ile ;
1. “İşlettirme” kavramı ile ormanların önce özelleştirilmesinin sonra da yabancılaştırılmasının ve bilahare de yok edilmesinin önü açılmaktadır.
2. “Orman köylüsü” hakkında hiçbir düzenleme yoktur. Halbuki ekonomik olarak ülkemizin en düşük düzeyde gelire sahip kesimi orman köylüsüdür. Taslaktaki liberal ve sosyal devleti red edici bakış burada da kendisini hissetirmektedir.
3. Taslakta mevcut anayasa maddesindeki “orman tahribine yol açacak siyasi propaganda yapılmaması” hükmünün yer almamakta olup, ormanların artık tahribe daha açık hale geleceği anlaşılmaktadır.
4. Mevcut anayasa maddesindeki kamu oyu baskısı nedeniyle hiçbir zaman işlemesi olası görülmeyen “münhasıran orman suçları için af çıkarılamaz” hükmü korunurken, “ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz” hükmü taslaktan çıkartılmaktadır. BUNUN NE KADAR TEHLİKELİ BİR GİRİŞİM OLDUĞUNU SÖYLEMEYE BİLE GEREK YOKTUR.
5. Ve nihayet “bilim ve fen bakımından nitelik kaybı” denen garabetin tarihi, seçimin bir gün sonrası olan 23.07.2007 tarihine getirilerek bir yeni son nokta, tabii Ülke ormanlarına da bir son nokta konmaktadır. Böylece;
5.1. Aslında sorunun çözülmesinin değil sürdürülmesinin istendiği ve bunda, yani ormanların peşkeş çekilmesinde siyasal yarar görüldüğü,
5.2 Orman işgallerinin özendirileceği ve işgallerin artarak devam edeceği,
5.3 25 Milyar dolar gelir elde edileceği kandırmacasının sürdürüleceği,
5.4. Bu durumda 1981-2007 işgalleri için yeniden bir orman kadastrosu yapılması gerektiği ve buna bağlı olarak 1981 dönemine kadarki bölümde bile çok küçük bir oranda tamamlanabilmiş olan kullanım kadastrosunun da bu durumda tamamlanabilme sürecinin öngörülemeyecek bir tarihe öteleneceği ve fiilen aslında bu işlemin yapılamayacağı,
5.5. Bu durumda iktidarın asıl amacının bu sorunu çözmek değil sürdürmek olduğu ve belli yerleri belli kişilere peşkeş çekerek kısa vadede hedefine ulaşacağı, uzun vadede de kitleleri bir gün işgal ettikleri orman alanlarına sahip olacağı beklentisi içinde bulundurarak, kendisine destekçi bir potansiyeli sürekli hazırda tutmak istediği,
5.6.Taslağın 131/5. maddesinde 2B alanlarının “satılacağı” hükme bağlanırken, satılacak hedef kitle arasında “fiilen bu arazileri kullananlar” dan bahsedilmesi, ORMANLARIN İŞGALCİLERİNE SATILACAĞI ve SONUÇTA ANAYASA MADDESİ YOLU İLE SUÇ İŞLENECEĞİ veyahut SUÇUN ORTADAN KALDIRILACAĞI,
açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu kabul edilemezdi ve edilmemiştir. Sonuçta taslak ortada ve sahipsiz kalmıştır.


2009 YEREL SEÇİMLERİNE DOĞRU YİNE VE YENİDEN “2B” VE ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TARTIŞMALARI

2008 Yılının son ayına girmek üzere ve 2009 ilkbaharında yapılacak yerel seçimlere çok az bir süre kalmışken yeniden ve bu kez Çevre ve Orman Bakanlığının habersiz göründüğü ve Maliye Bakanlığınca çalışmalarının yapılıp Devlete ait bir haber ajansı olan Anadolu Ajansı aracılığıyla kamu oyuna duyurulan bir yeni 2B girişimi ve anayasa değişikliği söylemi ile karşı karşıya kalınmıştır. Henüz ortada bir tasarı veya taslak bir metin olmadığından metne yönelik bir değerlendirme yapılamamaktadır. Sadece 2B alanlarına TOKİ tarafından konut yapılacağı ve yabancılar dahil satılacağı sızdırılan haberlerdendir. Konu herkesçe gayet iyi bilindiğinden çıkacak metni tahmin etmek çok zor değildir. Bu metin de diğerleri gibi “satış” esaslı olacaktır. Sadece TOKİ tarafından “kentsel dönüşüm” uygulamaları ile satış işlemi yapılacağı söyleminden, “satış”işleminin “kentsel dönüşüm”ün arkasına saklanmak istendiği anlaşılmaktadır. Özetle “satış”, önceki “2B mağdurları” söyleminin yanı sıra bu kez “kentsel dönüşüm” söylemi ile de perdelenecektir. İşgalcileri “2B mağduru” diye gösterenler, “gerçek 2B mağdurları”nı neden görmemektedirler. Çünk, gerçek 2B mağdurları “işgalci” değildirler ve tek kusurlar Devlet’e güvenmektir. Çözüme geçmeden önce gerçek 2B mağdurlarını görelim.


