9 Ekim 2014 Perşembe

AVRUPA KENTLİ HAKLARI BİLDİRGESİ

AVRUPA KENTLİ HAKLARI BİLDİRGESİ

   
Aşağıda belirtilen hakların gerçekleşmesi fertlerin, dayanışma ve sorumlu hemşeriliğe ilişkin eşit yükümlülükleri kabul edilmesine bağlıdır. 

Avrupa Yerleşimlerinde yaşayan kent sakinleri
 şu haklara sahiptir.

  GÜVENLİK: 
Mümkün olduğunca; suç, şiddet ve yasa dışı olaylardan arındırılmış emin ve güvenli bir kent;

KİRLETİLMEMİŞ, SAĞLIKLI BİR ÇEVRE:
Hava, gürültü, su ve toprak kirliliği olmayan,
doğası ve doğal kaynakları korunan bir çevre;

İSTİHDAM:
 Yeteri istihdam olanaklarının yaratılarak, ekonomik kalkınmadan pay alabilme şansının ve
 kişisel ekonomik özgürlüklerin sağlanması;

KONUT:
 Mahremiyet ve dokunulmazlığın garanti edildiği, sağlıklı, satın alınabilir, 
yeteri konut stokunun sağlanması;

  ULAŞIM VE DOLAŞIM:
 Toplu taşım, özel arabalar, yayalar ve
 bisikletliler gibi tüm yol kullanıcıları arasında, 
birbirinin hareket kabiliyetini ve
 dolaşım özgürlüğünü kısıtlamayan
uyumlu bir düzenin sağlanması;

SAĞLIK: 
Beden ve ruh sağlığının korunmasına 
yardımcı bir düzenin sağlanması;

 SPOR VE DİNLENCE: 
Yaş, yetenek ve gelir durumu ne olursa olsun, 
her birey için spor ve
 boş vakitlerini değerlendirebileceği olanakların sağlanması;

 KÜLTÜR:
 Çeşitli kültürel faaliyetlerin, yaratıcı aktivitelerin ve 
benzeri olanakların sunulması ve katılımın sağlanması;

KÜLTÜRLER ARASI KAYNAŞMA:
 Geçmişten günümüze farklı kültürel ve
 etnik yapıları barındıran toplulukların barış içinde yaşamalarının sağlanması;

 KALİTELİ BİR MİMARİ VE FİZİKSEL ÇEVRE: 
Tarihi yapı mirasının duyarlı bir biçimde restorasyonu ve nitelikli çağdaş mimarinin uygulanmasıyla, uyumlu ve güzel fiziksel mekanların yaratılması;

 İŞLEVLERİN UYUMU:
 Yaşama, çalışma, seyahat işlevleri ve sosyal aktivitelerin olabildiğince birbirleriyle ilintili olmasının sağlanması;

  KATILIM: 
Çoğulcu demokrasilerde; kurum ve kuruluşlar arasındaki dayanışmanın esas olduğu kent yönetimlerinde; gereksiz bürokrasiden arındırma, yardımlaşma ve bilgilendirme ilkelerinin sağlanması;

 EKONOMİK KALKINMA: 
Kararlı ve aydın yapıdaki tüm yerel yönetimlerin, doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik kalkınmaya katkı konusunda sorumluluk sahibi olması;

 SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: 
Yerel yönetimlerce ekonomik kalkınma ile çevrenin korunması ilkesi arasındaki uzlaşmanın sağlanması;
MAL VE HİZMETLER: 
 Erişilebilir, kapsamlı, kaliteli mal ve hizmet sunumunun yerel yönetimler, özel sektör ya da her ikisinin ortaklığıyla sağlanması;

DOĞAL ZENGİNLİKLER VE KAYNAKLAR 
Yerel doğal kaynak ve değerlerin, yerel yönetimlerce, akılcı, dikkatli, verimli ve adil biçimde, beldede yaşayanların yararı gözetilerek, korunması ve idaresi;

 KİŞİSEL BÜTÜNLÜK 
Bireyin sosyal, kültürel, ahlaki ve ruhsal gelişimine, kişisel refahına yönelik kentsel koşulların oluşturulması;

 BELEDİYELER ARASI İŞBİRLİĞİ: 
Kişilerin yaşadıkları beldenin, beldeler arası ya da uluslar arası ilişkilerine doğrudan katılma konusunda özgür olmaları ve özendirilmeleri.

