8 Kasım 2021 Pazartesi

TARİHİ GEÇMİŞİ BİL GELECEĞİ PLANLA

 YUNUS EMRE VE TÜRKÇE AŞKI    1. Bölüm                                                                                                                    Hazırlayan Araştırmacı Yazar Melek Sevil İrengü

A-        Türk dili ve kültürünün en önemli şahsiyetlerinden  Yunus Emre’nin ölümünün 700’üncü yılı vesilesiyle, 2021 yılının  “Yunus Emre ve Türkçe Yılı, Ayrıca ‘Hacı Bektaş Veli  nin 750.yılı ,  debbâğ esnafının pîri Ahi Evran ve 100.Yılında olduğumuz İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy Yılı”  olarak kutlanması, UNESCO tarafından ilan edilmiş, tüm dünyada kutlandığı gibi,  kültürel alanımızda kutlanması gündeme gelmiştir.

Türk Tarihi- Medeniyeti- Kültürü ve Kültür- Edebiyat Dili Türkçe, bakımından anlamlı bu anma etkinlikleri, toplumda kültürel farkındalığı geliştirecek bir fırsat olarak değerlendirilmiştir-

Bu amaçdan yola çıkarak, derledlklerimin özü şüyle, Türk Adı Türçemizin Ataları Uygarlığımızı besleyen ve Türk  Medeniyetinin aldığı yolu belgeleyen  kültür kaynaklarını konuşacağız.

Kavim ve topluluk da diyebileceğimiz uluslar, önce millet, daha sonra medeniyet ve uygarlık seviyesine ulaşmalarında, abide şahsiyetlerden bahsedilir.                                                         Medeniyetler ve uygarlıklar sanatçı, bilim insanı, fikir insanı veya din adamı olan bu önder kişilerle övünür ve gelişmişliklerini bu değerlere bağlarlar.                                                          Bu abide şahsiyetler, millî hasletlerinin yanında, evrensel değerlere de sahiptirler.

Türk milletini, olgunlaştırma ve yüksek medeniyetlere ulaştırma mücadelesinde kültür paratonerleri konumundaki “aydınlar”,  bu mücadelenin en önde gelenleri olmuşlardır.                                                                                                                                                           Aydın olan abide şahsiyetlerin çoğu hem peygamber soluğunun taşıyıcıları, hem de ilmin temsilcileri olan şahsiyetlerdir.                                                                                                     Medeniyet onlarla durulmuş ve onlarla huzura kavuşmuştur.                                                         Bu yüzden etkileri ömürleri ile sınırlı kalmamış,  asırlar ötesine taşmıştır--------

Yüce Türk milleti olarak hep birlikte tarihte eşsiz isim bırakmayı başaran büyüklerimizi                                    saygıyla anıyoruz.------------- 

B-          TÜRK KÜLTÜRÜ

Kültür, bir toplumu diğer toplumlardan farklı kılan,   geçmişten beri değişerek devam   eden, kendine özgü, sanatı, inançları, örf ve adetleri, anlayış ve davranışları ile onun kimliğini oluşturan yaşayış ve düşünüş tarzıdır.

Topluma bir kimlik kazandıran, dayanışma ve birlik duygusu verdiği toplumda, düzeni de sağlayan maddi ve manevi değerlerin bütünüdür kültür.

-----Türk kültürü de Türk milletinin hayat tarzını ifade der.  Tarihi süreç içerisinde farklı medeniyetlerle buluşan Türk kültürü, insanlık tarihinin en zengin kültürlerinden biri haline gelmiştir.                                                                             Türk kültür ve medeniyeti, Türklerin devlet kurduğu coğrafyanın etkisi ile “Bozkır Kültürü” olarak adlandırılmaktadır.Türk kültürünün kadim katmanları, geleneksel toplumsal bilinçleri sayesinde günümüze kadar korunmuştur.                                                                      

----C -              TÜRK GÜÇLÜ, KUVVETLİ

Yerli ve yabancı kaynaklarda, genel olarak Türk demek, güçlü, kuvvetli manasında kabul edilir.

Bilinen ilk Türk kimdir? Dersek,

Mustafa Kemal ATATÜRK 1922′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada, Türklerin kökeni hakkında şöyle der: Efendiler,

Bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında, tarih alanında da bir derinliği vardır.

Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselam’ın oğlu Yâfes’in oğlu olan kişidir.”

-------

Türklerin atalarının MÖ 2500 ile MÖ 1700 yılları arasındaki AFANASİYEVO kültürü ile başlayan ve MÖ 1700 ile MÖ 1200 yılları arasındaki ANDRONOVO kültürü ile devam ettiğini savunulur ve Tarihi MÖ 2500’lü yıllara kadar götürülen Türk milletinin kuşkusuz büyük bir dili Yeryüzüne medeniyeti yaymış olan Türkler, gerek sözlü gerek yazılı olmak kaydı ile dikkate değer dil ve edebiyat ürünleri ortaya koymuşlardır.

Ç- TÜRKÇE

Türk dilinin köklü bir temeli olmasının yanında,  Türkçenin çok geniş bir yayılma sahası vardır. Bugün Türkçe denilince sadece Türkiye Türkçesi anlaşılmamalıdır.                               Türkistan bozkırlarından, kuzeye, güneye ve batıya doğru  büyük bir hızla yol alan Türk Dilinin önemi ve mahiyeti araştırmalarla zaman içerisinde daha iyi anlaşılmaktadır.