GERÇEK 2B MAĞDURLARI

Gerçek 2B mağdurları kesinlikle orman işgalcileri değildir. Bugün orman işgal alanlarındaki kentleşmiş yerlerde oturanların büyük çoğunluğunun kiracı olduğu göz önüne alındığında, söz konusu olanın “mağduriyet” değil “rant” olduğu kolayca anlaşılacaktır. Halbuki, üzerinde herhangi bir kısıtlama veya şerh olmayan taşınmazları “tapu kaydı”na ve “Devlet”e güvenerek satın alıp, imar durumları inşaata elverişli olan yerlerde yapılarını oluşturup iskan ruhsatı dahi almış olduğu halde, yıllar sonra burası orman veya 2B denilerek tapuları iptal edilen, işgalci konumuna düşürülen vatandaşlarımız gerçek mağdurlardır. Evet, maalesef Devlet'in tapusuna güvenerek taşınmaz alan bir kısım vatandaşların, yine Orman Genel Müdürlüğü'nün Devlet gücünü ve yasaları arkasına alarak, hukuken geçerli tapuları "orman" vasıflı diye iptal ettirdiğini, hatta bunların daha sonra tazminat istemlerinin de kabul edilmediğini ve mağdurların İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine gittiklerini ve Devlet adına sorumsuzluk yapanların yine bu mahkeme aracılığı ile Devlet'in büyük tazminatlara mahkum olmasına sebep olduklarını biliyoruz. 2B Konusunu incelerken sayıları azımsanmayacak seviyede olup, tek kusurları Devlet ve kanunlara saygılı olmak olan bu vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin gerçek mağduriyet olduğunu, burada doğru çözümün;
2B adına tapu iptali uygulaması yapılmaması,
Ormana dönüştülecek alanlarda ise kamulaştırma yapılması,
olduğunu belirtmek isteriz.


2B SORUNUNDA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

2B Olarak adlandırılan yaklaşık 485.000 hektar (Yani 4 milyon 850 bin dönüm veya 4 milyar 850 milyon m2) orman arazisi Devlet eliyle orman dışına çıkarılmıştır. Bu alanların yaklaşık 60.000 hektarı tamamen yerleşim alanına dönüşmüş durumdadır. Kalanın yaklaşık 110.000 hektarı mera, 300.000 hektarı tarım arazisi ve diğer geri kalanı da çeşitli şekillerde kullanılmaktadır.
Sosyal ihtiyaçlar yasaları doğurur. Bu nedenle Ülke'de köye traktörün girmesi iç göçü, iç göç kentlerde kısıtlı arsa üretimi nedeni ile çok katlı yapılaşmayı, bu da KAT MÜLKİYETİ KANUNU'nu yaratmıştır. Yani arsa ile bağlantısı olmayan ve adeta havada asılı gibi duran bir apartman dairesi/bağımsız bölüm için bir tapu oluşmuş ve arsa payı ile de üzerinde bulunduğu arsaya bağlanmış ve o arsada ayrıca bir hak sahipliği oluşmuştur. 1960'lardan 1980/1990'lara gelindiğinde bir yazlığa, ya da özellikle vasıflı konutlara örneğin kaplıcalardaki konutlara hatta yatlara birden fazla kişi, yılın belli zamanlarında kullanmak koşuluyla müştereken malik olmuşlar ve bu sefer de DEVRE MÜLK hukuku oluşmuştur. Şimdi karşımızda yine bir sosyal olgu vardır. Bu da satılması mümkün olmayan orman arazilerindeki yapılar ve bu yapıların ve maliklerinin hukuki konumudur.
Çözüm için temel anlayış; “işgali hukukileştirmek değil, ormanları korumak” olmalıdır.
Çözümde takip edilmesi gereken temel aşamalar şunlardır:
1. Önce 2B oluşumu durdurulmalı, yani Anayasa’nın 169/son maddesi ve Orman Kanunu'nun 2B maddesi kaldırılmalı ve sorun çözümleninceye kadar bu konu ile ilgili maddeler, kendi kanunlarının geçici maddeleri olarak düzenlenip bir süre sonra tamamen hukuk sistemimizden çıkarılmalıdır. Ayrıca Anayasa’nın 170inci maddesinde ve 2924 sayılı Kanunda da bu yönde düzenleme yapılmalıdır.
2. Anayasa’da tespit edilmiş bulunan “bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybetme” tarihi olan 31.12.1981 tarihi asla değiştirilmemeli ve bu kavramı belirleyen ölçütler arasındaki “orman bütünlüğünü bozmama” ve “su ve toprak rejimine zarar vermeme” kavramlarından da asla vazgeçilmemelidir.
3. Funda ve makiliklerin orman dışına çıkarılmasına ilişkin düzenlemeler tamamen yürürlülükten kaldırılmalıdır.
4. Ayrıca; ormanların Anayasa’mızdaki mevcut “Devlet’çe işletilir” düzenlemesi yerine, hiçbir şekilde “işlettirilir” değişikliği yapılmamalıdır. Yaşamın temel destek unsuru ve tamamına yakını da doğal olan ve zengin bir biyolojik çeşitliliği içinde barındıran ormanlarımızın, tamamen kar amaçlı çalışacak özel ve hatta yabancı şirketlere açılması ve ormanlarımızın yok olması ve bu gelirden orman köylüsünün yoksun kalması ile toplumsal barışın bozulması sonucunu doğuracaktır. Bu geçmişte denenmiş olup, kesinlikle düşünülmemelidir.
5. İşgal alanlarından mutlaka ve ayrım gözetmeksizin “ecrimisil/haksız işgal tazminatı” alınmalı, tarım alanı ve mera olarak kullanılan yerlerden alınacak ecrimisil bedeli köylüye iade edilmelidir.
6. Bilahare orman kadastrosu ve kullanım kadastrosu tekrarlanmamak üzere tamamlanmalı ve kriterleri önceden belirlenmiş ve tanımı yapılmış "Toplu Yerleşim Alanları" tespit edilmeli ve bu tespit dışında kalan bütün işgalci yapılaşmalar yıkılmalıdır.
7. Bundan sonra ;
7.1. Toplu yerleşim alanı olan yerlerde; gerçek anlamda "kentsel dönüşüm"ün uygulanması (tabii mümkünse) ve sağlıklı bir kentleşmenin oluşturulup buralarda mülkiyetin Devlet'te kalması koşuluyla, burada hak sahibi görünen kişinin bu yerlerdeki mal varlığına denk olarak, ya kendisine 2B dışında bir yerde bir taşınmaz edinme fırsatı verilmeli, ya da hak sahibinin mal varlığına denk değerde ve ayni bölgede yeni tahsis edilecek taşınmazda 90 yılı aşmamak koşuluyla irtifak hakkı tesis edilmeli, ya da Anayasa ve Medeni Kanun'da bir değişiklik yapılarak SÜRELİ MÜLKİYET veya benzeri bir yeni hukuki kavram oluşturulmalıdır.
7.2. Sanayi tesislerinin olduğu yerlerde; yine mülkiyetin Devlet'te kalması koşuluyla, burada hak sahibi görünen kişinin bu yerlerdeki mal varlığına denk olarak, 90 yılı aşmamak koşuluyla irtifak hakkı tesis edilmeli, oluşturulacak SÜRELİ MÜLKİYET veya benzeri bir yeni hukuki kavrama göre hak sahipliği oluşturulmalıdır.
7.3. Tarım alanlarına ve meralara dönüşen yerlerde ise; tarım alanlarında mülkiyetin Devlet'te kalması koşuluyla, bilahare iade edilmek kayıt ve ecrimisil alınmak şartı ile kullanımı sürdürülmeli ve ormana dönmesi uygun olanlarda ise süresi en fazla 90 yıl olmak üzere SÜRELİ MÜLKİYET veya benzeri bir yeni hukuki kavrama göre hak sahipliği oluşturulmalıdır. Meralarda ise, mülkiyetin Devlet'te kalması koşuluyla, bilahare iade edilecek şekilde ecrimisil alınarak ilgili köy tüzel kişiliklerine tahsis edilip, kullanımı sürdürülmeli ve ormana dönmesi uygun olanlarda ise tahsis süresi en fazla 90 yıl olmalıdır.
Böylece 2B arazilerinin hiçbir şekilde tam olarak özel mülkiyete konu olmaması ve en önemlisi de, bu konudaki beklentinin yok edilmesi temin edilmelidir. Bu, mutlaka toplumsal uzlaşı ile oluşacak bir yasal statü olmalıdır. Çünkü bir yanda işgal ile haksız kazanç elde edenler ve etmeye devam edenler, bir tarafta gerçek 2B mağdurları ve diğer tarafta işgalcilere tepki duyanlardan oluşan (ki bunlar sadece TEMA Vakfı’na 1milyon 240 bine yaklaşan bir imza kampanyası ile destek vermişlerdir) bir ortamda toplumsal barış her an bozulabilir.
Bu günlerde ‘Ormanlarımıza Sahip Çıkalım Birliği’ne, hukukçulara, çevrecilere ve bütün aydınlara yine büyük görev düşmektedir ve onlar zaten harekete geçmişlerdir. Bu konuda çıkarı olan çok küçük bir grup hariç kamuoyu zaten bu konuda çok hassastır. Ormanları korumak geleceğimizi korumaktır. TEMA Vakfı olarak herkesi, gerek bireysel olarak ve gerekse dahil olduğumuz demokratik kitle örgütleri ve gönüllü kuruluşları harekete geçirerek var gücümüzle ormanlarımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz.
Gayrettepe/24.11.2008


