27 Aralık 2008 Cumartesi

TEMA GÖNÜLLÜSÜ OLARAK KATILIN ARAMIZA

TEMA VAKFI KURULUŞUNUN 16. YILINDA
GÖNÜLLÜ OLARAK KATILIN ARAMIZA TEMA’YA
BİRLİKTE HİZMET EDELİM TOPRAKLARIMIZA

TEMA Vakfı kuruluşunun 16. yılında yurt çapında düzenlediği Toprak Erozyonu İle Mücadele haftası etkinliklerinde bu önemli soruna bir kez daha dikkatleri çekti.

Erozyonla mücadele denince ilk akla gelen kurum olan TEMA Vakfı kurulduğu 1992 yılından bu yana “Türkiye Çöl Olmasın” sloganıyla faaliyetlerini sürdürüyor.

17-23 Kasım tarihleri arasında çeşitli okullarda, kurum ve kuruluşlarda Toprak Erozyonu İle Mücadele haftası etkinliklerinde, gönüllüler tarafından düzenlenen paneller, sunumlar, proje tanıtımları, gösteriler, eğitim çalışmaları, çevre yürüyüşleri ve fidan dikimleri birbirini izledi. 


Açılan stantlarda Sessiz kriztoprak erozyonu ile mücadele hakkında bilgi verilerek, broşürler dağıtıldı. Konuşmacılar TEMA’nın 16 yıllık mücadelesine ve uyarılarına rağmen sorunun toplumca tam olarak algılanamadığını, çölleşmenin önlenemediğini dile getirilerek, yamaçlardaki bitki ve fidan dikimlerinde yağmur ve kar sularının doğal kaynaklara indirilmesini sağlayan teraslama sisteminin uygulanmasının yaygınlaştırılmasının gerekliliğini vurguladılar.

Yıl 2008 ,16 yılda sayısı 347 bin’e ulaşan TEMA Vakfı Gönüllüleri’nin sayısını az bulan İstanbul İl Temsilci Yardımcısı ve Anadolu Yakası Gönüllü Sorumlusu Melek Sevil İRENGÜ ,
Ülkemizin topraklarının korunmasında önemli katkılarda bulunan, gönüllü ordusuyla birfiil özverili çalışmalar,,projeler gerçekleştiren vakfımızın daha fazla katılımcıyla desteklenmesi gerekir. Sosyal sorumluluk sahibi herkesi TEMA Vakfı gönüllüsü olmaya davet ediyor.İçtenlikle sesleniyor.

Sevgili TEMA Gönüllü Dostları

Daha iyi yaşam şartları sağlamak adına, toplumsal refahın ve bütünlüğün sağlanmasında bilinçli vatandaşlar olarak çevreye, içinde yaşadığımız topluma ve parçası olduğumuz çağdaş dünyaya karşı duyarlı birey olduğumuzun farkındalığıyla, topraklarımız uğruna yaşama artı değer katan değişimleri yeşerten gönüllü sorumluluklarımızla, sosyal, ekonomik ve çevre sorunlarına çözüm üretmede işbirliği yapmakta olmamız mutluluk vericidir.




Takım ruhuyla hayat bulan “Gönüllülük” bireysel motivasyon, karşılıklı güven, saygı paylaşımıdır.

Kişiye bilgi ve birikimi ile özgüven verirken, sosyal özelliklerinin gelişmesine de yardımcı olur; bireye yeni beceriler kazandırır; yaratıcılığını destekler. İnsan kaynağı değerini artırır, kuruma maddi ve manevi kazançlar sağlar. Bireylerin, özel sektörün ve sivil toplum kuruluşlarının sürdürdükleri gönüllü çalışmalar sayesinde toplum içi genel gelişim/kalkınma gözlenir ve bu da uzun vadede tüm toplum için olumlu fark yaratır.


 Kariyere değer katacak tecrübeler kazandırdığı gibi daha da önemlisi, doğasını koruyana gönüllü toplumsal yaşama artı bir değer katmakla ülkesine hizmet etmenin mutluluğunu yaşatır.

Sürdürülebilir sağlıklı yaşamın sorumluluğunu idrak ederek, çevre sorunlarının çözümünde sarf edilen gönüllü çabalar ve bu özverilerin toplumda örneklenerek çoğalması; Türkiye’nin geleceği yeni nesil ve yeşil doğası açısından çok önemlidir.

Ne mutlu Türkiye Doğasına Gönüllü Hizmet Edenlere.

Toplumsal Barış Topraktan Gelecektir.

Çocuklarımızın geleceğine, yeşil izler bırakalım. Toplumsal görevlerimiz ve gönüllülük yürekten özveri ister, birlikte çalışabiliriz. Gönüllü birlikteliğimize katılmanız sağlıklı yaşanabilir bir dünya için doğaya hizmette gücümüze güç katacaktır.

MELEK SEVİL İRENGÜ

TEMA VAKFI İSTANBUL TEMSİLCİLİĞİ

YAŞAMAK İÇİN ÇEVREMİZİ YAŞATMALIYIZ


YAŞAMAK İÇİN YAŞATMALIYIZ

TÜRKİYE VE İSTANBUL GENELİNDE ÇEVRE SORUNLARI
VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
'Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir''. (1982 Anayasasının 56. Maddesi.)

Kim ne kadar duyabiliyor ve eyleme geçiyor!102’si Nobel Ödülü Almış, 1600 Bilim Adamının 1992 Tarihli Tebliği’nde duyuruları;
“ Önümüzdeki tehlikeleri göğüsleyip, gerekli önlemleri alabilmek için on ila yirmi yıllık bir zamanımız kalmıştır. Bu şansı kaçırdığımız taktirde, bizler kaybetmiş olacağız. İnsanların elindeki imkânlar büyük ölçüde yok olacaktır. Kendimize verdiğimiz değer kadar, üzerinde yaşamakta olduğumuz bu gezegene de değer vermeliyiz. Yeni değerler tespit etmemiz gerekmektedir. Ayrıca,isteksiz liderlerimizi, isteksiz hükümetlerimizi ve isteksiz insanları bu yeni değerler istikametinde ikna etmemiz gerekmektedir. Demektedirler.
TEMA İstanbul Temsilci Yardımcısı Sevil İrengü, Kadıköy Belediyesi Fen işleri Gönüllüleri davetlisi olarak C K M “Kitap Günleri” etkinliğinde sunum yaptı.Kendisine gönüllü katkılarından dolayı Kadıköy Belediye Başk.Av.Selami Öztürk tarafından Teşekkür Belgesi verildi.

Merhaba, hoş geldiniz,
Gezegenimizdeki yaşamı tehdit eden, Ülkemizde ve İstanbul’da da yaşanan çevre sorunlarının “Sürdürülebilir Çevre Politikası” için durum tespiti ve çözüm önerilerinin, bir kez daha altını çizerek ele almak amacıyla, burada sizlerle birlikteyiz.TEMA Vakfı olarak değerli katkılarınıza ve katılımlarınıza teşekkür ederiz.

. Doğal kaynakların daha verimli kullanımı ve korunmasının, yaşamsal gereğini idrak etmek, farkındalık oluşturarak, çözümde işbirliğine ve artı değişime gayretle, toplumla ve sizlerle birlikte, gönüllü hizmete yönelmek, en içten arzumuzdur.

Dünyanın gündemi ve en önemli sorunlarını belirlemek üzere, BM tarafından düzenlenen zirvelerle gerçekleştirilen, ilki 1972 çevre eylem planı ile başlayan.daha sonra 1992’de Rio de Janeiro’da uluslar arası “Yer yüzü Zirvesi Stocholm Bildirgesi” sonuçlarında ele alınan ana başlıklar;
1-Çevre ve kalkınma üzerine Rio deklarasyonu
2-Gündem 21
3-Biyolojik Çeşitlilik sözleşmesi
4-İklimsel değişiklikler ve çevre sözleşmesi
5-Ormanlar konusunda ilkeler bildirimi

Uluslararası Çevre Hukukunda Halkın Katılımı 1992 - Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Üzerine Rio Zirvesi Sonuç Deklarasyonu;
“İnsanlar, doğa ile uyum içinde sağlıklı ve verimli bir hayata layıktır.
Çevre konuları en iyi şekilde, ancak ilgili bütün vatandaşların katılımı ile yönetilir.Devlet, kurum ve kuruluşlar geniş çapta çevre bilgilendirmesi yaparak kamuoyu aydınlatılmasını ve katılımı gerçekleştirecek ve teşvik edecektir.”der.

TEMA Vakfı olarak, BM’lerin çevre bildirgelerinde yer alan konuların takipçisi olup, Türkiye’nin her köşesinde ve İstanbul ilimizde gönüllü çevre çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

Siyasi güçleri ülkemizin çevre sorunlarına çare bulmadan, toprağı korumadan iktidar olamayacaklarına inandıracak kadar güçlü bir kamuoyu oluşturmak istiyoruz. Gelecek kuşakların mirasının ve ulusal refahın korunmasında, herkesin üstüne düşen vazifeler vardır.Toplumsal Barış Topraktan Gelecektir.
Tüm Türkiye sathında kolaylaştırıcımız olan herkese teşekkür ederiz.