Türk Yazı Dilinin Tarihî gelişimi içerisinde,  Karahanlı Türkçesi’nden sonra Batı Türkçesi teşekkül etmeye başlamıştır.   Batı Türkçesi’nin ilk dönemini Eski Türkiye Türkçesi’dir..   Türkistan’dan Anadolu’ya gelen Türklerin büyük çoğunluğunu                                           Oğuzlar oluşturduğu için, bu devir Türkçesi’ne OğuzTürkçesi denmiştir

------------

Karahanlılar döneminin ilk eseri    Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig’dir.   Kaşgârlı Mahmud’un meşhur eseri Divanü Lugati’t Türk,,Divan-ı Hikmet, Atabetü’l-Hakayık takip eden eserlerdir.

Anadolu’da yetişen bazı şairler Türk dilini âdeta diriltmişlerdir. Âşık Paşa, Ahmed Fakih, Sultan Veled, Hoca Dehhâni, Mevlânâ,  Şeyyad Hamza bunlardan bazılarıdır.

Bu dönem mutasavvıf şairleri içinde  Sevgi, barış ve hoşgörünün evrensel sesi  unus Emre’nin ayrı bir yeri vardır.

-----

Yunus’un elinde Anadolu Türkçesi yüksek bir ifade gücü kazanmıştır. Dünya insanlığının büyük gönlü Yunus Emre,  Türkçeyi bir aşk ve irfan dili hâline getiren, derinlik ve incelik veren, Türk kültür tarihinde çok önemli bir şahsiyettir. Çünkü, Yunus Emre, tarihte kendini aşan bütün bilgeler gibi zihinlerde, gönüllerde ve Anadilimiz Türkçede yeniliklere imza atmıştır.

-----

13. yy da Anadolu da Türk dilini pürüzsüz bir şekilde kullanan  Yunus Emre, herkesin kolay kolay anlayamayacağı  Arapça veya Farsça dinî terimleri,çok güzel anlaşılır Türkçe karşılıklarıyla dile getirmiştir..

 

Mutasavvıf bir şair Yunus Emre  Çağdaş ve Tarihi Türkiye Türkçesi için son derece önemli olan,  Tasavvuf Edebiyatı alanında  kendi adıyla anılan bir üslup  ve okulun kurucu şahsiyetlerinden biridir.

D-        YUNUS  EMRE’NİN   HAYATI    --------

Eskişehir’in bir ilçesi olan Mihalıçcık’ın Sarıköy mahallesinde doğup büyümüş ve gençliğini bu beldede geçirmiştir.

Ankara’nın ilçelerinden Nallıhan’ın Emrem Sultan mahallesinde yaşayan devrinin önemli mürşitlerinden Tapduk Emre’ye bağlandıktan sonra, kırk seneden fazla, bu beldede yaşamış,şeyhi Tapduk’un kızıyla evlenmiş ve bir oğlu, bir kızı olmuştur.

 

Tasavvuf yolunda kılavuzluk eden yetiştiriciye,  olgunluğa ulaştıran anlamında mürşit denilmektedir. Mürşide teslim olup, onun yaşadığı hakikati yaşamayı dileyen,                       yetişmek isteyen kişiye de mürit denilmektedir. Mürşidin kendisinin kılavuzluk yapabilmesi, kendisine teslim olan kişiyi olgunluğa yöneltebilmesi için, önce kendisinin bunu yaşıyor olması gerektiği temel alınmıştır.

Deneyimlememiş bir kişiden mürşit değil en fazla yoldaş olabilir ki  ona kardeş ya da refakat eden demek daha sağlıklı olacaktır.  Yunus Emre’deki mürşit-mürit ilişkisi,  hem bu kılavuzluk işlevini hem de tüm bu süreçlerinin gönüllü olarak yapılmasını sağlayan bir aşk halini kapsar

Yunus Emre Hayatı ileünlü mutasavvıf şairin Hacı Bektaşi Veli dergahında bulunduğu bilinmektedir. Ancak onu asıl Yunus Emre yapan dergah hocası   Tapduk Emre’nin dergahıdır………..

40 yıl Manevî terbiyesi tamamlandıktan sonra  tekrar yetişmiş olduğu Sarıköy’e dönmüştür……                                   Devam ediyor…

YUNUS EMRE VE TÜRKÇE AŞKI    2. Bölüm                                                                                              Hazırlayan Araştırmacı Yazar Melek Sevil İrengü

Yunus’un yaşadığı  I3. yüzyıl Anadolu’suna baktığımız zaman,                                            Anadolu üç büyük tehlikeyle karşı karşıya geldi. Bunlardan ilki Batı’dan gelen Haçlı saldırıları ikincisi Doğu’dan gelen Moğol akınların Anadolu’yu yakıp yıkması, Anadolu’daki otorite boşluğu etkileri,üçüncüsü ise BABAİLER isyanıdır. Bu üç olay,

Anadolu’yu tam bir felaketler yurdu haline çevirdi. Savaşlar, isyanlar, iç kargaşalıklar, açlık, kıtlık gibi olaylar karşısında Anadolu insanı tam anlamıyla bir kaos ortamında halkı çaresiz bırakmıştı.

İşte böylesi bir zamanda Anadolu bozkırından Yunus Emre’nin sevgi, barış ve hoşgörüyü dillendiren evrensel sesi yükseldi.

Ben gelmedüm da’vîyiçün               Benüm işüm seviyiçün

Dostun evi gönüllerdür                     Gönüller yapmaga geldüm.