Av.Ömer AYKUL
TEMA Hukuk Danışmanı

11 Ocak 2009 Pazar

konuWTI Bogazici Tarim Cevre Arastirma ( 1)


Konu:WTI Bogazici Tarim Cevre Arastirma ( 1)

kimdenBaris Karapinar
kimetema.istanbul@gmail.com tarih21 Mayıs 2007 Pazartesi 12:02
WTI-Bogazici Tarim-Cevre Arastirma

Merhalar Sevil Hanim, Size
İsvicre Bern Universitesi’ne bağlı Dunya Ticaret Enstitusu’nden yaziyorum. Saniyorum asistanimiz Burcu Senturk, Boğaziçi Üniversitesiyle ortak yuruttugumuz sürdürülebilir tarım projemizle ilgili sizle baglantiya gecti.
“Dünya Ticaret Örgütü Hukuku ve Politikasında Sürdürülebilir Tarım” isimili bu projenin amacı tarım, çevre, kültür ve ekonomik konumları farklı olan ülkelerde sürdürülebilir tarım yaklaşımlarını araştırmak.

Bu amaçla iki sanayileşmiş ülke (İsviçre ve Yeni Zelanda) ile iki gelişmekte olan ülkeyi (Türkiye ve Çin) karşılaştırmak üzere seçtik.

Bu cercevede, tarım sektöründe önde gelen sivil toplum örgütleri, üniversiteler, uretici birlikleri, resmi kurumlar ve özel sektör temsilcileriyle konunun ekonomik, çevre ve teknoloji yönlerini kapsayan bir anket çalışması yapıyoruz. TEMA da Türkiye’de konunun cevre boyutuyla ilgili cok onemli bir kurulus oldugu icin bu araştırmaya katılmanız bizim için çok önemli.

Saniyorum asistanimiz size anketi iletti (ekte de gorebilirsiniz). Anketin ilk bolumunde projemizle ilgili daha ayrintili bilgiye de ulasabilirsiniz.

Onumuzdeki donemde anket sonuclarini bir rapor halinde ve Bogazici Universitesinde yapacagimiz bir seminerle sizlerle paylasmayi istiyoruz.