FİNANSAL YAPI VE MEKANİZMALAR: 
Bu bildirge de tanımlanan hakların sağlanması için gerekli mali kaynakları bulma konusunda 
yerel yönetimlerin yetkili kılınması

 EŞİTLİK:
 Yerel Yönetimlerin; tüm bu hakları bütün bireylere cinsiyet, yaş, köken, inanç, sosyal, ekonomik ve politik ayrım, gözetmeden, zihinsel veya fiziksel özürlerine bakılmadan eşit olarak sağlamakla yükümlü olması



SEMEP


Bugün, çevre bilincini geliştirmek üzere, küresel ölçekte işbirliği, iletişim ve kültürel çeşitlilik gelişmelerine katkı sağlayan SEMEP uygulamalarını izlemek için buradayız.

3 kıta arasında köprü konumunda ve dünyada hiçbir ülkeye nasip olmayan 3 iklim çeşidine sahip bir ülkenin yaşayanları olarak şanslıyız ama bu şansı kullanabiliyor muyuz?

İklim çeşitliliğine bağlı olarak da bir o kadar değişik, o iklime özgü canlı türler ve onların genetik özellikleri, habitatlarının ilişkileri, biyolojik çeşitlilikle zenginlik göstermektedir.

Her canlının kendine özgü yaşam şifresi vardır. Ülkemizde 9 bin tür çiçekli bitki ve bunun 3 bin küsur adeti endemiktir. Sebze, meyve çeşitliliğimiz de zengindir.

Biyolojik çeşitlilik;                                                                          bir bölgedeki genlerin, türlerin, ekosistemlerin oluşturduğu bir bütündür. Dayanıklılık, mücadele gücü, zorluklara göğüs germe; genetik çeşitlilik, coğrafik farklılık yaratır.

Gen kaynakları geleceğin ekonomik değerlerdir. Geleceğin besinleri, genetik çeşitlilik dünyasının ambarında saklıdır. Çeşitlilik sağlıklı yaşamın sigortasıdır.

Son 100 yılda 30 bin bitki türü kaybolmuş, her gün de 3 canlı türü kaybolmakda. Türler habitatlarıyla birlikte korunmalıdır.
1950-1980 arası dünyadaki ormanların %25 i yok edilmiştir.

Çevre; insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları,
fiziki ve biyolojik, sosyal ve tarihi, teknolojik ve ekonomik bir ortamdır.

1-Çevreye Hukuksal açıdan Baktığımızda;
Çevre kirliliğini önlemek, çevre sağlığını korumak, geliştirmek, verimli kılmak,  KİMİN GÖREVİDİR?
Devletin ve vatandaşların görevidir!

2-Çevremize duyarlı olmamızın, hepimizin ödevi olduğunu,
Kim söylüyor? Hangi yazılı resmi kayıt teyit ediyor? Nerede?
T.C.Anayasası,56.Madde sinde…

3-HUKUK niçin vardır ???
Hukuk, kendisine uyulmak ve uygulanmak için vardır.

Hukuk, İnsanlara;
“Bana uy; Beni gerçekleştir” buyruğu ile seslenmektedir,
***Nasıl davranılması gerektiğini gösterir.

Hukuk, her şeyden önce bir düzen demektir..
Hukuk düzeni, doğduğu andan itibaren bireyin karşısına,
kabul edilmesi ve uyulması gereken,
kesinlikle! doğru kurallar olarak çıkar.

4-Doğaya aykırı davranmak suç mudur? Kaynağı nedir?
Suçtur! Kaynağı insandır…

   Çeşitli çevre sorunları;                                                                      insanlardan kaynaklanıyorsa, çözümü de insanlara bağlıdır.              Bilinçli insan kendine, doğasına ve Hukuk’a karşı saygılı insandır.

5-Yaşayabileceğimiz başka bir dünya var mı? Yok.

Yaşanabilir temiz sağlıklı bir çevre için;
 doğal kaynaklarımıza ve bütün canlılara sahip çıkmalı,
üzerimize düşen ödevleri yapmalıyız.                                               Yaşam boyu çevreyi koruma alışkanlığı edinmeliyiz. Savurgan Olmamalı. Tüketim Alışkanlıklarımızı Değiştirmeliyiz.