Bu sıralarda Türkistan coğrafyasından Rum iline gelen Horasan erenleri, halkı birlik ve dirliğe çağırmışlardır.

Bilimi önceleyen din anlayışının temsilcisi olan ] 2. yüzyıl Türk düşünürü, Alim Ahmed Yesevî,                                                 Türklerin medeniyet ve uygarlık seviyesine en fazla rolü olan abide şahsiyetlerdendir.                                                              İlim ve din anlayışı, âlimliği, irşat metodu ve eseri Divan-ı Hikmet sayesinde İslamiyet’in yayılmasında çok etkili olmuştur.                                                                                                                                  Orta Asya ve daha sonra Anadolu’nun siyasi ve sosyal bütünleşmesinde  söz sahibi olması da onu ölümsüzleştirmiştir.

Hoca Ahmed-i Yesevî’nin başlattığı bu çığırın Anadolu’daki büyük temsilcilerinden birisi de Yunus Emre’dir.   Yunus Emre, Türkistan’da Ahmed Yesevi ile başlayan hikmet geleneğini Anadolu’da ilahileriyle devam ettirmiş, arkasından gelen iki binden fazla eli kalemli, dili kelamlı mutasavvıf şairin de başını çekmiştir.

----------

Anadolu’muz bu duygu ve seslerle, dirildi, derlenip toparlandı. Birlik ve dirliğine yeniden kavuştu.                                                                                                                           Osmanlı sadece gaza erlerinin gayretleriyle değil onlarla birlikte Yunus Emre gibi gönül erlerinin çabalarıyla sadece cihangir bir devletin değili, Osmanlı kültür ve medeniyetin adı oldu.

------

Yunus Emre Türkmen saflığıyla o devrin meseleleri karşısında halkın moral bozukluğu halini, umumî olarak sıkıntıdan bertaraf etmek için, güler yüzü, tatlı diliyle, onları birliğe ve güçlü olmaya davet etmişti.

Davasını daha rahat anlatabilmesinin kolaylığında, şiirlerinde saf Anadolu Türkçesini, bütün sıcaklığıyla yansıtmıştı.

E-                    TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABULÜ

Türkler 8. Yy dan itibaren İslam dinine girmeye başlamışlardır. Türklerin İslamiyeti kabulü kısa sürede tamamlanmamıştır.  Orta Asya’dan Maveraünnehir ve Horasan’a inen Türkler ,burada  Müslüman Araplarla karşılaşarak peyderpey İslamlaşmaya başladılar

İslamiyeti kabul eden ilk Türk topluluğu Karluklulardır. Bir kısım Hazarlar da pek önceden Müslüman olmuşlardı,

 Tarihî süreç esas alındığında,Türk milletinin devlet olarak İslamiyete girmesi X. Yüzyıla tekâbül eder.İslamın bayraktarlığı Türklere geçmiş ve Türk dünyası islamiyetle kucaklaşmasıyla Türk İslam Tarihi nin akışı değişmiştir.

Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han zamanında gerçekleşen bu durum, Türk Dil ve Edebiyatında şekil ve içerik açısından da kayda değer değişme ve gelişmelere yol açmıştır.

-----------------  F- TASAVVUF ANLAYIŞININ ÖNDERLERİ

Türkistan coğrafyasında Hoca Ahmet Yesevi, Tapduk Emre, Yunus Emre ve Mevlana Celaleddin Rumi gibi isimler Anadolu coğrafyasında , “derviş” olarak adlandırılan önderler ve tasavvuf anlayışı, İslamiyet’in yayılmasında önemli bir rol oynamıştır.

İslam dininin hakikatini derinden kavrayıp yaşamış olan bu büyük gönül, ilahilerinde Hak Aşkının verdiği coşkuyla, bütün insanlığı sevgiye, kardeşliğe, merhamet ve şefkate, birliğe, eşyanın gerçeğine davet etmiş,  onlara, insan olmanın, kendini bilmenin, Hakk’a ulaşmanın yollarını anlatmıştır…

“Dinî-Tasavvufî Türk Halk Edebiyatı” nın kurucusu ve ölümsüz simasıMutasavvıf Yunus Emre’nin  Türk Dili ve Edebiyatında önemli bir yeri olmuştur.                                                  Büyük fikirleri sade bir dil ile anlatan dizeleri, Osmanlı şiirinin öncüsüdür.                          Türkçe yi ustalıkla arı-duru kullanarak, Türkçe Din ve Tasavvuf Terminolojisi nin yolunu açmıştır.                                                                                                                                             Türk Dili İle İslam Dininin ve Tasavvufun inceliklerini, rahat anlaşılabilir şekilde ifade etmeyi başarmıştır. Anadolu Türkçesine bir hayli emekle yön vermiştir

Yunus Emre dendiğinde akla, eşsiz bir insan sevgisi ve bu sevgiyi anlattığı eşsiz güzellikteki Sevinç, hüzün, özlem, sevgi gibi duyguları coşkulu bir şekilde ifade eden lirik şiirleri akla gelir.

Türk İslâm mutasavvıfı Yunus Emre, “ Nefsi Terbiye” Yoldaşıdır.13. ve 14. asır Hacı Bektaş-ı Velî, Ahî Evran, Seyyid Mahmud Hayrânî gibi büyük Türk İslâm bilgeleriyle aynı asırda yaşamış ve ortak yanları,

İnsan Sevgisi Ve Allah Aşkı, onların şiirsel ifadelerde olması,Hoş görüye değer veriyor olmaları ve Mevlevi sanatın öncüleri omalarıdır.