Umuyorum onumuzdeki bir hafta icinde anket icin zaman ayirip bana ya da Burcu Senturk’e geri donme olanaginiz olacaktir.

Saygilarimla,
Dr. Baris Karapinar
Research Fellow
World Trade Institute , University of Bern Hallerstr.
6 3012 Berne Switzerland

(2) Dünya Ticaret Enstitüsü (WTI), Bern Üniversitesi, İsviçre

From: Baris Karapinar
Date: 21.May.2007 13:02
Subject: WTI-Bogazici Tarim-Cevre Arastirma
To: tema.istanbul@gmail.com
31.05.2007from: TEMA Istanbul Kime: Celal.Ergun
Türkiye Tarımında Sürdürülebilir Kalkınma Anketi
(Ocak 2007)
Dünya Ticaret Enstitüsü (WTI), Bern Üniversitesi, İsviçreBoğaziçi Üniversitesi, Ekonomi Bölümü, Türkiye Ortak projesi

Dr. Barış Karapınar World Trade Institute Bern, İsviçre
Web site adresi: www.nccr-trade.ch

Tel: +41 31 631 36 27; Fax: +41 31 631 36 30
E-mail: baris.karapinar@wti.org

Prof. Fikret Adaman
Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü İstanbul, Türkiye
Web site adresi: www.boun.edu.tr

Tel: +90 212 359 76 56; Fax: +90 212 287 24 53
E-mail: adaman@boun.edu.tr

Dr. Philipp Aerni World Trade Institute Bern, İsviçre
Web site adresi: www.nccr-trade.ch

Tel: +41 31 631 36 27; Fax: +41 31 631 36 30
E-mail: philipp.aerni@wti.org
GİRİŞ
Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) birçok üye ülkesi, tarımda sürdürülebilirlik ilkesine bağlı olduklarını iddia ediyorlar. Ancak, bu ülkeler sürdürülebilir tarımın genel hedeflerinde hemfikir olmakla birlikte bu terimi net bir şekilde tanımlamada farklılık gösteriyorlar. Bir ülkenin sürdürülebilir tarım tanımı, bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu gerçeklerle olduğu kadar kamuoyunun konuya bakış şekliyle ve siyasal çıkar gruplarının etkisiyle de belirlenmektedir. Bu tam net olmayan tanımlamalar ülkelerin ticaret kısıtlama politikalarını DTÖ Tarım Anlaşmasının "tarım-dışı amaçlar" ve "özel ve farklılaştırılmış uygulama" çerçevesine sokarak meşrulaştırma çabasında belirginleşiyor.

"DTÖ Hukuku ve Politikasında Sürdürülebilir Tarım" isimli bu projenin amacı tarım, çevre, kültür ve ekonomik gelişmişlik konumları farklı olan ülkelerde sürdürülebilir tarıma olan yaklaşımları araştırmak.
Bu amaçla iki sanayileşmiş ülke (İsviçre ve Yeni Zelanda) ile iki gelişmekte olan ülkeyi (Türkiye ve Çin) karşılaştırmak üzere seçtik.
Projenin bir sonraki aşamasında Afrika'daki az gelişmiş ülkelerinin sürdürülebilir tarım politikalarını da inceleyeceğiz.

Bu araştırma İsviçre Ulusal Bilim Kurumu tarafından kurulan Uluslararası Ticaret Araştırma Merkezi (National Centre of Competence Research on International Trade) tarafından desteklenip Bern Üniversitesi'ne bağlı Dünya Ticaret Enstitüsünce yürütülmektedir. Araştırma anketi Türkiye'de sürdürülebilir tarım konusundaki kamuoyu tartışmasında yer alan önemli kurumlar için tasarlanmıştır. Siz ve kurumunuz da bu grupta belirlendiğiniz için bu araştırmaya davet edildiniz ve katılımınız araştırmamızın başarıya ulaşması için çok önemli.
Anketin ilk bölümü Türkiye tarımının genel durumu,ikinci bölümü Çevre,
üçüncü bölüm Sürdürülebilir tarım politikaları,dördüncü bölüm ise
Türkiye tarımının geleceğine yönelik tutumları ve yargıları değerlendiriyor. Son bölüm,sürdürülebilir tarım tartışmasına katılan önemli kurumların bir listesini içeriyor. Bu bölümde bu kurumların ilgili politikaların şekillenmesine olan etkileri ve bu tartışmadaki yerleri değerlendirmeye açılmaktadır.

Bu araştırmanın sonuçları bir rapor halinde tüm katılanlarla paylaşılacak ve elde edilen sonuçlar 2007 yılında Türkiye'de yapılacak bir toplantıyla değerlendirilecektir. Bu ankete vereceğiniz yanıtlar bağlı bulunduğunuz kurumun resmi tutumunu yansıtmak zorunda değildir ve anketinizle ilgili tüm kişisel bilgiler gizli tutulacaktır.