6-DEĞİŞİM Nedir?      Bir süreç neticesinde;
Herhangi bir sistemin veya bir bütünün öğelerinde,
birbirleriyle ilişkilerinde, öncekine göre
nicelik ve nitelikçe gözlenebilir bir farkın oluşmasıdır .

Değişim; Ne kadar sihirli ve güzel bir kelime!
Değişim, pek çok kapıya açılan bir yolda,
önümüze çıkan fırsatları değerlendirmemiz,
başarıya ulaşmamız bir anlamda gelişmektir.

7-Doğa yaşamını geliştirebilir miyiz?
Yaratıcılık, yenilik yapma, büyüme ve gelişme
Yeteneklerimizi kullanarak,
Bilgilenir,araştırır,uygular olduktan sonra neden olmasın!!!


Çevresel tutumlarımızda, olumlu değişimlere açık,
Nelerden vazgeçeceğimizin ve Hangi daha doğruları        yapacağımızın kararlarını alabiliriz!

Bugün burada,
Gelişmiş, üretken çeşitliliği de içinde barındıran sağlıklı bir Çevre için; yaşamsal değişim düşlerinini, öğrencilerimizin hazırladığı çeşitli projelerde somutlaştığını görmek, gelecek konusundaki umutlarımı yeşertmektedir.

SEMEP proje çalışmalarında sarfedilen tüm emekleri kutlar,

herkese çöl olmayan bir dünyada sağlıklı yaşamlar dilerim.

GEO3 (Global Çevreye Bakış) raporu

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından
dün yayınlanan ve dünya basınına yansıyan GEO3 (Global Çevreye Bakış) raporu ile ilgili basında yer alan haberlerden yola çıkarak hazırlanmış bilgi notu:

Yeryüzündeki kara yüzeyinin %70’i yol,
madencilik, şehirleşme ve diğer altyapı çalışmalarında
acil bir önlem alınmadığı taktirde
30 yıl içinde olumsuz olarak etkilenecek.


Mevcut ve gelecek nesiller için büyük önem taşıyan;
Ormanları, okyanusları, nehirleri, dağları ve
diğer hayatı destekleyen sistemleri tehdit eden
birtakım tercihler nedeniyle
dünya bugün bir dönüm noktasındadır.

Dünyada konuyla ilgili farklı merkezlerden oluşan bir ağdan 1000 kişinin katkısıyla hazırlanan bu rapor geçmiş 30 yılı değerlendiriyor ve önümüzdeki 30 yıl için öngörülerde bulunuyor.

UNEP Başkanı, raporu 22 Mayıs tarihinde Londra’da paylaşırken,
Artık insanların sağlıklı ve refah bir dünya için tercihlerinin ne olması gerektiğini çok iyi bildiklerini ifade etmiş. Ona göre artık eylem için tek gereken cesaret ve kararlılıktır.

Rapora göre, Latin Amerika ve Karayipler gelişmeden %80’i aşan bir yüzölçümü ile en çok etkilenecek bölgeler. Asya ve Pasifik bölgesinde de hızlı ve kötü planlanmış altyapı büyümesi sonucu, gerek doğal varlıkların kaybı, gerek diğer çevresel zararlar nedeniyle toprakların %75’i olumsuz etkilenecektir.
UNEP Başkanı Toepfer şöyle diyor: “
 Net adımlara ve zaman tablolarına ihtiyacımız var ve tüm tarafların katılımı şart.  Bu yalnızca politikacıların sorumluluğu olmamalı”.

Friends of the Earth yöneticisi Tony Jupiner’in yorumu ise şöyle:
 “Bu rapor Dünya için yeni bir kalk borusudur.  Evrensel trajediyi önlemek istiyorsak uluslar arası bir hareket başlatmalıyız.  

Johannesburg Zirvesi bu nedenle çok önemli.  Bu  zirvede liderlerin büyük işler için evrensel kurallar ve insanlar için evrensel haklar konusunda anlaşmaya varmaları lazım.” George W.Bush başkanlığında Kyoto Protokolü gibi uluslar arası anlaşmalardan uzaklaşan ABD’yi de uyaran Juniter “ Bir devlet ABD gibi uluslar arası koalisyonlara katılmaya yanaşmıyorsa, yeni koalisyonlar kurulmalıdır” dedi.