Genel olarak ele alacağımız “Çevre Sorunları ve Çözüm Önerileri
ana başlıkları;
1-Ekosistem; Göç-Nüfus artışı-Yerleşim Durum / öneriler
2-Biyolojikçeşitlilik- Toprak –Orman-Tarım Alanları-Ova ve Meralar Durum/Öneriler,3-Su Kaynakları -Göl-Dere-Barajlar Durum/Öneriler
4-Çevre Kirlilikleri:;-Hava ve Gürültü Kirliliği -Ulaşım- Durum/Öneriler
5-Çevresel Kalkınma Politikaları ile Bireyler ve Sektörler;3.Sektör STK’lar (Sivil Toplum Kuruluşları ) Durum/Öneriler

Dünya incisi İstanbul, tarihi boyunca su bakımından çevresinden beslenmek zorunda kalmış bir yerleşim yeri olmuştur. Halkalı bölgesindeki su kaynaklarından inşa edilen kemerler vasıtasıyla, daha 1. Konstantin döneminden beri şehre su taşıma yapılmıştır.Susuzluk olgusu, özellikle bostanların sulanamaması yüzünden tarım ürünlerinde ortaya çıkan üretim azalmasıyla; İstanbul'a göç edenlerin, geri gönderilmelerine bile sebep olmuştur.

Bugün dünya nüfusu 7 milyara giderek yaklaşıyor. Nüfus Türkiye’de olduğu gibi, İstanbul’da 15 milyonu geçmekte, Şehirleşme planlarını zorlayan unsurlar gittikçe artmaktadır.Taşıma kapasitesini aşan göçlerle nüfusun artması demek, Yeni meskenler, yol, su, elektrik ,hastane okul, iş, aş gibi ihtiyaçların karşılanması ,yaşam trafiği ve tüketimin artması demektir. Gereksiz tüketime dönük bir toplum yapısına sahip olunca da çok yükselen tüketim miktarları atıklar artmaktadır.

İSTANBUL’DA nüfus hızla artıyor yeşil alan azalıyor! İstanbul’un çevresel ve ekonomik sürdürülebilirliği günümüzde endişe verici boyutlara ulaşmıştır ve ekoloji ekonomi dengesi, ekoloji aleyhine bozulmaktadır

Birincisi şehir planlaması boyutu. Bu konu, uzmanların, STK’ların, üniversitelerin bilimsel görüşü ile tespit edilmelidir… İkincisi tespit edilen güzergâhtaki doğal yapının, ekosistemin mutlaka ve mutlaka korunması gerekiyor. Kentin en önemli ormanları burada. İstanbul’un su havzaları bu bölgede yer alıyor. Bunlardan vazgeçmemiz mümkün değil, üstün kamu yararı bunu gerektirir. Köprü ve yolların güzergâhına rant karar vermemeli. Bu noktada bilim ve mantık öne çıkmalı. Yetkililere bütün bu önemli noktaları haykırıyoruz. Mücadelemizi sonuna kadar sürdürecek ve mutlaka başarıya ulaşacağız." TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Y. GÜRSES Yeşiliz sf. 20 MAYIS-HAZiRAN 2007 SAYI 9

İst. Metropolitan Planlama Merkezi’nin yaptığı planda, 3. köprünün ve bağlantı yollarının kuzeyden geçmesi yer almamak tadır.Bu plana rağmen bu bölgenin düşünülmesi doğru değil. Kuzeyden geçmesi ile ilgili olarak iki çok önemli konunun dikkatle incelenmesi gerekli.

3.KÖPRÜ VE TEHDİTLER Habitat kaybı ve parçalanması; Su Havzalarının durumu: Su havzalarının korunmasının güçleştirilmesi; Ormanlarda doğrudan arazi kaybı ,1050 ha şeridin şevlerinin yüzölçümü. Platformun görevi, alternatif güzergahlar belirlemek olmamalıdır.5. (S.S.I) 1996 Boğaz köprüsü çalışmalarında; 2. Boğaz Köprüsü için İstanbul sadece Anadolu Yakasında 3500 adet orman suçu işlenmiştir. 4.610.000 m2 Orman alanı toplam tahrip edilen orman alanı:“İstanbul’un kuzeyinde çevre yolları hazırlanmış. Bir tek köprü eksik” ,“Köprü inşaatıyla Orman Kanunu 17. maddeye göre tahsisinin önü açılmış olacaktır.”

Çevre sorunları ile yakın ilişkili Küresel Isınmanın Ekolojik Sonuçları
Daha Fazla Kuraklık, Daha Sık ve Şiddetli Kasırgalar ve Fırtınalar Seller,Aşırı Sıcaklıklar ve Yangınlar Ekosistemlerin Değişmesi
Biyolojik Çeşitliliğin Yok Olması, Küresel Gıda Üretim Düzeninin Bozulması,Daha Fazla Yoksulluk, Daha Fazla Hastalık, Deniz Seviyelerinin Yükselmesi,( Dünya nüfusunun 1/3’ü kıyılara 55 km mesafedeki kuşakta yaşamaktadır.)

Küresel ekonomi geliştikçe, yerel ekosistemler artan bir hızla yok oluyor… Çevre sorunlarını da beraberinde getiriyor.

Çevre Kirliliğine Karşı Alınabilecek Önlemler; Hukuksal Önlemler (Yasal Düzenlemeler) Teknolojik Önlemler,Arıtma Tesisleri, Biyolojik Savaşım, Emisyon Azaltma (Filtre, Sülfirikasit Ünitesi)

Ekolojik Önlemler;Alternatif Enerji Kaynakları, Ekolojik Planlama,Eğitimvb.

Tüm canlıları ve geleceğini etkileyebilecek, çok yakından ilgilendiren, ülkemiz için çok önemli bir çevre sorunu “Toprak Erozyonu”nun Ekonomik ve Sosyolojik Sonuçları vardır.

Humuslu üst toprağın elden çıkması (yılda -1,4 Milyar ton toprak)
Tarım alanlarının azalması ve nüfusu besleyememesi Tarımda verimsizlik ,kuraklık nedeniyle Su kaynaklarını düzenli ve sürekli beslenememesi, yaşamsal önemi olan biyolojikçeşitlilik kaybı,meraların elden çıkması ve hayvancılığın gerilemesi, taşkınlar, sel ve çığ felaketleri, köyden kente göç , fakirlik , açlık ve kaos.

Ağaç ve bitki türleri küresel ısınmayla gelen değişik koşullara hemen adapte olamazlar. Yaşlı ormanlar, iklim değişikliği nedeniyle ciddi risk altındadır. Küresel ısınmayla gelen sel, kuraklık gibi felaketler bitki varlığını da tehlikeye atacak, birçok bitki türü yok olacaktır..Koruma tedbirleri artmalıdır.

Dünya’nın %70’i suyla kaplıdır, ancak bunun %97,5’i okyanus ve denizlerdeki tuzlu sudan oluşmaktadır. Geriye kalan %2,5’lik tatlı suyun %1,5’i kutup bölgelerinde ve buzullarda bulunmaktadır. İnsanoğlunun doğrudan yararlanabileceği yer üstü ve yeraltı tatlı su rezervi toplam Dünya su rezervinin sadece %1’i kadardır .(http://www.unesco.org/water).
ormanlık ve yeşil alanlar yağan yağmur suları tutar rezervlere indirirler.

Bu alanların kullanımında doğa koruma amacına ters düşmeyecek işlevler dışına çıkılmayarak, kamu yararı önceliğiyle, toplumsal ve ekonomik açıdan zarara uğratılmayacak yaptırımlarla korunmalıdırlar. İstanbul ili ve yakın çevresi, orman örtüsü bakımından zengindir.Yerleşme alanlarının yakın çevresinden başlayarak, çevreye doğru genişleyen bitki örtüsü tahribatı vardır.
İstanbul’da bir kısım orman alanları önce tarım alanları açılması için yok edilmiş, daha sonrada buralara yerleşmeler yapılmıştır. Halen ormanlık alanda kaçak yapılaşma riski yüksektir.

2 B alanları satışı durdurulmalıdır. 2-B gibi yasal kılıflar altında orman alanlarımızın yok edilmesine izin veremeyiz. Öncelikle 2B oluşumuna sebep olan Anayasa’nın 169 ve 170’nci maddelerinde ve Orman Kanunu’nda yer alan olumsuz düzenlemeler derhal geçici maddelere alınmalı ve sorunun çözümü için yeterli süre sonrasında kendiliğinden ortadan kalkacak şekilde bir düzenlemeye gidilmelidir ve işgal alanlarında ecrimisil uygulanmasına derhal başlanmalı ve hazine zararı önlenmelidir.