Dünya tarımsal ticareti ve sürdürülebilir tarım alanındaki bu kapsamlı çalışmamıza katılmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

Saygılarımızla,

Dr. BARIŞ KARAPINAR
World Trade Institute, Bern, İsviçre

Prof. Dr. FİKRET ADAMAN
Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü, Türkiye

Dr. PHILIPP AERNI
World Trade Institute, Bern, İsviçre

3 )ANKET-Surdurulebilir Tarim.doc


Bölüm 1: Türkiye Tarımının Genel Durumu
Aşağıdaki bölüm sizin Türkiye tarımının genel durumu üzerine olan değerlendirmenizi anlamamıza yardımcı olacak.
Lütfen yanıtınıza karşılık gelen yargıyı 1'den 4'e kadar derecelendiriniz.
1: Çok yüksek 2: Yüksek 3: Düşük 4: Çok düşük Fikrim yok
1. Çiftçilerin eğitim seviyesi 1--------------2--------------3--------------- 4
2. Kırsal alanda iletişim ve ulaşım altyapısının
3. Sulama altyapısının yeterliliği
4. Tarımda teknoloji kullanımı
5. Tarımda özel sektör yatırımları
6. Doğrudan ve dolaylı devlet destekleri
7. Toprak dağılımı eşitsizliği
8. Kırsal hane başına düşen tarımsal arazi büyüklüğü
9. Köyden kente göç
10. Tarımın ülke ekonomisine katkısı
Bölüm 2: Çevre
A) Sizce aşağıda sıralanan çevre sorunları ülkemizde ne derecede ciddi bir tehdit oluşturur? L ütfen yanıtınıza karşılık gelen yargıyı 1'den 4'e kadar derecelendiriniz. 1: Hiçbir şekilde tehdit oluşturmaz 2: Ciddi tehdit oluşturmaz 3:Tehdit oluşturur 4: Çok ciddi tehdit oluşturur Fikrim yok 1. Biyolojik çeşitliliğin azalması
2. Toprak erozyonu
3. Su kaynaklarında kirlenme
4. Toprakta tuzlanma
5. Ormanların yok olması
6. Yeşil alanların yok olması
7. Artan karbon (sera) gazı emisyonları
8. Küresel Isınma
B) Lütfen aşağıda sıralanan faktörlerin tarımsal çevre sorunlarının ortaya çıkmasına ne derecede katkıda bulunduğunu değerlendiriniz.
Lütfen yanıtınıza karşılık gelen yargıyı 1'den 4'e kadar derecelendiriniz.
1: Hiçbir şekilde katkıda bulunmaz 2: Ciddi katkıda bulunmaz 3: Katkıda bulunur 4: Çok ciddi katkıda bulunur. Fikrim yok
Tarımsal çevre sorunlarının ortaya çıkmasına...
1. Yüksek miktarda nitrojen gübresi kullanımı
2. Yüksek miktarda kimyasal ilaç kullanımı
3. Torağın aşırı sıklıkta sürülmesi
4. Tek tip üründe yoğunlaşma
5. Aşırı su kullanımı (sulama yolu ile)
6. Yetersiz tarımsal teknik destekler
(zirai bilgilendirme, teknik yardım vb.)
7. Teknolojik yeniliklerden yararlanmama
8. Tarımda yerel geleneklerin yok olması
9. Çiftçilerin teknik bilgi ve birikim yetersizliği
10.Kırsal yoksulluk
11.Artan kırsal nüfus
12.Uluslararası ticaret rekabeti
13.Tarım politikasındaki yanlışlıklar
C) Size göre aşağıda sıralanan yöntemler tarımsal çevre sorunlarını (Bölüm 2-A) çözmede ne derece etkili olur? Lütfen yanıtınıza karşılık gelen yargıyı 1'den 4'e kadar derecelendiriniz.
1 tarımsal çevre sorunlarını çözmede...
“1Hiçbir şekilde etkili olamaz 2: Etkili olamaz 3: Etkili olur 4: Çok etkili olur Fikrim yok
2. Hassas tarım teknolojileri
3. Entegre tarımsal haşere mücadelesi
4. Tarımsal biyoteknoloji ANKET-SurdurulebilirTarim.doc345K

(4) TEMA Gönüllüsü Bir Ekovatandaşım


kimdenTEMA Istanbul
kimebaris.karapinar@wti.org
03 Haziran 2007 Pazar 17:07

Sürdürülebilir yaşam ilkesiyle, doğal varlıkların korunmasında; ülkenin ve dünyanın geleceğinde söz sahibi, bilinçli, halkla bütünleşen, öncü bir STK olan TEMA Vakfı 15 yıllık gönüllüsü ve çeşitli konumlarda gelişen çalışmalara tam zamanlı bir katılımla hizmet sağlamış bir TEMA gönüllüsü ekovatandaşım.

Erozyonla kaybettiğimiz verimli toprağı kurtarmak, doğayı koruyarak açlık ve yoksullukla mücadele edebilecek bilinçli bir kamuoyu oluşturmakta katkısı olmak adına, topraktan gelen toplumsal barışta payı sağlamak ve çoğaltmak için var gücümle ülkeme gönüllü hizmet etmekteyim.

Araştırmanızda görüş istemeniz konusunda cevabi dönüşümde işlerimin yoğunluğu nedeniyle ancak yazabildim.Çalışma sonucunun başarılı ve ülkem için hayırlı olmasını dilerim.

Sürdürülebilir tarım açısından esas güç ve varlık dayanağımızın toprak olduğu kaçınılmaz bir gerçektir.

Turizme açılan alanların tarım toprağı üzerinde kurulan yerleşimlerin; çok önemli bir yanlış olduğunu belirtmek isterim.

Kaybolan toprağı yeniden kazanmak mümkün değil, yerleşimin tarım dışı alanlara kaydırılması daha iyi olur. yerleşimin tarım-mera alanlarında olması nedeniyle tarım arazileri ve meralar maalesef beton yığınına dönüştüğü acı bir durumdur.

Toprağın ürün verme gücü 5 üzerinden 2 iken bugün 1.5'e inmiş se Tarıma verdiğimiz önemi bir kez daha gözden geçirmek gerek. Bilinçsiz ilaçlama, gübreleme ve sulama yapılarak toprağın verimi düşürülmüş.