--------   G                    YUNUS EMRE  FİLOZOF MUDUR?  SUFİ MİDİR?

Yunus Emre'nin bazı bakımlardan varoluşçu filozoflara yaklaştığı görülür. Meselâ Yunus Emre dış âlem ile iç âlemi ısrarla birbirinden ayırır.  Ona göre en yüksek hakikat olan Tanrı, dış âlemde değil, insanın içindedir. Ebedî varlığı bulmak için delicesine, yeri göğü arayan Mutasavvıf şâir, onu, hiç bir yerde değil, kendi içinde bulur…

----------------------

Yunus Emre bir Pek tabii ki Yunus, bir filozof değildir. Bir felsefi sistemi yoktur; ancak onun tefekkür ambarında  nice filozofların felsefi bir sistem inşâ edebilecekleri kadar   fikir, idea (ruhsal olarak algılama), remiz (üstü kapalı anlatma) , görüş ve bilgi malzemesi vardır.

--------------------

“İslam Sufizmi” olarak bilinen Sufizm,   Bir ‘Varoluş’ Felsefesidir. İnsanın ve içinde yer aldığı evrenin yaradılış amacını araştırır. Sufîlik, temelinde mistisizm olan, varoluşun nedenselliğini irdeleyen; bunun için de sürekli olgunlaşıp aydınlanması gerektiğini öngören bir yaşam felsefesidir.

 Batıda Sufizm hakkında sayısız konuşma yapmış  ruhani öğretmenin Sufi Hayat Görüşü ve  Üsluba sahip  ve  ABD, Avrupa ve Türkiye'de yaşayan birçok modern insana hitap etmiş olan İnayet Han hazretlerine sormuşlar;                                                                                              ‘Sufizm bir din mi, felsefe mi, yoksa mistisizm midir?’                                                                       Yanıtı şöyle olmuş:                                                                                                                    Eğer ondan dini öğrenmek istiyorsanız, bir dindir; bilgelik öğrenmek isterseniz, felsefedir;      Ruhun gelişiminde rehberlik etmesini istediğinizde mistisizm olur.                                            Gerçekte ise üçünün de ötesindedir.”                                                                                                       Sufîlik ‘yaşayan’ ve kendisini sürekli ‘yenileyen’ bir akım olduğundan, çağdaşlarımız olan Sufîlerin de bilim ve teknolojiyi, davranış bilimlerini bilen ya da en azından doğru anlayıp yorumlayabilen kişiler olması doğaldır

Mevlânâ’ya da ilham veren büyük Sufîler arasında yer alan Ferideddin-i Attâr da insanın zihinsel ve bilinçsel gelişimini anlatıp ‘ruhun mükemmelleşmesi’ni işlediği  Mantık-ut Tayr adlı yapıtında iki ana temayı işlemiştir.   Bunlar ‘TEKÂMÜL YOLCULUĞU’ VE ‘ARAYIŞ’TIR. Ve Yunus  Emre ye geniş yer vermiştir.

Varoluş’a sevgi duymadan  Sufizmin anlaşılabilmesi olanaksızdır Sufîler İnsanın ‘İnsan Olma’ Yolculuğunun sürekliliğine inanır.

Özetle iki sufiyi ele alırsak,

Yunus Emre ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, İkisi de Müslüman dünyasında sözleri, sanatları ve inançları ile isimlerini altın harflerle tarihe kazımışlardır.

------ H-                       TEKÂMÜL YOLCULUĞU VE ‘ARAYIŞ

Hoşgörü, adalet ve İslam adına mücadele vermiş öncü isimlerdir. Dergah kültürü ile yetişmiş, Divan Edebiyatı yazarlarıdır. İslam’ın şairleridirler ve arayış içindedirler.  Aynı devlette Selçuklu Devletinde aynı dönemde yaşamıştırlar. Moğollara karşı büyük direnişte bulunmuşlar ve savaş esnasında insanların maneviyat kaynağı olmuşlardır.

Yunus Emre pek çok edebi eseriyle günümüze hala ışık tutmaktadır”

Halkı doğru yola çağıran Yunus Emre barışın, sevginin, cömertliğin, kardeşliğin, deyim yerindeyse insanlığın timsali olmuştur.

Bu yönü ile Yunus’un şiirlerini okuyanlar ondan büyük zevk almışlardır. Öyle ki Yunus Emre yedi yüz yılı aşkın bir zamandır, sadece bu topraklarda değil, evrensel anlamda bütün dünyada sevilerek okunmaktadır.

Yunus Emre’nin sahip olduğu ve hiçbir karşılık beklemeden sunduğu bu bilgeliğin anlaşılması   insanlığı şu an içinde olduğu tüm çirkin davranışlar, kavga ve çekişmelerden kurtarabilecek güçtedir Ve işte bu yüzdendir ki, paha biçilemez değer taşımaktadırlar.

Toplumumuzdaki günümüz insanlarına ışıkları ulaşa.

YUNUS EMRE Derki,

Biz dünyadan gider olduk, kalanlara selam olsun, Bizim için hayır dua edenlere, selam olsun.         Her dem yeni doğarız, bizden kimse usanmasın.