GEO-3 raporu küresel ısınma konusunda umutlu.  Rapora göre başlatılan hükümetleri, endüstrileri ve bireyleri kapsayan girişimler küresel ısınmaya neden olan gazların emisyonunun azalmasına katkıda bulunacaktır
Yeterli özel ve kamu desteğiyle atmosferdeki karbondioksit seviyeleri 2032 yılına kadar dengelenmiş olacaktır.

Rapor temiz içme suyunun yetersizliği konusunda uyarıyor.  2032 yılına kadar dünya nüfusunun yarısı ciddi susuzluk yaşanacak bölgelerde yer alacaktır.

Olumlu bir gelişme, dünyadaki aç insan sayısında düşüş olması.  Bir gelecek senaryosuna göre,
2032 yılında dünya nüfusunun %2.5’u gibi az bir bölümünde açlık görülecektir.

Rapor, dünyanın geleceğini, bugünkü dünyayı çevre açısından bir felakete sürükleyecek serbest ticaret ve kısa vadeli kar modeli de dahil dört ayrı senaryoda incelemiş. 

İkinci, en az birincisi kadar tehlikeli senaryoya göre terör ve korku ile güvenlik gerekçeleriyle zengin alanlara göç edilen bir model. 
Bu, dünyada zengin ile yoksul arasında bir bölünmeye yol açacaktır.

  Üçüncüsü; hükümetlerin güçlü bir politika ve uluslar arası işbirlikleri ile çevreyi korumaya yönelik adımlar attığı ve belirli ölçüde başarılı olduğu bir model.

  Dördüncüsü ise, tüm kararların kısa vadeli kazançlar elde etmektense sürdürülebilir kalkınmayı sağlamaya yönelik alındığı bir model.

Rapordan bazı rakamsal veriler ise şöyle:
Kötü haberler:
-       1183 çeşit kuş,  ve 1130 tür memelinin neslinin tükenmesi söz konusu
-       Dünya balık stokunun 1/3’ü tükenmiş durumda
-       2050 yılına kadar atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu 2 katına çıkacak10 yılda havaya bağlı felaketlerden etkilenen insanların sayısı yılda 147 milyondan 211 milyona yükselmiştir.
-       Aşırı otlanma %35 toprak bozulması, %30 ormansızlaşmaya yol açıyor.
-       Dünyadaki nehirleri yarısı ciddi derecede kirli.

İyi haberler:

-       114 ülkede zararlı kimyasal kullanımının %85 oranında azaltılması sonucu ozon tabakasındaki delik onarılmaktadır.
-       Yeryüzünün %10’u (30 yıl öncesinin 5 katı) korunmuş alandır.

1 Ekim 2014 Çarşamba

Yeşilden Uzaklaşmak Yaşamdan Uzaklaşmaktır

Yeşilden Uzaklaşmak Yaşamdan Uzaklaşmaktır 2009

Küresel iklim değişikliği ve kuraklık sorununun evren ölçeğinde ve ülkemiz özelinde yoğunlukla yaşandığı bir dönemde, toprak varlığımızın korunması ve doğru yönetilmesinin paradan çok daha yaşamsal bir zorunluluk olduğunun ne kadar farkındayız?

Erozyon Ülkemizden verimli üst toprağı alırken, üretimden, gıdamızdan dolayısıyla yaşamımızdan çok şey götürüyor.
Geleceğimizi düşünmeden çevremizi bilinçsizse kirletiyor, ormanları, yeşil alanları, doğal su kaynaklarını yok ederek yollar, inşaatlar yapıyoruz.

Yeşile düşmanız sanki. İstanbul'da da durum farklı değil. Yaşanan sel felaketleri, iklimsel değişimler çevreye karşı olan hoyratlığımızın doğal bir sonucu değil midir?

 “Toprak Koruma ve Yönetimi” konusunun bilimsel, teknik, yönetimsel ve hukuksal yönleri ile tartışılması, belirlenen sorunların çözümü için öneriler oluşturulması ve temel çözüm doğrultularının kararlaştırılması amacıyla; başta TEMA Vakfı
Olmak üzere diğer STK’larca da ele alınmaktadır.