Olmazsa olmazımız Buğday; geleceğin en korkunç strateji silahıdır. Toprağın verim gücünü kaybettin mi geleceğini de kaybedersin" der TEMA Vakfı Onursal Başkanı Hayrettin Karaca ve “Gıda Güvencesinin Önemi” ni sürekli vurgular.

Günümüz dünya gündeminde önemli bir yer tutan Küresel İklim Değişimi etkilerinden olumsuz etkilenecek ülkeler arasında yer alışımız ve kuraklık artışı ile tarımsal verimde düşüş yaşama olasılığının yüksekliği Bilim İnsanlarının raporlarında yer almaktadır.

Türkiye birçok bitki ve meyvenin yabani atalarının anavatanı olduğu için,bu genlerin korunması açısından iklim değişikliğinin ülkemizdeki etkilerini büyük bir özenle araştırılması gerekmektedir.

Can alıcı nokta; zaten var olan; toprak erozyonu ,susuzluk ve kuraklık sorunları ciddi boyutlarda ,iklimsel değişimin etkileriyle daha da fazla zararlar verecektir.

Kıtlık,açlık ve sosyal çöküşler yaşanmaması için ülkemizin su zengini olmasa da su kıtlığı çekmeyen bir ülke olması ve sağlıklı sürdürülebilir bir yaşam geregi ulusal bir tarım politikasıyla yarınlara güvenle bakan bir Türkiye dileklerimle.

Sevil İrengü
Araştırmacı Yazar
Çevre Eğitim Danışmanı

TEMA VAKFI
İSTANBUL İL TEMSİLCİSİ

From: baris.karapinar Kime: bana 04.06.2007
Merhabalar Sevil Hanim,
Mesajiniz ve yolladiginiz anket icin cok tesekkurler. TEMA cevre, tarim ve surdurebilirlik konusunda Turkiye'de hem kamuoyu bilgilendirmede hem de yaptigi dogrudan saha calismalariyla cok onemli bir kurulus.Size arastirmanin Cin kolunu baslatmak icin bulundugum Pekinden yaziyorum (bazi yazi karakterleri Cince gorunebilir).Konu Turkiye'nin oldugu kadar Cin'in gelecegi acisindan da cok onemli.Arastirmamizin ve ulke karsilastirmalarinin sonuclarini Bogazici Universitesinde bir seminer duzenleyip sizlerle paylasmayi
planliyoruz. Bu yil sonuna kadar bu konuda sizle baglantiya gecmeyi
umuyorum. Katiliminz icin tekrar tesekkurler,
Saygilarimla,
Baris Karapinar

Sevil İrengu TEMA VAKFI İSTANBUL
Date: Tue, 19 Aug 2008 02:29:34 +0300
Subject: SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM ANKET
WTI Bogazici Tarim-Cevre Arastirma
Baris Karapinar

Merhalar Sevil Hanim,
Size İsvicre Bern Universitesi'ne bağlı Dunya Ticaret Enstitusu'nden
yaziyorum. Saniyorum asistanimiz Burcu Senturk, Boğaziçi Üniversitesiyle ortak yuruttugumuz sürdürülebilir tarım projemizle ilgili sizle baglantiya gecti.
"Dünya Ticaret Örgütü Hukuku ve Politikasında Sürdürülebilir Tarım" isimili bu projenin amacı tarım, çevre, kültür ve ekonomik konumları farklı olan ülkelerde sürdürülebilir tarım yaklaşımlarını araştırmak. Bu amaçla iki sanayileşmiş ülke (İsviçre ve Yeni Zelanda) ile iki gelişmekte olan ülkeyi (Türkiye ve Çin) karşılaştırmak üzere seçtik.

Bu cercevede, tarım sektöründe önde gelen sivil toplum örgütleri, üniversiteler, uretici birlikleri, resmi kurumlar ve özel sektör temsilcileriyle konunun ekonomik, çevre ve teknoloji yönlerini kapsayan bir anket çalışması yapıyoruz. Tema da Türkiye'de konunun cevre boyutuyla ilgili cok onemli bir kurulus oldugu icin bu araştırmaya katılmanız bizim için çok önemli.

Saniyorum asistanimiz size anketi iletti (ekte de gorebilirsiniz). Anketin ilk bolumunde projemizle ilgili daha ayrintili bilgiye de ulasabilirsiniz. Onumuzdeki donemde anket sonuclarini bir rapor halinde ve Bogazici Universitesinde yapacagimiz bir seminerle sizlerle paylasmayi istiyoruz.

Umuyorum onumuzdeki bir hafta icinde anket icin zaman ayirip bana ya da Burcu Senturk'e geri donme olanaginiz olacaktir.

Saygilarimla,
Dr. Baris Karapinar

Research Fellow World Trade Institute , University of Bern
Hallerstr. 6 3012 Berne Switzerland
Tel. +41 31 631 36 27 Fax +41 31 631 36 30

Melek Sevil İRENGÜ
TEMA İstanbul İl Temsilcisi Mart 2007-2008 Toprağına Sahip Çık!

cevaplar ANKET-SurdurulebilirTarim.doc 9K HTML olarak
kimdenkimebaris.karapinar@wti.org
tarih05 Aralık 2008 Cuma 19:20
konuTARIM TOPRAK GELECEGİMİZ

Melek Sevil İRENGÜ
TEMA İstanbul İl Temsilciliği
Toprağına Sahip Çık!