Ülkemizde, 1937 yılından bu yana 77.785 adet orman yangını çıktı. Bu yangınlarda yaklaşık İstanbul’un 3 katı büyüklüğünde 1.583.847 ha orman alanı yok oldu.Biz TEMA Gönüllüleri olarak, yetkilileri ve halkımızı orman yangınlarına karşı daha duyarlı ve tedbirli olmaya çağırıyoruz”

Ormanı Tahrip Eden Faktörlerin Görünümü ;% 1Kıyı ihlali yerleşim, % 7 Tarla açma, % 9 Kaçak kesim,% 27 Yangınlar, % 56 TBMM …

Küresel İklim değişimi ile Büyük kuraklıkların ve su kıtlığının ortaya çıkacağı,Deniz seviyelerinin yükseleceği,Su kaynaklarının kullanılamaz,
onarılamaz hale gelmesi, Su kaynaklarının azalması sonucu enerji sıkıntısı oluşması, Ormanların yok olacağı, Tarım ve orman ürünlerinde önemli azalış, Gıda-beslenme sorunu, Turizm ve rekreasyon alanlarının sorunlu bölgeler haline gelmesi, Bir çok sektörün kapanması olasılığı ,işsizlik ve toplumsal barışın zorlanması.

Çölleşme ve İklim Değişikliği İki çevre sorunu birbirini tetikliyor.
İklim değişikliği kuraklığa neden olup çölleşmeyi tetikliyor, çölleşme de topraktaki artan karbon emisyonları ve azalan karbon tutumu nedeniyle iklim değişikliğine yol açıyor.Bütüncül bir yaklaşıma şart gözüyle bakılıyor.
TEMA Vakfı Kurucu Onur Başkanı Hayrettin KARACA ve Mütevelliler Heyeti Başkanı A. Nihat GÖKYİĞİT, “Çölleşme yoksulluğun hem nedeni, hem sonucudur. Toprakları çölleşen bir ülkenin temel sorunları açlık, susuzluk, işsizlik ve iç göçtür. Bunun sonucunda işsizlik, gelir dağılımdaki adaletsizlik artacak, çarpık kentleşme, çevre kirliliği, doğal kaynakların aşırı kullanımı ve tahribi gündeme gelecektir. Bu nedenle hep birlikte geleceğimize şimdiden sahip çıkmamız, toprağımıza El Koymamız gerekiyor” der.

bugün, ruhsatsız sanayi kuruluşlarının % 15’i edirne’de, % 8’i Kırklareli’nde ve % 12’si Tekirdağ’dadır. Türkiye Sanayiinin % 8’i bu bölgededir. çok çarpıcıdır. bu bölgedeki sanayiinin % 88’i kaçak’tır. Trakya bölgesi’nde yaklaşık 1 milyon hektar verimli tarım alanlarının % 22’si sanayiinin eline geçmiştir. bununla kalmamış, 15 sene önce yeraltı suyunun seviyesi 180 metre civarında iken, bugün 450:500 metreye düşmüştür. bu da, bölgeyi nasıl bir çölleşmenin beklediğini göstermektedir. SN. (OSMAN PEPE T.C. ÇEVRE VE ORMAN BAKANI)

Küresel ısınma ile ; Akdeniz ikliminin uzun süreli kuraklığına ek olarak, kış aylarında yağış miktarında azalmalar söz konusudur, Büyük kuraklığın ve su kıtlığının ortaya çıkacağı, Denizlerin seviyesinin yükseleceği, kıyı ve tarım alanlarının, tatlı su kaynaklarının tuzlu su istilasına uğrayacağı, Su kaynaklarının kullanılamaz, tarım alanlarının onarılamaz hale gelmesi, Su kaynaklarının azalması , enerji sıkıntısı oluşması, ormanların yok olacağı, Tarım ve orman ürünlerinde önemli azalış yaşamı zorlaştıracaktır.

Türkiye’de toprakların % 89’u erozyona maruz, Her yıl 1,4 milyar ton toprak kaybı - 500 milyon tonu verimli tarım alanları,Kaybedilen verimli topraklar, 600 bin ton buğday üretimine, diğer bir deyişle adam başı her yıl 35 ekmeğe denk…

Ülkemizde, yalnız İstanbul-Edirne otoyolu yüzünden, Trakya’nın 1. Sınıf tarım topraklarından yaklaşık 10.000 hektar kaybedilmiştir.Kayıp: ~150.000 ton buğday ~ 6 Trilyon TL.

ABD’de 1982- 1992 yılları arasında her yıl, iki New York kentine eşit miktarda toprak, asfaltlanarak karayoluna dönüştürülmüştür.

Toprak kaynaklarını çok kısıtlı olan Türkiye topraklarının Arazi Kullanım Kabiliyet Sınıfları açısından yaklaşık 1/3’ü tarıma uygun alanlardır.Türkiye genelinde toprak kaynakları konusunda en önemli tehlikelerden biri şehirleşmedir. Türkiye’de gelişen şehir yerleşmelerinin büyük kısmı yanlış arazi kullanımına neden olmaktadır. kentinin amaç dışı arazi kullanımı durdurulmalı, kapsamlı planlama çalışmaları yapılmalıdır. Verimli topraklar üzerinde yeni yapılaşma önlenmeli.İstanbul şehrinin alternatif gelişim alanlarının belirlenmesi sırasında toprak özelliklerine dikkat edilmeli.

Ekolojik Hizmetler vardır gözardı edemeyeceğimiz;
1- TOZLAŞMA;Elma, incir, muz bahçeleri, pamuk vb. tarım alanlarında; Arılar, Kelebekler, Böcekler, Yarasalar hizmet verir.
2- BIYODEGRASYON (biyolojik ayrıştırma) Böcekler, Bakteriler, Mantarlar (düşen yapraklar, çöpler, canlı atık ve artıkları hizmetteler.
3- TOPRAK VERIMLILIĞI (havalandırma, ayrıştırma, azot bağlama, humus birikimi vb hizmetle Solucanlar, Toprak içi canlılar, Bakteriler.
4- Oksıjen – Karbon Dıoksıt Düzeni (fotosentez olayı) Yeşil Bitkiler.
(Türkiye’de 9 500’e yakın damarlı bitki mevcut.Bunların 1/3, 3067 adedi endemik. Avrupa’da ise bu rakam yaklaşık 3000 Türkiye’de ,her 6 günde bir yeni bir bitki türü bulunmaktadır.Türkiye topraklarının %26 ’sı orman ile kaplıdır.76 ‘sı endemik olmak üzere 564 tür vardır.Avrupanın tamamında 27 meşe türü var iken yalnız Türkiyede 18 tür meşe bulunmaktadır.AB’de doğal ormanların toplam orman sahasına oranı %1 iken, yarısı bozulmuş ve verimsiz olsa da ,Türkiye’de bu oran %93 dür.)

5- İKLIMI DÜZENLEME
(Bitkiler CO2 tüketerek global ısınmayı önleme, hava nemi )
6- SU DÜZENİ sağlama, EROZYONU önleme
7- SULARI FiLTRELEME VE TEMiZLEME (planktonları vd. Kontrol etmeleri ve deniz suyunu temizlemeleri)
8- BiYOLOJİK İYİLEŞTİRME (Toprak ve sudaki toksik atıkları sömürme, sağaltma...) (ağır metalleri topraktan emip, dokularında
depolayan bitkiler – örnek turpgiller. Böyle bitkiler, böceklere ve ot yiyen hayvanlara karşı da biyo-pestisid etki yaparlar).

İstanbul’un Botanik Zenginliğini Yaşatmalıyız .
İstanbul çevresindeki ormanlar- da sıkca rastlanan Karadeniz Siklameni, Bern anlaşması çerçevesinde koruma altında.

Istanbul ili sadece 5110 km²lik bir yüzölçüme sahip, ancak 2000 tür gibi şaşılacak yoğunlukta bir biyolojik çeşitliliği barındırıyor. Bu İngiltere’nin 1850 ve Hollanda’nın 1600 türünü aşmaktadır.Kadıköy Çayır Çiğdemi, sadece Istanbul bölgesinde ve bir kaç Yunan kolonisinde mevcuttur.

Türkiye üç ana iklim kuşağı altında tek ülkedir.(Akdeniz,kara,okyanus iklim tipleri) Dağlar arasında yer alan yüksek rakımda düzlükler ağaçsız, fakat çok çeşitli ve nadir çayır ve bozkır vejetasyonu barındırır. Dünyanın önemli koyun üreticisi Yeni Zelanda’nın geniş meraları Anadolu otlaklarından alınan tohumlarla geliştirilmiştir. Doğu Anadolu dünyanın en önemli bitki gen kaynağıdır.

Milli Parkların sürdürülebilir kullanımlarına, zarar verici haller ve işgalleri gözlenmeli ve önlenmelidir. IUCN (Dünya Koruma Birliği)biyolojik çeşitliliği ve doğal-kültürel değerleri koruma, çevresel hizmetleri sürdürme gibi yaşamsal öneme sahip işlevlerin etkili bir şekilde yerine getirilebilmesinde büyük önem taşımaktadır. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa göre korunan "sit alanları işgal edilmemelidir. GEKYA (Gen Koruma ve Yönetim Alanları), GEF hibe katkısı ile desteklenen "Genetik Çeşitliliğin Yerinde Korunması" Projesi kapsamında pilot bölgelerde; yok olma tehlikesi altında bulunan yada ekonomik bakımdan önemli olan bitki türlerinin genetik çeşitliliğinin ve evrimin sürekliliği sağlanmalıdır.