Kadıköy İlçesi, Kayışdağı eteği, Küçükbakkalköy, İçerenköy bölgesinde görevim gereği yapmış olduğum “Okul Çevresi Araştırması” sonucu, çevrenin yeşilden gittikçe yoksun kalması diğer bölgelerde yaşananlardan pek de farklı değildi.

Anadolu’nun muhtelif yerlerinden göç almış bu bölgede yaşayan dede ve ninelerin, evlatları ve torunlarına sıkça anlattıkları, fotoğrafları olan zengin sebze ve meyve bahçelerinin varlığıydı. Hatta durak isimleri de şahit o eski günlere.”Çiftlik Yolu, Bağlar”

Çocukluğumuzda ziyaretine geldiğimiz yazlıkların, bakımlı bahçeli evlerin bulunduğu Erenköy’deki köşklerin sakinleri, bu nezih doğal ortamlara yürüyüş yapar, bağ ve bahçelerden alışveriş yaparlarmış.

Bu güzelliklerin yerini betonlaşma aldı. Hiç olmasa tarihi eser gibi muhafaza edilen kısımlar kalsaydı da çocuklarımıza örnek olarak gösterebilseydik.
İstenirse bu bereketli topraklarda, örnek sağlıklı yaşam platformları oluşturulabilir ve gelir sağlanabilir. Bu bir nostalji değil doğaya geri dönüş, yaşama saygı duruşudur.

Ormansız, beton yığınına dönen Sultanbeyli ve Sarıgazi gibi orman ve havza alanlarındaki kentsel gelişmelerin boyutu tüm İstanbul Metropoliten Alanı’nın yaşam kaynaklarını, ekonomik ilişkilerini ve toplumsal yapısını derinlemesine etkilemektedir.

Ömerli Havzası´nın sadece İstanbul´un değil, dünyanın ortak zenginliğidir ve Doğal SİT Alanı" olarak koruma altına alınması gerekir. Ömerli beldesi, Ayamama deresi 1. sınıf tarım arazileri iken özellikle Ömerli havzası mutlak tarım alanıydı, fakat sonradan yapılaşmaya yenik düşmüştür Ömerli’nin bir bölümü Riva Beykoz havzası aslında korunması gereken sulak alandır.. Göktürk beldesi alüvyon ovasıdır, yönetmeliğin korunmasına rağmen bozulmuştur.

Kent yaşamı hakkındaki bilgilerin çoğalması İstanbul iline olan göç olgusunu arttırmıştır. Özellikle tarımsal faaliyetlerin ağırlıkta olduğu Çatalca-Silivri-Beykoz ilçelerindeki mevcut arazilerin küçük parçalar haline getirilerek, yüksek fiyatlarla alıcı bulması tarım arazilerinin amaç dışı kullanılması olarak yerleşim ve sanayi alanlarına dönüştürülmüştür. Bu aynı zamanda iş gücünün tarım dışına kaymasına da neden olmuştur. Tarla bitti, çiftçi kente yerleşti, besin de yele kapılıp gittiğinde ne olacak?


Aklın yolu birdir. “Yaşam Muhasebesi” yapması gerekir, akıllı insanların! Sağlıklı yaşam, sağlıklı çevre için yapılması gerekenleri sıralamak istediğimizde; Tarıma dayalı sanayi tesislerinin kurulması, arazilerin tarım dışı kullanımın engellenmesi, mevcut su kaynaklarının amaç dışı kullanımının engellenmesi, tarımsal kooperatiflerin yaygınlaştırılması, tarıma verilen desteğin arttırılması, tarım ve hayvancılık tesislerinin kurularak bu bölgelerin tüm planlamalarda korunması, toprakla uğraşan üretici köylünün doğup büyüdüğü yerde yaşamını sağlıklı sürdürebilmesinin sağlanması, şehirdeki gecekondulaşmanın çözümlenmesi ve şehre göçün durması gerekmektedir. İnsanlar doğduğu ve doyduğu yerden ayrılmak zorunda kalmamalıdır. Toprak yaşamdır.Toprağımıza sahip çıkalım, Türkiye çöl olmasın. Gazete Kadıköy
 M S. İRENGÜ  2009

Kaynak:
TEMA Vakfı Yayınları
Seminer notları
Semt Araştırmaları