4 Ocak 2009 Pazar

BELEM EKOSOSYALİST BİLDİRGESİ (Özet)


Dünya, iklim değişikliği nedeniyle bir hummaya yakalanmış durumdadır. Bugün insanlık katı bir seçimle karşı karşıya: Ya ekososyalizm ya. insanlığı ve doğayı bir parazit gibi sömüren kapitalist sistemin barbarlığı, Kapitalizm büyük bir savurganlıkla gereksiz ürünler yaratıyor, çevrenin sınırlı kaynaklarını boşa harcıyor ve geriye sadece zehirler ve çevreyi kirleten ürünler veriyor.

Kapitalist sistemde tek başarı ölçüsü, günde, haftada, yılda ne kadar daha fazla satış yapıldığı. Daha fazla satış yapılsın diye, doğrudan insanlara ve doğaya zararı olan, etrafa hastalık yaymadan üretilmesi olanaksız olan, üretimleri esnasında soluduğumuz oksijeni üreten ormanları mahveden, ekosistemleri yok eden, suyumuza, havamıza ve toprağımıza sanayi atıklarının kanalizasyonu muamelesi yapılmasına neden olan ürünler, büyük miktarlarda ortaya dökülüyor.

Kapitlaizmin büyüme gereksinimi, bireysel girişimden, sistemin tümüne kadar, her aşamada karşımıza çıkıyor. Şirketlerin doymak bilmez açlığını bastırmak için, emperyalist yayılım doğaya, ucuz emek gücüne ve yeni pazarlara el atıyor. Kapitalizmin, doğuşundan beri ekolojik tahrip gücü yüksekti, ancak yaşadığımız zamanlarda, dünyaya yönelik bu tahripkar yaklaşım daha da hızlandı. Niceliksel değişim, artık yerini niteliksel dönüşüme bırakıyor ve dünyayı bir yıkılma noktasına, felaketin eşiğine getiriyor.

Giderek daha fazla bilimsel araştırma,hava sıcaklığında küçük artışların, dönüşü olmayan ve zıvanadan çıkacak etkilere yol açabileceğine işaret ediyor – örneğin Grönland' daki buz katmanları hızla eriyebilir, okyanusun altındaki ve sürekli donmuş toprak tabakasında hapsolan metan serbest kalabilir ve felaket boyutlarına dönüşecek bir iklim değişikliği sürecini başlatabilir.

Önlem alınmazsa, küresel ısınma insan, hayvan ve bitki yaşamında mahvedici etkiler gösterecektir. Toplam tahıl üretimi korkunç oranlarda düşecek, büyük ölçekli kıtlıklar baş gösterecektir. Bazı bölgelerde yaşayan insanlar yükselen okyanus seviyelerinden, diğerleri kuraklıktan dolayı göç etmek zorunda kalacak, düzensiz, öngörülmesi imkânsız hava durumları normal hale gelecektir. Hava, su, toprak kısa zamanda zehirle dolacak, sıtma, kolera ve belki daha da ölümcül hastalıklar bütün toplumların en fakir ve en korunmasız insanlarını kasıp kavuracaktır.

Ekolojik krizin etkisi, Asya, Afrika ve Latin Amerika'da yaşayan insanlar tarafından özellikle ağır şekilde hissediliyor ve dünyanın her yerinde yerli halklar, özellikle savunmasız bir konumda. Çevre tahribatı ve iklim değişikliği, zenginlerin fakirlere karşı bir çeşit saldırı eylemi olarak da yorumlanabilir.

Sınırsız ekonomik büyüme, sınırlı ve kırılgan ekosistemlerle bir arada varolamaz ; ama kapitalist ekonomik sistem büyüme sınırlarına karşı tahammülsüzdür;

Kapitalist değişim taktikleri;Atmosferdeki karbondioksitin pervasızca arttırılmaya devam etmesine bağlı olarak bizi bekleyen küresel ısınma felaketi de dahil olmak üzere,önümüzdeki ekolojik çöküşle başa çıkmak için önerilen stratejiler açısından sıkıntı çekmediğimiz ortadadır. Ancak, bu stratejilerin çoğunun ortak noktası, egemen küresel sistem olan kapitalizmin tarafını tutmaları ve bu sistemden faydalananlar tarafından geliştirilmeleri.Ekolojik krizin sorumlusu olan egemen küresel sistemin, bu kriz üstüne yürütülen tartışmanın kıstaslarını belirlemesinde şaşılacak bir yan yok; çünkü hem atmosferdeki karbondioksiti üreten araçlar, hem de bilgi üretimi araçları kapitalistlerin elinde.

Ancak bir insan ikisini birden devam ettiremez; ya doğanın kendisi ya da kapitalizmin kar hırsı bunlardan birini terketmek gerekecektir ve tarih, politika yapanların çoğunun hangi tarafı tercih ettiği konusunda fazla şüpheye yer bırakmamaktadır. Kurulu düzenin ekolojik yıkımı durdurabilme kapasitesinden şüphe etmemiz için her çeşit neden mevcut.Bu başarısızlığı bir örnekle gözler önüne serebiliriz: 1997 yılında Kyoto Protokolünün piyasaya çıkmasına rağmen, 21.yüzyılın ilk dört yılında, küresel karbon emisyonları 1990'ların ilk on yılında, her bir yıl başına düşen oranlardan neredeyse üç kat daha fazlaydı

2007 yılında Bali'deki iklim toplantılarında, ilerideki dönemde daha büyük istismarlara niyetlenenlere kapı iyice açıldı. Bali'de,sorumluluk sahibi iklim bilimcilerin önerdiği, karbon oranlarının büyük oranlarda düşürülmesi (2050 yılına kadar %90) hedefine değinilmedi bile; idari yetkiler Dünya Bankasına bağlı süreçlere devredilerek, Küresel Güney'in halkları, sermayenin insafına terk edildi ve karbon kirliliği yaratmak daha da kolaylaştırıldı.