Yok etmeye tek bir cahil, tek bir ihanet, tek bir kibrit çöpü yetiyor.Ve sadece tek bir saatlik zaman, binlerce eğitilmiş ve bilgili insan, binlerce vefa ve sevgi, binlerce araç, gereç, makine ve yüzlerce yıl sürecek zaman yetmiyor.

Toprak Erozyonuna Karşı Alınabilecek Biyolojik Önlemler – Teraslama ve su tutulumu ile bitkinin gelmesi daha fazla.toprak ve su kazanımı…Ve elde edilen bitki örtüsü ile artan su tutulumu,Türkiye toprakları üzerinde (780.000 km2) yılda ortalama 643 mm yağış olmaktadır .

Küresel Isınma Nedeniyle Türkiye’deki kritik konulardan biri de “Su”
Aşırı su kıtlığı çekmeyen ama sandığımız gibi su zengini bir ülke değiliz.
Ülkemizin ileriye yönelik önlemler almada gecikmesi, kıtlık, açlık ve sosyal patlamalara yol açabilir.Su kaynaklarının azalması sonucu yeterli önlemler alınmaz ise enerji sıkıntısına da düşülecektir.Sürdürülebilir kalkınma kavramı, ekonomik arz politikaları ile doğal kaynakların devamlılığını ve birlikteliğini isteyen bir gelişme sürecini tanımlar. Çevrenin sürdürülebilirliği ve korunması politikalarını destekleyenler ile ekonomik kalkınmaya öncelik verenler arasındaki mücadeleden doğmuştur.

Türkiye’de Suların Geleceği; AB’nin Türkiye ile ilgili ekim 2004 tarihli ilerleme raporundan : Türkiye’nin Dicle ve Fırat havzasındaki barajların, sulama kanallarının ve sulama plânlarının, uluslararası bir yönetime bırakılması gerekmektedir!!!

İstanbul İçme suyu reservuarları;Ömerli Rezervuarı-Terkos Rezervuarı
Alibeyköy Rezervuarı-Sazlıdere Rezervuarı, Büyükçekmece Rezervuarı.
Baraj havzaları kaçak yapılaşmadan ve kirli su atıklarından mutlaka korunmalıdır. Akarsu ve akiferlerimizden sınır aşan sularımızın varlığı da denetim ve kontrolümüz altında olmalıdır. Su satış istasyonları düzenli denetlenmeli,.

Temizlenmesini istediğimiz İstanbul derelerinin Hepsi kirli;
Haramidere de, Kurbağlıdere de, Ayamama da, Kınıklı ve Tuzla dereleri de aynı durumda... İSKİ’nin dere ıslah çalışmaları var.
Maliyeti yüksek projeler... Ama istimlak sorunları büyük. Yetkililer Kurbağlıdere’de bir yer istimlak edilemeyince iş uzadığını, artık derelere sadece yağmur suları geldiini çünkü, bu tür derelerin çevresine boru döşendiğini, buradan gelen kanalizasyon sularının arıtmaya gönderildiği söyleniyor.

Ayamama Deresi ayrı bir sorun. Ataköy’de bir arıtma tesisi yapılması gerekli. Ne yazık ki Ataköy’de bir arıtma tesisi yok. Haramidere’de de arıtma gerekiyor. Silivri, Selimpaşa ve Kumburgaz’ın kanalizasyonları, Büyükşehir’e bağlanmadan önce direkt olarak denize veriliyordu. Oraya da Büyükşehir bir tesis yapmak üzere çalışıyor. Gene de bu işler kısa vadede bitecek işler değil. Eğer bunlar, yapılmazsa, özellikle Marmara Denizi, evsel ve endüstriyel atıklarla daha çok dolacak. Avrupa yakasının kanalizasyonu Baltalimanı’nda arıtılıyor; Anadolu yakasında;Üsküdar’dan Beykoz’a kadar olan hattın kanalizasyonu ise denize akıyor.Kanalizasyonlar artılmadan denize akıtılmamalı. Arıtma tesisleri çoğaltılmalı ve randımanlı çalıştırılmalı Derelerin denizle bağlantıları sağlı-sollu ele alınmalı Göksu Deresi

Göllerimiz islah edilmeyi bekliyor. Küçükçekmece Gölü vahim durumda; tamamı sanayi atıklarıyla dolu.K. Çekmece Gölü (Lagünü)’nün ana Problemleri; Göl çevresinde aşırı yapılaşmaya bağlı olarak hiçbir arıtıma tabi tutulmadan ortama verilen atıklar,Çeşitli dallarda faaliyet gösteren yaklaşık 200 sanayi tesisinin de atıklarını göle vermesi. Her yıl düzenli olarak toksik alg artışı görülmekte.

Çevre Kanunu Ve Uygulama:Anayasanın, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını düzenleyen 56.maddesine dayalı olarak 1982 yılında çıkarılan 2872 no lu Çevre Kanunu amacı, bütün vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi; kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması; su, toprak ve hava kirlenmesinin önlenmesi; ülkenin bitki ve hayvan varlığı ile doğal ve tarihsel zenginliklerinin korunarak, bugünkü ve gelecek kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması için yapılacak düzenlemeleri ve alınacak önlemleri, ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyumlu olarak belirli hukuki ve teknik esaslara göre düzenlemektir.Ancak Çevre Kanunu uyarınca yürürlük tarihinden itibaren 6 ay içinde çıkarılması gereken yönetmelikler (örneğin ÇED yönetmeliği) kanunun çıkarılmasından 11 yıl sonra çıkarılmıştır.

7.maddenin 5177 no lu yasa ile hiç bir Avrupa Konseyi ülkesinde mevcut bulunmayan hükümlerle, madencilik sektörüne; Anayasa ve uluslararası çevre sözleşmelerine aykırı olarak dilediği yerde dilediği şekilde maden işletme olanağı sağlanmıştır.Türkiye’nin kültür ve tabiat varlıklarının korunması için gerekli olan ÇED Yönetmeliği (halkın katılılımı ve duyarlı alanlar) ) ve GSM Yönetmeliği ve diğer koruma mevzuatı dışlanmış, Bakanlar Kurulunun çıkaracağı bir Yönetmelikle ‘’çevre ve insan sağlığı’’ by-pass edilmiştir.

Maden Kanununun 17.maddesine göre, petrol ve maden şirketleri, 3 yıl sürebilen arama faaliyetleri sırasında, hiç bir izin ve onaya gerek kalmaksızın, görünür rezervin yüzde 10’unu çıkarma ve satma hakkını almışlardır.
CHP üyesi 117 milletvekili tarafından Anayasa Mahkemesinde açılan davada, 5177 sayılı kanunun 7.maddesi ve diğer bağlantılı maddelerinin yürürlüğünün durdurulması ve iptali talep edilmiştir.Bu davada, 5177 sayılı kanunun özellikle Anayasanın 43 (kıyılardan yararlanma), 45 (tarım arazileri ve meralar), 56 (çevre hakkı), 63 (kültür ve tabiat varlıkları), 169 (ormanlar) ile BM ile Avrupa Konseyinin uluslararası çevre ve doğa koruma sözleşmelerine aykırılığı ileri sürülmüştür. Bu dava hala sürdürülmektedir.

İstanbul’da su kullanım denetim yaptırımı; Kurum-Kuruluş-sitelerde Yağmur suyu tutulumu ve değerlendirilmelerinin yapılması,Sulama –rezervurlarda kullanım sağlanması.Kurum-Kuruluş-sitelerde su tasarrufu açısından yapılması gerekli Yağmur suyu tutulumu ve değerlendirilmelerinin ele alınışı, yaygınlaştırılan bu kazanımın sulama –rezervurlarda kullanımının ağlanması. Tesisat eskiliği, yetersizliği, alt yapı bozukluğunun neden olduğu stanbul’daki su kaçaklarının, acil çözüm gerekmektedir.

Kuyu açma ve yeraltı suyu kullanımı yaygınlaşmış, bu paralelde sondajcılık da gelişmiştir. Günümüzde ise kontrolsüz kuyu açılması, kuyularda aşırı su çekim, Denetlenmelidir. Anadolu’da bazı bölgelerde çöken sulu obruklar içindeki yeraltı su seviyesinin düştüğü net olarak görülebilmektedir. Su seviyesi düşüşü sebepleri doğal ve insan kaynaklı iklimsel değişiklikler,aşırı su çekimleri olabilmektedir. (Karapınar,Çıralı,Niğde)
İstanbul su kullanım denetim yaptırımı, henüz sağlanamamıştır.

M.S. 378’de Doğu Roma İmparatoru Valens, kendi adını taşıyan saraçhane’deki Bozdoğan su kemerlerini yaptırmış. Trakya’nın suyunu 100 km’lik tünel ve su yollarıyla doğal cazibe yaratarak İstanbul’a taşımıştır. Büyük sarnıçlarda depolayarak (Yerebatan Sarayı-1989’da halkın kullanımına açıldı) şehrin su ihtiyacını karşılayacak ve kuşatmalarda ,zor zamanlarda 6 ay, 1 yıl yetecek su depoları yapmışlardı.