 Derleyen

Araştırmacı yazar

Melek Sevil İrengü

Kaynaklar

Akademik Arşiv Dökümanları

Diğer yazılar

cevep.blogspot com  . Melek blogspot.com                                                                                                                                cevreciyiz2040.blogspot.com                                                                                                       hayatadairnotlar.blogspot.com                                                                                                                                tabiatana-msi.blogspot.com/                                                                                                      anacocukyavrutema.blogspot.com                                                                                                                  şiirseldyugular.blogspot.com                                                                                                Tarhgelecektir.blogspot.com                                                                                                          tema.istanbul@gmail.com                                                                                                                                      

9 Ekim 2014 Perşembe

AVRUPA KENTLİ HAKLARI BİLDİRGESİ

AVRUPA KENTLİ HAKLARI BİLDİRGESİ

   
Aşağıda belirtilen hakların gerçekleşmesi fertlerin, dayanışma ve sorumlu hemşeriliğe ilişkin eşit yükümlülükleri kabul edilmesine bağlıdır. 

Avrupa Yerleşimlerinde yaşayan kent sakinleri
 şu haklara sahiptir.

  GÜVENLİK: 
Mümkün olduğunca; suç, şiddet ve yasa dışı olaylardan arındırılmış emin ve güvenli bir kent;

KİRLETİLMEMİŞ, SAĞLIKLI BİR ÇEVRE:
Hava, gürültü, su ve toprak kirliliği olmayan,
doğası ve doğal kaynakları korunan bir çevre;

İSTİHDAM:
 Yeteri istihdam olanaklarının yaratılarak, ekonomik kalkınmadan pay alabilme şansının ve
 kişisel ekonomik özgürlüklerin sağlanması;

KONUT:
 Mahremiyet ve dokunulmazlığın garanti edildiği, sağlıklı, satın alınabilir, 
yeteri konut stokunun sağlanması;

  ULAŞIM VE DOLAŞIM:
 Toplu taşım, özel arabalar, yayalar ve
 bisikletliler gibi tüm yol kullanıcıları arasında, 
birbirinin hareket kabiliyetini ve
 dolaşım özgürlüğünü kısıtlamayan
uyumlu bir düzenin sağlanması;

SAĞLIK: 
Beden ve ruh sağlığının korunmasına 
yardımcı bir düzenin sağlanması;

 SPOR VE DİNLENCE: 
Yaş, yetenek ve gelir durumu ne olursa olsun, 
her birey için spor ve
 boş vakitlerini değerlendirebileceği olanakların sağlanması;

 KÜLTÜR:
 Çeşitli kültürel faaliyetlerin, yaratıcı aktivitelerin ve 
benzeri olanakların sunulması ve katılımın sağlanması;

KÜLTÜRLER ARASI KAYNAŞMA:
 Geçmişten günümüze farklı kültürel ve
 etnik yapıları barındıran toplulukların barış içinde yaşamalarının sağlanması;

 KALİTELİ BİR MİMARİ VE FİZİKSEL ÇEVRE: 
Tarihi yapı mirasının duyarlı bir biçimde restorasyonu ve nitelikli çağdaş mimarinin uygulanmasıyla, uyumlu ve güzel fiziksel mekanların yaratılması;

 İŞLEVLERİN UYUMU:
 Yaşama, çalışma, seyahat işlevleri ve sosyal aktivitelerin olabildiğince birbirleriyle ilintili olmasının sağlanması;

  KATILIM: 
Çoğulcu demokrasilerde; kurum ve kuruluşlar arasındaki dayanışmanın esas olduğu kent yönetimlerinde; gereksiz bürokrasiden arındırma, yardımlaşma ve bilgilendirme ilkelerinin sağlanması;

 EKONOMİK KALKINMA: 
Kararlı ve aydın yapıdaki tüm yerel yönetimlerin, doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik kalkınmaya katkı konusunda sorumluluk sahibi olması;

 SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: 
Yerel yönetimlerce ekonomik kalkınma ile çevrenin korunması ilkesi arasındaki uzlaşmanın sağlanması;
MAL VE HİZMETLER: 
 Erişilebilir, kapsamlı, kaliteli mal ve hizmet sunumunun yerel yönetimler, özel sektör ya da her ikisinin ortaklığıyla sağlanması;

DOĞAL ZENGİNLİKLER VE KAYNAKLAR 
Yerel doğal kaynak ve değerlerin, yerel yönetimlerce, akılcı, dikkatli, verimli ve adil biçimde, beldede yaşayanların yararı gözetilerek, korunması ve idaresi;

 KİŞİSEL BÜTÜNLÜK 
Bireyin sosyal, kültürel, ahlaki ve ruhsal gelişimine, kişisel refahına yönelik kentsel koşulların oluşturulması;

 BELEDİYELER ARASI İŞBİRLİĞİ: 
Kişilerin yaşadıkları beldenin, beldeler arası ya da uluslar arası ilişkilerine doğrudan katılma konusunda özgür olmaları ve özendirilmeleri.

FİNANSAL YAPI VE MEKANİZMALAR: 
Bu bildirge de tanımlanan hakların sağlanması için gerekli mali kaynakları bulma konusunda 
yerel yönetimlerin yetkili kılınması

 EŞİTLİK:
 Yerel Yönetimlerin; tüm bu hakları bütün bireylere cinsiyet, yaş, köken, inanç, sosyal, ekonomik ve politik ayrım, gözetmeden, zihinsel veya fiziksel özürlerine bakılmadan eşit olarak sağlamakla yükümlü olması



SEMEP


Bugün, çevre bilincini geliştirmek üzere, küresel ölçekte işbirliği, iletişim ve kültürel çeşitlilik gelişmelerine katkı sağlayan SEMEP uygulamalarını izlemek için buradayız.