İnsanlar olarak geleceğimizi sürdürmek, yarınımıza sahip çıkmak için, kaçınılmaz bir dönüşümden geçmek zorundayız. Bu mücadelenin, yeni bir toplumun habercisi olması, bu yeni toplumu kurması gerekir. Bu toplum, ekososyalist bir toplum olacaktır.

Ekososyalizm kapitalist/endüstriyel sisteme karşı, toplumsal gereksinimler ve ekolojik denge gibi finansal olmayan kriterler üzerine kurulmuş bir ekonomik politikadan temellenir. Sosyalizmin rotasını ve amacını ekolojik ve demokratik bir çerçevede yeniden tanımlar.

Verimlilik ve niceliksel olandan niteliksel olan ekonomik kriterlere geçiş; doğa, üretim ve ekonomik faaliyetlerin hedefleri üzerine yeniden düşünmeyi gerektirir. Ev idaresi, çocuk bakımı, çocuk ve yetişkin eğitimi ve sanat gibi üretken olan ve olmayan, yaratıcı temel insan aktiviteleri ekososyalist ekonominin temel değerleri olacaktır.

Temiz hava, su ve bereketli topraklar ve bunların yanı sıra doğal gıdaya ve yenilenebilir, kirletmeyen enerji kaynaklarına dünya çapında erişim ekososyalizm tarafından savunulan en temel doğa ve insan haklarıdır. Cinsiyet eşitliği ekososyalizmin ayrılmaz bir parçasıdır ve kadın hareketleri kapitalist yıkıma karşı en aktif ve sesli muhalefetlerdendir.

Ekososyalizm aşağıdaki alanlarda radikal dönüşümler önerir:

1 - enerji sisteminde karbona dayalı yakıtlar ve biyoyakıtların
toplumun kontrolündeki temiz enerji kaynakları ile yer değiştirmesi:
rüzgar, jeotermal, ve özellikle güneş enerjisi.

2 - taşımacılık sisteminde; özel araçların kullanımının sert bir biçimde
düşürülüp yerine bedava ve yeterli toplu taşımanın geçirilmesi

3 - Atığa, eskimeye/demode olmaya, rekabete ve kirletmeye dayalı şu anki üretim, tüketim ve kurulum alışkanlıklarının yalnızca sürdürülebilir ve geri dönüşümlü malların üretilmesi ve yeşil mimarinin geliştirilmesi ile değiştirilmesi

4 - Gıda üretimi ve dağıtımının yerel gıda güvenliğini mümkün olduğunca koruyarak kirliliğe yol açan endüstriyel tarımın ortadan kaldırılarak sürdürülebilir tarımsal ekosistemler ve toprağın verimliliğinin canlandırılma sı için etkin çalışma.

Yeşil bir sosyalizmi düşlemek ve bunun için mücadele etmek bugün somut ve
acil reformlar için mücadele edilmemesi anlamına gelmez.

'Temiz kapitalizm' ilüzyonuna kapılmadan, zaman kazanmaya ve baştakilere
hükümetler, şirketler, uluslararası kurumlar) temel ancak gerekli bazı
değişiklikleri dayatmaya çalışmalıyız:

*sera gazlarının emisyonunda sert ve uygulanabilir azatlım
*temiz enerji kaynaklarının geliştirilmesi
* kapsamlı bir ücretsiz toplu taşıma sisteminin sağlanması
*karayolu taşımacılığının demiryoluna dönüştürülmesi
*kirliliğin bitirilmesine yönelik programların oluşturulması
* nükleer enerji ve savaş harcamalarının bertaraf edilmesi

Bu ve benzeri talepler Seattle'da 1999 yılından beri;toplumsal ve çevre hareketlerinin, sistem karşıtı ortak bir mücadeleye yakınsanması için çabalayan kararlı yeni bir hareket olan; Küresel Adalet hareketi ve Dünya Sosyal Forumları'nın gündemlerinin merkezindedir.

Çevrenin tahribatı konferans salonlarında ve anlaşma müzakereleriyle
durdurulmayacak: yalnızca yoğun eylemler bir değişim yaratabilir.

Üçüncü Dünya ve yerli halklar bu mücadelenin, kirleten çokuluslu şirketlerle, zehirli kimyasal tarım ticaretiyle,genetiğiyle oynanmış istilacı tohumlarla ve aç insanların ağızlarındaki tahılı çalıp, araba depolarına koyan bio-yakıtla, savaşın ön sıralarındadır.

Kuzey ve Güneydeki antikapitalist ekolojik hareketlilik arasındaki dayanışma stratejik önceliktedir. Kent ve kır emekçileri, Küresel Güney ve tüm dünyadaki yerli halklar,ekolojik ve toplumsal adaletsizliğe karşı yürütülen bu mücadelenin en ön saflarında sömüren ve kirleten çokuluslulara, zehirleyen ve haklarından mahrum eden işletmelere, yayılan genetiği değiştirilmiş tohumlara, bugünkü gıda krizini derinleştiren biyoyakıtlara karşı kavga vermekteler Bu toplumsal çevre hareketlerini ilerletmeli ve Kuzey ve Güney'deki antikapitalist ekolojik hareketler arasında birlik kurmalıyız.Bu Ekososyalist Bildirge eylemliliğe bir çağrıdır.

Bilgi paylaşım amaçlı özet alıntısı verilen Bildirgenin nihai metni çevirisi Ekoloji Kolektifi tarafından yapılmıştır. (17 Aralık 2008) http://www.ecosocialistnetwork