İstanbul’un bütün boş alanlarına yüksek yoğunluklu yapılaşma imkânı verilerek geri dönülemez biçimde yeşil nefes alanlarımız yok edilmekte.Yeşil alan talanına son verilmeli.Topraklarımız ve doğamızdan Yerel Seçim baskısı kalkmalı…Gecekondu` furyası hızlandırıldı. Yeşil alanlar, su havzaları, İstanbul rantiyeye kurban edilmekte. Durdurulmalı.

Ülkemizde su azlığı, kuraklık ve toprak erozyonu sorunlarının ciddi boyutlarda olması nedeni ile, küresel ısınmanın zararlı etkilerini en önce ve en şiddetli biçimde yaşayabileceği bilinen bir gerçek. Yarı kurak yörelerin mera ve tarım arazilerinde en çok etkili olacağı tahmin edilmektedir. İstanbul’un verimli tarım alanları korunmalı, yapılaşmaya açılmamalıdır.

Fatih Sultan Mehmed büyük yenilenme ve onarmalar yapmış. Kanuni, unutulmaz yapılar ve eklerle su sorununu kalıcı biçimde çözmüştür. Osmanlı Maliyesi’nin bir yıllık geliri bu işe harcanmıştır.

Şimdi İstanbul’da mevcut yapılar bozuk, suyun yarısı daha yoldayken sızmalarla kaybolmakta, kaçak kullanımlar, kaçak uygunsuz kuyular, sanayinin ağır kirletme baskısı, sayılmayacak kadar kötülükler yumağı büyümekte.istanbul’ da su kaçakları, acil çözülmeli…

Hükümet ve belediyeler neler yapmalı: Fosil yakıt kullanımı sınırlandırılmalı enerji tasarrufu yapılmalı araç-gereç standart geliştirilmeli çarpık kentleşmeye son verilmeli.Toprakların ve bitki örtüsünün,ormanların korunması arttırılmalı…Yenilenebilir enerji, kaynak kullanımına özen gösterilmeli , rüzğar, güneş enerjisi ile çalışan araçlar geliştirilmeli, kent içinde trafiğe çıkan motorlu araç sayısı azaltılmalı toplu taşıma arttırılmalı.

İstanbul’un borç batağına, kentin en değerli arazilerinin satılıp saçıldığı bir sırada saplanıldığına dikkat edilmelidir.Tonlarca paraya mal olan tonlarca kısa ömürlü çiçekler yerine,Uzun yıllar hizmet edecek ağaçlar dikilmeli.
Askeri alanlarımız, mezarlıklarımız nasıl yeşilse, okullarımız ,camilerimiz, yollarımız bahçelerimiz ağaçlandırılmalıdır.

Mevcut imar sorunlarının çözümüne yönelik politikalar geliştirilmelidir.
İstanbul'un her yeri adeta uçak pisti hatta bir şantiye gibi gürültülü..Araçlar da insanlar da sürekli yüksek ses üretiyorlar.Avrupa Birliği Çevre Komisyonu’un 65 desibelin üzerindeki yerler için belirlediği siyah noktalar İstanbul'u kuşatmış durumda .Sağlıklı ve huzurlu bir yaşam için bu siyah noktalar kontrol altına alınmalı. Aralık 1986'da Resmi Gazete‘de yayınlanan “Gürültü Haritası “ yıllardır bekliyor.Gürültü kirliliği sorunun aşılmasını öngören Gürültü Yönetmeliği yerel yönetimler de yeterince önem verilmesini istiyoruz.

Dünya üzerinde insan sayısı arttıkça; besin, giysi, otomobil v.b gibi insanoğlunun yaşamında yer alan ürünlerdeki üretim de artar ! Ve Üretim mekanizmalarından doğaya kontrolsüz atıklar bırakılır. Bu atıklar; sera etkisi yapan gazları içerir… üzerinde durulması gereken bir konu;
Sera etkisini azaltıp iklim değişikliğindeki anormallikleri bir ölçüde engelleyecek temel çözüm de,Nüfus artışının kontrol altına alınmasıdır. bu gelişmemiş ülkelerde ciddi bir problemdir ve öncelikli çözülmelidir. Bilinçlendirme ve nüfus planlamasında uluslararası önlemler alınmalıdır.

Göçün önünü kesmeden İstanbul`un aşırı nüfus yığılmasından kaynaklanan bir dizi kent sorununa, sosyal, ekonomik, politik sorununa da çözüm üretmek imkansız değildir.Çözüm; Topraktır, tarımdır,Kırsal kalkınmadır.
Esas olan; İnsanı doğduğu büyüdüğü yerde doyurmak ve yaşatmaktır.Gözü köyde aklı şehirde iş kaygısı yaşam zorlukları mücadelesi vermekte değildir.

Türkiye’nin girişimleri ve bugünkü durum: Türkiye için temel sorunlar

İklim değişikliğine konu sera gazı salımlarının giderek büyümesinin ana nedeni, çevresel politikalar ile ekonomik politikaları birbiriyle bütünleyemeyen kalkın(ama)ma politikalarıdır. küresel değişiklik sorununun kontrolü için izlenecek politikaların oluşturulması, önlemlerin alınması ve uygulanmasıyla ilgili ya da onlardan ” Tam anlamıyla sorumlu bir kurum” un henüz belirlenememiş olmasıdır. Çevre ve Orman Bakanlığının,konunun tüm ayrıntılarını içerecek biçimde güçlendirilmesi ,en uygun çözüm olarak görülmektedir

Son yıllarda yerüstü ve doğal su döngüsünün görünmeyen kısmı yeraltı sularının azalması ve büyük şehirlerdeki su sıkıntıları, sıkça gündeme gelmektedir.Ne yapıp edip Yerküre ve yerkürenin yaşam üzerindeki rolü toplumlara anlatılmalıdır.

Uluslararası Yer Yılı, BM Teşkilatı tarafından bu nedenle organize edilmiştir. 2007-2009 arasında üç yıl her ülke kendi toplumunu eğitecektir.
UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Yerbilimleri İhtisas Komitesi, TÜBİTAK’ın desteği ile Yer Yılı organizasyonu tarafından belirlenen on temel konuda eğitim broşürleri yayınlamaktadır. Asıl amaç, sorunlara “farkındalık” yaratmaktır.Bu Sosyal Sorumluluk çalışmalarına katılım önemlidir.

Enerji üretiminde, çevre kirliliğinin önlenmesi çalışmalarında 3 temel unsur
1- Endüstriyel enerji yönetimi : 2-Enerji kaybının önlenmesi,
3-Geri dönüşümün geliştirilip yaygınlaşması
Üretimde kullanılan enerjide tasarrufla, Daha az enerji kullanılır, daha çok güç üretilmiş olur. Dünya insan olmasa da yaşar! Ya insan, doğası olmadan yaşayabilir mi

TEMA tarafından başlatılan ve desteklenen Çevre dostu hizmet ve üretimler vardır. Damızlık ana arı üretimiyle arıcılıkta verim artışı
Sağlık standartlarına uygun ekolojik bal üretimi Doğa turları / Ekoturizm,Hızlı yetişen ağaçlar ile endüstriyel orman plantasyonu
(ağaç tarımı) Mantar meşesi ile mantar üretimi (geliştirilmekte).

yaşam için toprak da önemli su da suyu yanlış kullanmayalım
erozyonla verimli toprağımızı kaybetmeyelim…Erozyonla barajlarımıza
tonlarca sediment taşınmakta ve barajların ömrünü kısaltmaktadır!
erozyonla mücadele edelim.Toprak yoksa Ekmek yok.Toprak yoksa domates yok, Toprak yoksa su, süt meyva yok. Kısacası Toprak yoksa hayat yok
Çevre problemlerin çözümlerinde genel olarak temsili demokrasi zayıf kalıyor. Ve katılımcı demokrasinin önemi artıyor. İşte bu noktada STK lar, katılımcı demokrasinin temelleri haline gelip, gerek ‘ küresel ısınma ‘ probleminin çözümünde olsun gerek diğer sorunlarda olsun ,halkın görüşlerini belirterek, yapılan çalışmalara katılım, desteklenme yönlendirilmesini yanlış eylemlerin engellenilmesini sağlıyor.
STK lar sivil yapılarından dolayı halka daha kolay ve doğrudan ulaşabilmektedirler, Kamuoyunun oluştuğu yerler, demokrasinin vazgeçilmez oyuncuları olan sivil toplum örgütleridir.

Tek tek insanlar kamuoyu oluşturamazlar. Sorunlarla mücadelenin de en doğal yolu kamuoyu yaratmaktır.Örgütlenmemiş toplum güçsüzdür, yönsüzdür, her zaman, özel amaçlar peşinde istenen yere çekilebilir.
Sivil toplum örgütleri demokrasi denilen yönetim biçiminin motorudur.
Kâr amaçsız kuruluşlar, sorumlu vatandaşlık bilincinin, kalitenin ve çağdaş demokrasinin temeli ve teminatıdır.Gönüllü kuruluşlar, insanı ve dolayısıyla toplumu değiştirir bir, artı farkındalık oluştururlar,hedefleri sadece budur.