3 kıta arasında köprü konumunda ve dünyada hiçbir ülkeye nasip olmayan 3 iklim çeşidine sahip bir ülkenin yaşayanları olarak şanslıyız ama bu şansı kullanabiliyor muyuz?

İklim çeşitliliğine bağlı olarak da bir o kadar değişik, o iklime özgü canlı türler ve onların genetik özellikleri, habitatlarının ilişkileri, biyolojik çeşitlilikle zenginlik göstermektedir.

Her canlının kendine özgü yaşam şifresi vardır. Ülkemizde 9 bin tür çiçekli bitki ve bunun 3 bin küsur adeti endemiktir. Sebze, meyve çeşitliliğimiz de zengindir.

Biyolojik çeşitlilik;                                                                          bir bölgedeki genlerin, türlerin, ekosistemlerin oluşturduğu bir bütündür. Dayanıklılık, mücadele gücü, zorluklara göğüs germe; genetik çeşitlilik, coğrafik farklılık yaratır.

Gen kaynakları geleceğin ekonomik değerlerdir. Geleceğin besinleri, genetik çeşitlilik dünyasının ambarında saklıdır. Çeşitlilik sağlıklı yaşamın sigortasıdır.

Son 100 yılda 30 bin bitki türü kaybolmuş, her gün de 3 canlı türü kaybolmakda. Türler habitatlarıyla birlikte korunmalıdır.
1950-1980 arası dünyadaki ormanların %25 i yok edilmiştir.

Çevre; insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları,
fiziki ve biyolojik, sosyal ve tarihi, teknolojik ve ekonomik bir ortamdır.

1-Çevreye Hukuksal açıdan Baktığımızda;
Çevre kirliliğini önlemek, çevre sağlığını korumak, geliştirmek, verimli kılmak,  KİMİN GÖREVİDİR?
Devletin ve vatandaşların görevidir!

2-Çevremize duyarlı olmamızın, hepimizin ödevi olduğunu,
Kim söylüyor? Hangi yazılı resmi kayıt teyit ediyor? Nerede?
T.C.Anayasası,56.Madde sinde…

3-HUKUK niçin vardır ???
Hukuk, kendisine uyulmak ve uygulanmak için vardır.

Hukuk, İnsanlara;
“Bana uy; Beni gerçekleştir” buyruğu ile seslenmektedir,
***Nasıl davranılması gerektiğini gösterir.

Hukuk, her şeyden önce bir düzen demektir..
Hukuk düzeni, doğduğu andan itibaren bireyin karşısına,
kabul edilmesi ve uyulması gereken,
kesinlikle! doğru kurallar olarak çıkar.

4-Doğaya aykırı davranmak suç mudur? Kaynağı nedir?
Suçtur! Kaynağı insandır…

   Çeşitli çevre sorunları;                                                                      insanlardan kaynaklanıyorsa, çözümü de insanlara bağlıdır.              Bilinçli insan kendine, doğasına ve Hukuk’a karşı saygılı insandır.

5-Yaşayabileceğimiz başka bir dünya var mı? Yok.

Yaşanabilir temiz sağlıklı bir çevre için;
 doğal kaynaklarımıza ve bütün canlılara sahip çıkmalı,
üzerimize düşen ödevleri yapmalıyız.                                               Yaşam boyu çevreyi koruma alışkanlığı edinmeliyiz. Savurgan Olmamalı. Tüketim Alışkanlıklarımızı Değiştirmeliyiz.

6-DEĞİŞİM Nedir?      Bir süreç neticesinde;
Herhangi bir sistemin veya bir bütünün öğelerinde,
birbirleriyle ilişkilerinde, öncekine göre
nicelik ve nitelikçe gözlenebilir bir farkın oluşmasıdır .

Değişim; Ne kadar sihirli ve güzel bir kelime!
Değişim, pek çok kapıya açılan bir yolda,
önümüze çıkan fırsatları değerlendirmemiz,
başarıya ulaşmamız bir anlamda gelişmektir.

7-Doğa yaşamını geliştirebilir miyiz?
Yaratıcılık, yenilik yapma, büyüme ve gelişme
Yeteneklerimizi kullanarak,
Bilgilenir,araştırır,uygular olduktan sonra neden olmasın!!!


Çevresel tutumlarımızda, olumlu değişimlere açık,
Nelerden vazgeçeceğimizin ve Hangi daha doğruları        yapacağımızın kararlarını alabiliriz!

Bugün burada,
Gelişmiş, üretken çeşitliliği de içinde barındıran sağlıklı bir Çevre için; yaşamsal değişim düşlerinini, öğrencilerimizin hazırladığı çeşitli projelerde somutlaştığını görmek, gelecek konusundaki umutlarımı yeşertmektedir.

SEMEP proje çalışmalarında sarfedilen tüm emekleri kutlar,

herkese çöl olmayan bir dünyada sağlıklı yaşamlar dilerim.

GEO3 (Global Çevreye Bakış) raporu

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından
dün yayınlanan ve dünya basınına yansıyan GEO3 (Global Çevreye Bakış) raporu ile ilgili basında yer alan haberlerden yola çıkarak hazırlanmış bilgi notu:

Yeryüzündeki kara yüzeyinin %70’i yol,
madencilik, şehirleşme ve diğer altyapı çalışmalarında
acil bir önlem alınmadığı taktirde
30 yıl içinde olumsuz olarak etkilenecek.