Oluşan kamuoyunu toplumsal sahneye ulusal boyuta taşıyacak olan sivil toplum örgütlerinin en doğal iş ortağı da, iletişim araçlarıdır, medyadır.
O nedenle, yerel basın kuruluşları, sivil toplum örgütleriyle sıkı bir ilişki içinde olmalıdır. Böylece gündeme getirilen konularda daha geniş bir “ilgililer topluluğu” oluşturma şansı yakalanacaktır…

Doğamı koru, al oyumu.Önce doğama zarar vermeyeceğine kani olacağım güven ortamını yarat,çevreyi koruma çabalarımı destekle, güç ver, sonra oyumu iste. Gönüllü hizmet ordusu ülkeye güç verir!bizi destekle.Her seçim doğadan bir şeyleri alıp götürmemeli , doğa koruyucu yeni çözümler getirmelidir.

Bireysel olarak neler yapılmalı; Fosil yakıt kullanımı sınırlandırılmalı
Enerji tasarrufu yapılmalı,Araç-gereç standart geliştirilmeli,Çarpık kentleşmeye son verilmeli,Toprakların ve bitki örtüsünün,ormanların
Korunması arttırılmalı…Yenilenebilir enerji Kaynak kullanımına özen gösterilmeli ,Rüzğar, güneş enerjisi ile çalışan Araçlar geliştirilmeli,
Kent içinde trafiğe çıkan motorlu araç sayısı azaltılmalı. Toplu taşıma arttırılmalı,STKlara destek olunmalı, Paydaşlar arasında iletişimin güçlendirilmeli (Bültenler, radyo programları, web sitesi...)

Evde oluşan çöpün yarısının geri dönüşümünü sağlamak, yılda 1200 kg karbondioksit tasarrufu sağlar.Geri dönüştürülmüş kağıt üretimi %70-90 arası enerji tasarrufu sağlıyor ve dünyadaki ormanların azalmasını önlüyor.

Damlatan musluğunuzu tamir edin, toplu ulaşım araçlarını kullanın, alışverişte naylon torba yerine bez torba kullanın, elektronik eşyaları uyur konumda bırakmayın fişten çekin, ampulleri tasarruflu olanlarla değiştirin.
Yeter ki, bir yerden başlayın. Küresel İklim Değişimi süreci başladı, bu süreç davranışlarımızla Tutumlarımızla şekil alacaktır.Unutmayalım…

Temiz ampul % 40 daha fazla ışık yayar sensörlü lambalar kullanalım
işimiz bittiğinde lambaları söndürelim.gün ışığından yararlanmak için tül kullanalım.içte açık renk, dış cephede koyu renk boya, enerji tasarrufu sağlar.inşaatlarda ısı yalıtımı yapılmalı ,çiftcam kullanmalıyız.
düşük ısı artı hırka kullanabiliriz ,elektrikli cihazları tam kapatmalı ve
fişleri prizden çekmeliyiz.

arabalarımızın lastik havasını kontrol, benzini akşam satlerinde alışımız,
yakın yolu yürüyüşlerimiz, bisikletle ulaşım,asansörü zorunlu hallerde kullanımlarımız,uçakla uzaklara gezi yerine yerli turist oluşumuz
enerji tasarrufuna bireysel katkı sağlayacaktır.

Sebze ve meyveyi mevsiminde yiyelim,yerel çiftçi pazarlarını tercih ve artmasını destekle bize gelecek ürünün yetiştirilmesi ve taşınmasındaki enerjiyi, beşte bir oranında azaltalım.

insanoğlu daha fazla daha fazla dedikçe gelecek dünyaya da katlanmak zorunda kalacak veya başka yaşam adresi bulacak ya da bugünden önlem alacak yaşam tarzını dizginleyecek yeni bir tüketim ahlakı geliştirecek acilen çevre koruma teknikleri oluşturulacak…tercihlerimizi bir düşünelim.

Hiç çocuğumuz yokmuş ve gelecek kuşaklar olmayacakmış gibi sürdürdüğümüz davranışlarımızı değiştirmeliyiz. Çünkü: Dünya bize atalarımızın mirası değil, gelecek nesillerin emanetidir. O nedenle, kararı bizim neslimiz verecek, ancak bu karar, bütün nesillerin yaşamını etkileyecektir.

İstenen Nasıl Bir Toplum ?
Çevre koruma bilincine sahip, Tutum ve davranışları ile örnek,
Sorumlu vatandaşlık bilinci gelişmiş, Basiretli ve sırtında cumhuriyetin sorumluluğunu taşıdığından haberli bir toplum.

Bize rehberlik edecek yeni bir ahlâk pusulasına ihtiyacımız var.İnsani ihtiyaçları, sürdürülebilir biçimde karşılama prensiplerine dayanan bir pusulaya... Bu tür bir sürdürülebilirlik anlayışı :

ABD’nde her iki vatandaştan bir tanesi haftada en az üç saat gönüllü kuruluşlarda çalışmaktadır ve ülkenin gayri safi milli hasılasının %3’ünü bu kuruluşlar oluşturmaktadır. Avrupa genelinde her 10 kişiden 7 sinde STK katılım kartı vardır.

Her şey ülkem için diyen, gönüllü hizmet veren, her görevle mutlu olan, idealist insanların varlığı ile bir anlam bulan ve başarıya ulaşan. örnek bir STK olan Vakfımız ,sevgi ve saygıyla bütünleşmiş bambaşka bir beraberliktir.

TEMA İLE NELER yapılabiliriz diyorsanız;TEMA ile tanışabilirsiniz,
TEMA gönüllüsü olabilirsiniz,(01-24 yaşa 5 YTL-25 yaş üstü 20 YTL ömür boyu gönüllü) TEMA yayınlarının okuyabilirsiniz,TEMA çalışmalarına katılabilirsiniz,TEMA kampanyaları düzenleyebilirsiniz,TEMA Projelerine katkı sağlayabilirsiniz, TEMA çalışmalarına sponsor olabilirsiniz,
TEMA ağaçlandırma projelerine katılabilirsiniz, TEMA çalışmalarında kolaylaştırıcı olabilirsiniz, Kırsal Kalkınma Köy Projelerine El Koyabilirsiniz, TEMA Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı Kırsal Kalkınma ve, Kamuoyu oluşturma çalışmalarına Katkılarınızı bekleriz

Dünya, sadece biz insanlar için yaratılmamıştır. İnsan, bu büyük düzenin sadece bir parçasıdır. Tabiatın, önemli ölçüde sadece bizlere verdiği zekâmızı, bencilliğimize kurban etmeyelim…

Tüketerek ve kirleterek değil bölüşerek ve koruyarak mutlu olmayı öğrenmeliyiz.Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar ;önce haysiyetlerini,sonra hürriyetlerini, ve daha sonra da,
istiklâl ve istikballerini kaybederler ATATÜRK

“ Yalnızca son ağaç kesildikten, son ırmak zehirlendikten, son balık yakalandıktan sonra... paranın galip gelemeyeceğini anlayacaksınız. ”
Kızılderili doğa sevgisini hatırlayalım Çevreyi sevgi ilgi bilgi korur. Okuyalım,araştıralım , ekovatandaş olalım, cennet ülkemize
gönüllü hizmet edelim.

Erenköy Kazım Karabekir Kültür Merkezinde Çevre eğitim bilgi-eylem paylaşımlarımıza sizleri davet eder, değerli ilgilerinize teşekkür ederim ,

TOPRAĞIMIZA SAHİP ÇIKALIM
TÜRKİYE ÇÖL OLMASIN

Kaynakça:
TEMA VAKFI Yayınları-www.tema.org.tr
Konferanslardan notlar

17 Eylül 2008 Çarşamba

Vatan Canım Sana Feda

Sevgi ve saygılarımla Merhaba 30 08 2008

Yıllardır boş kalamayacak kadar, çevresel sorunlara çare çırpınışları içindeyiz.Çevreyi umursamama gibi bir halimizin vuku bulması asla mümkün değildir! Sağlığımız ve şartlarımız ne durumda olursa olsun, önce ülke menfaati gelmektedir.Her zaman ”Vatan Canım Sana Feda” diyen gönüllüleriz.

Nadir bir profesyonelin gösterebileceği çevreye katkıda gönüllü performanslar, yıllardır rutin halde bir saatin çarkları gibi işlemekte ve çoğalmaktadır.Gönüllü sosyal çalışmalarımızdan yeterli vakit ayıramadığımız yakınlarımız, akraba, eş dostlarımız, özlem sitemlerinin yerini, yaptığımız işle onur duymaları almıştır. Hepsini çok seviyor ve seviliyoruz. Fakat önce vatan toprakları ve doğası.

Vatanımız ve topraklarına gönüllü hizmet, her geçen gün daha fazla tüm zamanımızı alır olmuştur.Evimize ve kendimize yeterince zaman ayıramaz olduk.Hiç boş kalmadık, gönüllü çevre eğitim proje planlama ve uygulama hizmetleriyle zamanımızı doldura geldik.

Doya doya kitap okumalara zaman ayırmada zorlanıyorsak da, uykularımızı feda ederek bilgilerimizi geliştiriyor, gündemi bilinçli takip ederek hakkımız olsa da çevreye gönüllü hizmetten taltif beklentisi içinde değiliz fakat vefasızlık görmek de istemiyoruz!!!

Henüz 345 bin TEMA gönüllüsüyüz, kısa sürede daha da fazla olacağız, topraklarımız uğruna. Dinamik ve çevre koruma adına her an olanı biteni takip etmekteyiz. Bilgi haberleşme ağımız, eylem birliğimiz her an aktif. gönülden organize oluyor, içtenlikle kamu yararına işbirliği yapıyoruz.

Ülkesi seven, koruyan her insan gibi , biz çıkarsız çevreye hizmet veren bireyler; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, doğasını koruyan TEMA gönüllüleri olarak And içtik;
”Türkiye Çöl Olmasın, “ “Topraklarımıza Sahip Çıkalım” diyen çevrecileriz. “Yeşili sevelim, doğayı koruyalım, aç susuz, muhtaç kalmayalım” inancını taşıyan gönüllü bir orduyuz.

TEMA gönüllüsü bizler, hepimiz bir meslek, kariyer ve iş sahibi kişiler olarak işlerimizin yanında, hayatımızı adadıysak ülkemiz için, çevreye kendini adayamayanların olumsuz sözleriyle rencide edilmek de istemeyiz.
Sevil İRENGÜ
TEMA Vakfı İstanbul Temsilciliği

6 Eylül 2008 Cumartesi

TOPRAK FELSEFESİ NEDEN ÖNEMLİDİR?




İnsanlığın bir kaç bin yıllık süreçte tarımı keşfetmeleri,
doğanın yasallarını kendi isteklerine göre yönlendirmesi ile
bir çok doğal orman ve mera alanı tarım toprağına dönüştürüldü.
Bunun sonucu toprağın organik madde oranı döştü,
yağan yağmur suları da tutulamaz oldu.
Suyun yüzey akışı ile uzaklaşması beraberinde erozyonu artırdı.
Toprak fakirleşmekle kalmadı,
toprakta su tutulmayınca yer altı suları azaldı, pınarlar akamaz oldu.
Böylece yeni bir ekosistem oluşmaya başladı.
Bugün verimin düşüklüğünün bir nedeni doğanın yasalarına
uygun olmayan uygulamaların büyük bir katkısı bulunmaktadır.
Toprak Nedir?
Toprak nedir, neden önemlidir?
Toprağın bilimsel tanımı yeterince yapıldı, ancak
insan ve sürdürülebilir yaşam için önemi
yeterince açıklanmadı ve insanlık bu konuda ikna edilmedi
diye düşünüyorum.
Birileri toprağı tanımla dese aklıma ilk gelen dünyayı bir elmaya benzetmek ve denizlerin olmadığı karasal alanda elmanın kabuğunu da toprak olarak ifade ederim. Dünyanın 3/4’ü denizler ile kaplı olduğu için kalan kısmının da çok azında toprak bulunmaktadır. Toprak bilimcileri yer yüzeyini 8 sınıfa ayırmaktadırlar, ilk üç sınıfa giren düz düze yakın, belirli bir derinliği olan ve bitkisel gelişimi engelleyen etmenlerin olmadığı kesimi tarım yapılabilir tarım toprağı olarak tanımlarlar. Dördüncü sınıfa giren alanları kısmen tarım yapılabilir görürler; diğer kalanları da tarım dışı alanlar olarak tanımlarlar.
Toprak Felsefesini Anlamak Gerekir mi?
Toprağı anlamak salt toprak bilimi okumak ile olmuyor, temel bilimler yanında tarih ve sosyoloji de bilmek gerekiyor.
Toprağı anlamak için
toplumların dinamiğini ve tarihin işleyişi ile
arasındaki diyalektik ilişkiyi doğru algılamak gerekir.
Toprak Yorgun ve İnsana Başkaldırıyor
Sık sık çiftçiler geçmişteki gibi ürün alamadıklarını,
ürünlerin kalitesi ve özellikle de aromasının kaybolduğunu belirtiyorlar. Özellikle son 100 yılda insanın daha yerleşik hale geçmesi ülke sınırlarının artık kolay değişmemesi ile birlikte insanlar
bulundukları topraklardan daha çok yararlanmanın yollarını aramaya başladı.
Yakın geçmişe kadar
toplayıcılık ile sınır tanımadan istediği gibi
doğadan besin toplayan insan artık
besinleri kültüre alıp yetiştirerek beslenmeye çalışmaktadır. Önceleri
toprağın derinliğinin önemini kavradı, gübreleri, geliştirdi,
sulama ve tohum ıslahı ile birlikte genetiği değiştirilmiş bitkiler derken
kısa sürede toprağın doğası değişime uğradı ve yorgun düştüğü belirtiliyor.

Kimileri bu durumu toprak hastalığı olarak tanımlıyor. Toprak artık takatım kalmadı noktasına geldiği getiri gibi ürün vermemeye başladı.


Adeta toprak bana uygulanan
tek yönlü kimyasal gübre ve ilaçlar ve ağır işleme sulama,
ile yoruldum, artık enerjim bitti diyor. Toprak konuşmuyor ancak
düşük verim ile artık bereketli ürün vermeyeceğinin mesajını veriyor.
Biraz beni anla, benim de canlı olduğumu öğren ve
bana bir canlıya davrandığın gibi davran diyor.Toprak Kutsaldır

Topraktan geldik toprağa gideceğiz ifadesi
bütün kutsal kitaplarda işlenmektedir.

Ancak en çarpıcı vurguyu Aşık Veysel’in ifadesi ile
“benim sadık yarim kara topraktır” ve her şeyi kucaklayan anadır.
Bütün yiyeceklerimizin anası kara topraktır.
Adı kara ancak kendisi açık kahverengiden koyu griye kadar
içinde taşıdığı minerallerin rengine bağlı olarak renk alır.

Günlük olarak tükettiğimiz her türlü yiyecek et ve bitki kaynağı olması nedeniyle insanlık için vazgeçilmez bir beslenme ortamıdır.
İnsanlık yakın geçmişe kadar nüfusu az olduğu için her türlü yiyeceğini devşirerek veya geleneksel yöntemler ile ekip biçerek sağlıyordu.

Geçen yüzyıldan bu yana katlanarak gelişen nüfus ile birlikte insanlık toprağı daha yakından tanımaya ve ondan daha çok yararlanmayı hedeflemiştir. Ancak bu arada nüfus hareketlerine bağlı göçler,
teknolojinin ilerlemesi, yerleşim yerleri, yer altı kaynaklarının
hoyratça tüketimine yönelik tüketim ilişkis
sınırlı tarım topraklarının kirlenmesine, elden çıkmasına ve
bozunumuna neden olmuştur.

Ülkemizde sonradan kentleşmeye başlanması ve özellikle sonradan şekillenen kentlerin karayolları güzergahlarındaki
1 ve 2 sınıf tarım topraklarının bulunduğu alanlarda kentlerin gelişmesi tarım topraklarının amaç dışı kullanımını hızlandırmıştır.

Nüfusun artması ile tarım toprakları da giderek azalmaktadır.
Özellikle amaç dışı toprak kullanımı ve
sanayi kuruluşlarının yarattığı çevre kirliliği
toprak ve su kaynaklarının da bozunmasına ve azalmasına neden olmaktadır.

Toprak İnsanlığın Ortak Malıdır
İnsanlığın ortak malı olan ve hepimizin besinlerini sağlayan toprağın korunması ve insanlığın gelecekte de karnını doyurmasını istediğimiz toprağın sürdürülebilirliği için toprağın insanlığın ortak malı olduğu gerçeğinin kabul edilmesi gerekir. Bunun da yasa ile amaç dışı kullanımına olanak verilmemesi gerekir.

Türkiye dünyada toprak rezervi azalan 20 ülkeden biridir.
Bu nedenle topraklarını çok dikkatli ve doğru kullanmak zorundadır.
Toprak ve su kaynaklarının korunması insanlığın ve
yaşamın sağlıklı devamlılığı için önemlidir.

İstatistiklere göre 1970 yılında fert başına 4.4 da tarım arazisi düşerken, bu değer 1980 yılında 3.66 da olmuştur. 1990 yılında ise fert başına 3 da ve günümüzde de 2.8 da düzeyine indiği belirtiliyor.