Mevcut ve gelecek nesiller için büyük önem taşıyan;
Ormanları, okyanusları, nehirleri, dağları ve
diğer hayatı destekleyen sistemleri tehdit eden
birtakım tercihler nedeniyle
dünya bugün bir dönüm noktasındadır.

Dünyada konuyla ilgili farklı merkezlerden oluşan bir ağdan 1000 kişinin katkısıyla hazırlanan bu rapor geçmiş 30 yılı değerlendiriyor ve önümüzdeki 30 yıl için öngörülerde bulunuyor.

UNEP Başkanı, raporu 22 Mayıs tarihinde Londra’da paylaşırken,
Artık insanların sağlıklı ve refah bir dünya için tercihlerinin ne olması gerektiğini çok iyi bildiklerini ifade etmiş. Ona göre artık eylem için tek gereken cesaret ve kararlılıktır.

Rapora göre, Latin Amerika ve Karayipler gelişmeden %80’i aşan bir yüzölçümü ile en çok etkilenecek bölgeler. Asya ve Pasifik bölgesinde de hızlı ve kötü planlanmış altyapı büyümesi sonucu, gerek doğal varlıkların kaybı, gerek diğer çevresel zararlar nedeniyle toprakların %75’i olumsuz etkilenecektir.
UNEP Başkanı Toepfer şöyle diyor: “
 Net adımlara ve zaman tablolarına ihtiyacımız var ve tüm tarafların katılımı şart.  Bu yalnızca politikacıların sorumluluğu olmamalı”.

Friends of the Earth yöneticisi Tony Jupiner’in yorumu ise şöyle:
 “Bu rapor Dünya için yeni bir kalk borusudur.  Evrensel trajediyi önlemek istiyorsak uluslar arası bir hareket başlatmalıyız.  

Johannesburg Zirvesi bu nedenle çok önemli.  Bu  zirvede liderlerin büyük işler için evrensel kurallar ve insanlar için evrensel haklar konusunda anlaşmaya varmaları lazım.” George W.Bush başkanlığında Kyoto Protokolü gibi uluslar arası anlaşmalardan uzaklaşan ABD’yi de uyaran Juniter “ Bir devlet ABD gibi uluslar arası koalisyonlara katılmaya yanaşmıyorsa, yeni koalisyonlar kurulmalıdır” dedi.

GEO-3 raporu küresel ısınma konusunda umutlu.  Rapora göre başlatılan hükümetleri, endüstrileri ve bireyleri kapsayan girişimler küresel ısınmaya neden olan gazların emisyonunun azalmasına katkıda bulunacaktır
Yeterli özel ve kamu desteğiyle atmosferdeki karbondioksit seviyeleri 2032 yılına kadar dengelenmiş olacaktır.

Rapor temiz içme suyunun yetersizliği konusunda uyarıyor.  2032 yılına kadar dünya nüfusunun yarısı ciddi susuzluk yaşanacak bölgelerde yer alacaktır.

Olumlu bir gelişme, dünyadaki aç insan sayısında düşüş olması.  Bir gelecek senaryosuna göre,
2032 yılında dünya nüfusunun %2.5’u gibi az bir bölümünde açlık görülecektir.

Rapor, dünyanın geleceğini, bugünkü dünyayı çevre açısından bir felakete sürükleyecek serbest ticaret ve kısa vadeli kar modeli de dahil dört ayrı senaryoda incelemiş. 

İkinci, en az birincisi kadar tehlikeli senaryoya göre terör ve korku ile güvenlik gerekçeleriyle zengin alanlara göç edilen bir model. 
Bu, dünyada zengin ile yoksul arasında bir bölünmeye yol açacaktır.

  Üçüncüsü; hükümetlerin güçlü bir politika ve uluslar arası işbirlikleri ile çevreyi korumaya yönelik adımlar attığı ve belirli ölçüde başarılı olduğu bir model.

  Dördüncüsü ise, tüm kararların kısa vadeli kazançlar elde etmektense sürdürülebilir kalkınmayı sağlamaya yönelik alındığı bir model.

Rapordan bazı rakamsal veriler ise şöyle:
Kötü haberler:
-       1183 çeşit kuş,  ve 1130 tür memelinin neslinin tükenmesi söz konusu
-       Dünya balık stokunun 1/3’ü tükenmiş durumda
-       2050 yılına kadar atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu 2 katına çıkacak10 yılda havaya bağlı felaketlerden etkilenen insanların sayısı yılda 147 milyondan 211 milyona yükselmiştir.
-       Aşırı otlanma %35 toprak bozulması, %30 ormansızlaşmaya yol açıyor.
-       Dünyadaki nehirleri yarısı ciddi derecede kirli.

İyi haberler:

-       114 ülkede zararlı kimyasal kullanımının %85 oranında azaltılması sonucu ozon tabakasındaki delik onarılmaktadır.
-       Yeryüzünün %10’u (30 yıl öncesinin 5 katı) korunmuş alandır.

1 Ekim 2014 Çarşamba

Yeşilden Uzaklaşmak Yaşamdan Uzaklaşmaktır

Yeşilden Uzaklaşmak Yaşamdan Uzaklaşmaktır 2009

Küresel iklim değişikliği ve kuraklık sorununun evren ölçeğinde ve ülkemiz özelinde yoğunlukla yaşandığı bir dönemde, toprak varlığımızın korunması ve doğru yönetilmesinin paradan çok daha yaşamsal bir zorunluluk olduğunun ne kadar farkındayız?

Erozyon Ülkemizden verimli üst toprağı alırken, üretimden, gıdamızdan dolayısıyla yaşamımızdan çok şey götürüyor.
Geleceğimizi düşünmeden çevremizi bilinçsizse kirletiyor, ormanları, yeşil alanları, doğal su kaynaklarını yok ederek yollar, inşaatlar yapıyoruz.

Yeşile düşmanız sanki. İstanbul'da da durum farklı değil. Yaşanan sel felaketleri, iklimsel değişimler çevreye karşı olan hoyratlığımızın doğal bir sonucu değil midir?

 “Toprak Koruma ve Yönetimi” konusunun bilimsel, teknik, yönetimsel ve hukuksal yönleri ile tartışılması, belirlenen sorunların çözümü için öneriler oluşturulması ve temel çözüm doğrultularının kararlaştırılması amacıyla; başta TEMA Vakfı
Olmak üzere diğer STK’larca da ele alınmaktadır.

Kadıköy İlçesi, Kayışdağı eteği, Küçükbakkalköy, İçerenköy bölgesinde görevim gereği yapmış olduğum “Okul Çevresi Araştırması” sonucu, çevrenin yeşilden gittikçe yoksun kalması diğer bölgelerde yaşananlardan pek de farklı değildi.

Anadolu’nun muhtelif yerlerinden göç almış bu bölgede yaşayan dede ve ninelerin, evlatları ve torunlarına sıkça anlattıkları, fotoğrafları olan zengin sebze ve meyve bahçelerinin varlığıydı. Hatta durak isimleri de şahit o eski günlere.”Çiftlik Yolu, Bağlar”

Çocukluğumuzda ziyaretine geldiğimiz yazlıkların, bakımlı bahçeli evlerin bulunduğu Erenköy’deki köşklerin sakinleri, bu nezih doğal ortamlara yürüyüş yapar, bağ ve bahçelerden alışveriş yaparlarmış.

Bu güzelliklerin yerini betonlaşma aldı. Hiç olmasa tarihi eser gibi muhafaza edilen kısımlar kalsaydı da çocuklarımıza örnek olarak gösterebilseydik.
İstenirse bu bereketli topraklarda, örnek sağlıklı yaşam platformları oluşturulabilir ve gelir sağlanabilir. Bu bir nostalji değil doğaya geri dönüş, yaşama saygı duruşudur.

Ormansız, beton yığınına dönen Sultanbeyli ve Sarıgazi gibi orman ve havza alanlarındaki kentsel gelişmelerin boyutu tüm İstanbul Metropoliten Alanı’nın yaşam kaynaklarını, ekonomik ilişkilerini ve toplumsal yapısını derinlemesine etkilemektedir.

Ömerli Havzası´nın sadece İstanbul´un değil, dünyanın ortak zenginliğidir ve Doğal SİT Alanı" olarak koruma altına alınması gerekir. Ömerli beldesi, Ayamama deresi 1. sınıf tarım arazileri iken özellikle Ömerli havzası mutlak tarım alanıydı, fakat sonradan yapılaşmaya yenik düşmüştür Ömerli’nin bir bölümü Riva Beykoz havzası aslında korunması gereken sulak alandır.. Göktürk beldesi alüvyon ovasıdır, yönetmeliğin korunmasına rağmen bozulmuştur.

Kent yaşamı hakkındaki bilgilerin çoğalması İstanbul iline olan göç olgusunu arttırmıştır. Özellikle tarımsal faaliyetlerin ağırlıkta olduğu Çatalca-Silivri-Beykoz ilçelerindeki mevcut arazilerin küçük parçalar haline getirilerek, yüksek fiyatlarla alıcı bulması tarım arazilerinin amaç dışı kullanılması olarak yerleşim ve sanayi alanlarına dönüştürülmüştür. Bu aynı zamanda iş gücünün tarım dışına kaymasına da neden olmuştur. Tarla bitti, çiftçi kente yerleşti, besin de yele kapılıp gittiğinde ne olacak?


Aklın yolu birdir. “Yaşam Muhasebesi” yapması gerekir, akıllı insanların! Sağlıklı yaşam, sağlıklı çevre için yapılması gerekenleri sıralamak istediğimizde; Tarıma dayalı sanayi tesislerinin kurulması, arazilerin tarım dışı kullanımın engellenmesi, mevcut su kaynaklarının amaç dışı kullanımının engellenmesi, tarımsal kooperatiflerin yaygınlaştırılması, tarıma verilen desteğin arttırılması, tarım ve hayvancılık tesislerinin kurularak bu bölgelerin tüm planlamalarda korunması, toprakla uğraşan üretici köylünün doğup büyüdüğü yerde yaşamını sağlıklı sürdürebilmesinin sağlanması, şehirdeki gecekondulaşmanın çözümlenmesi ve şehre göçün durması gerekmektedir. İnsanlar doğduğu ve doyduğu yerden ayrılmak zorunda kalmamalıdır. Toprak yaşamdır.Toprağımıza sahip çıkalım, Türkiye çöl olmasın. Gazete Kadıköy
 M S. İRENGÜ  2009

Kaynak:
TEMA Vakfı Yayınları
Seminer notları
Semt Araştırmaları