Türkiye Toprak Kullanımı Ve Kaybı Yönünde Ne Durumda

Türkiye’nin yüzölçümü 777.971 km2 olup, en önemli doğal kaynaklarından birisi de toprağıdır. Ülke topraklarının tarımda kullanılan arazisi ise 27.9 milyon hektardır. Ülkemiz,yanlış bilinenin aksine su ve tarım toprağı yoksuludur. Bununla beraber her yıl binlerce dekar birinci ve ikinci sınıf tarım arazisi,konut,sanayi ve turizm yapılaşmaları nedeniyle işgal ediliyor

Ülke yüzölçümünün ancak %6.4'ü birinci sınıf,%8.7'si ikinci sınıf tarım toprağını oluşturmaktadır. Türkiye topraklarının ancak %5 kadarı kaliteli, %93.5 kadarı ise özürlü topraklara sahiptir. Ülkemiz topraklarında halen mevcut tarım yapmaya uygun I, II ve III. sınıf arazi toplamı 19,3 milyon ha’dır. Bazı koruma tedbirleri alınarak işlemeli tarım yapılabilecek IV. Sınıf arazi miktarı ise 7,2 milyon ha’dır. İşlemeli tarıma uygun olmayan, orman ve çayır ile kaplı olması gereken 50,1 milyon ha arazinin ise, 20,7 milyon ha’ı orman, 21 milyon ha’ı çayır ve mera, geriye kalan 8,3 milyonluk kısmında ilkel ve uygun olmayan usullerle tarım yapılmaktadır.

Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsünce yapılan bir araştırmaya göre 1938 yılında Türkiye’nin % 16,9 u tarım, % 13,4 ü Orman, % 52,8 i mera (yaylalar da dahil) alanı iken 1980 yılı itibariyle % 31,5 i tarım, % 26,0 sı orman ve % 27,9 luk kısmı ise mera alanı haline gelmiştir. Sanırım günümüzde durum daha da vahim biçimde mera ve ormanlık alanlar aleyhine değişmiştir.

Görüldüğü üzere ülkemizde maalesef tarım toprağı olmaması gereken alanları tarla toprağına dönüştürüldü. Bunun soncu toprak üretkenliği azaldı ve toprak çok kısa sürede yorgun üşerek verimsizleşti.
Belki asıl sıkıntının ve ormanlar üzerindeki otlatma baskısının
temel sebeplerinden birisi de bu durumdur.

Yanlış ve Amaç Dışı Toprak Kullanımı ve İnsanlığın Geleceği;
Kırsaldan kente göç ile birlikte başta Çukurova olmak üzere Osmaniye’den Mersine kadar E5 kara yolunun sağlı sollu olarak oluşan yerleşim yerleri ve sanayi tesisleri en çarpıcı örneklerin başında gelmektedir. Bu şekilde

amaç dışı kullanılan tarım topraklarının
%5 düzeyinin üzerinde olduğu bilinmektedir.
Tuğla ve seramik sanayii için başta Manisa, İznik ve Bursa ovası olmak üzere çok sayıda alanda tarım toprakları metrelerce derinlerden alınarak
tuğla sanayiine taşınmakta ve açılan çukurlar
tarım alanlarının bozunumuna neden olmaktadır.

Trakya bölgesinde sanayileşme ile birlikte başlayan
tarım topraklarının kirlenmesi yanında

Karadeniz sahil yolunun tahrip ettiği kıyı şeridindeki fındık için uygun tarım toprakları başlıca toprakların elden çıkmasına neden gösterilen
alanların başında gelmektedir.
Yanlış toprak ve bitki yönetimi sonucu tarım alanlarının hızla tuzlulaşması da ayrıca tarım topraklarının bozunumunu tehdit eden faktörlerin
başında gelmektedir.

Türkiye genelinde 1.5 milyon hektar alan değişik düzeylerde tuzluluk sınıflarında olup GAP’ın sulamaya açılması ile birlikte yapılan yanlış sulama ve toprak bitki yönetiminden dolayı
bugüne kadar 15 bin hektar alan tuzlulaşmıştır.
Konya ovasında aşırı şekilde çekilen yer altı sularının yarattığı olumsuz etkiler ve azalan su miktarı ile birlikte başlayan Tuz Gölünün kuruması önümüzdeki dönemlerde İç Anadolu’da başlayacak olan kuraklık ve çölleşme ile birlikte tarım topaklarının elden çıkmasına neden olunacaktır.

1 Temmuz 2006 tarih ve 26215 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Dokuzuncu Kalkınma Planı raporunun (2007-2013'te Plan Öncesi Dönemde Türkiye'de Ekonomik ve Sosyal Gelişmeler) başlığı altında son on yılda tarım dışına çıkarılan yüksek verimli tarım alanları toplamının 1.26 milyon hektara ulaştığı belirtilmektedir
(DPT, 2006: s31). Ki
bu rakam İstanbul’un iki misli kadardır.

Erozyon Ve Toprak Bozunumu
Türkiye’nin En Ciddi Sorunlarının Başında Geliyor
Ülkemiz topraklarının %78.8'ünde aktif erozyon (orta veya şiddetli erozyon) ve çeşitli derecelerde erozyon tehdidi altındadır.
Küresel iklim değişimleri ile azalacak olan yağış ve su ile birlikte
çölleşme ve erozyonun artacağı beklenilmektedir.
Toprakların erozyona uğramasıyla:
barajların ve göllerin doğal ömründen çok daha önce dolmasına neden olur. Toprakların kirlenmesi ile beslenme zincirinde aksaklıklar oluşarak
üretilen ürün ve gıdaların toplum sağlığını bozması kaçınılmaz olacaktır.


Ne yapılabilir?
Toprak ve su insanlığın ortak beslenme aracı olarak
korunması önemli konular arasında yer almalıdır.
Öncelikle toprağı insanlığın besin kaynağı kabul ederek ve de
insanlığın ortak malı olarak
gelecek kuşaklara
sağlıklı bırakacak şekilde toprak yöntemini
ilke olarak kabul etmemiz gerekir.
Bir canlı organizma olarak çoğaltılamayan tek unsur olan toprak
mutlaka sürdürülebilirlik ilkesi içinde
amaca uygun olarak geliştirilerek kullanılmalıdır.

Bir çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de toprak ve tarım dersi mutlaka ilk okuldan başlamak üzere öğretilerek toprağın önemi erken dönemlerde çocuklara benimsetilmesi sağlanmalıdır.

Türkiye'de Toprak Kirliliği ile ilgili Yasal Düzenlemeler
Anayasanın 44. 45.ve 56. maddeleri çerçevesinde
mutlaka etkin olarak işlenmeli ve geliştirilerek korunması gerekir.
2005 yılında çıkarılan 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile toprak kaynaklarının etkin kullanımı gerçek anlamda işlevsel hale getirilmelidir.

Halen Türkiye’nin toprak envanteri tam olarak bilinmiyor,
toprak ve su gibi önümüzdeki dönemlerde çok önemli konuma gelecek kaynakların devlet eli ile somut olarak bilinmesi korunması ve geliştirmesi için yeniden Toprak-Su teşkilatlarının oluşturulması zorunludur.

Türkiye'nin arazi varlığını bilmesi öncelikle ülke insanın sağlıklı beslenmesi için ihtiyaca yönelik üretim yapması öncelikli konular arasında olmalıdır.

Kesinlikle tarım toprakları başta yabancılar olmak üzere satılmamalı veya uzun süreliğine kiraya verilmemelidir.

Tarım işletmeleri gelecekte ihtiyaç duyacağımız gen bankalarının devlet eli ile geliştirildiği ve korunduğu alanlar olarak elden çıkarılmamalıdır.

Ülkemiz topraklarının detaylı toprak haritalarının yapılması,
bu haritalar çerçevesinde tarıma ve sulamaya uygunluk haritaları çıkarılarak tarımın planlı yapılması sağlanabileceği gibi
ülkemiz topraklarının geliştirilmesi ve korunması
insanlığın yararına sağlanmış olur.


Natioal Gographic Dergisinin Eylül 2008 Sayısı Bir Hint Üniversitesinin tanıtımında…
Bir kilo tropikal toprak, bir kilo altına eşittir……
(One Kilogram Tropical Soil= One Kilogram Gold) ifadesini okuduğumda anlamsız gelmişti. Günümüzde toprağın önemi daha iyi anlaşılmaktadır..
Natioal Gographic Türkiye’nin Eylül 2008 sayısının ana tema olarak
“UMUT FİLİZİ Kara Toprak Yeşeriyor”
konusunu işledi. Yazı işlerinden Oya Ayman ve Güçlün Şahin hanım efendilerinin istemleri ile orijinal metnin Türkçe düzenlenmesine karınca kaderince katkı sunmaya çalıştım.
Oya Ayman’ın “ Yok oluyor, Tuzlanıyor, Yanlış Kullanılıyor”başlığı ile
“Türkiye topraklarının dikkatli kullanılması” lazım
başlıklı yazısına bilgi sağlamak için sorulan sorulara cevap aramaya çalıştım. Derginin toprağı konu yapması bana göre çok anlamlı.
Dünyanın değişik bölgelerinde
Brezilyadan Çine kadar ve İzlanda’dan kara Afrika’nın derinliklerine kadar
toprağın geçmişte ve gelecekte beslenmedeki yeri ve önemi işlenmektedir.

Prof. Dr. İbrahim Ortaş,
Çukurova Üniversitesi, Adana,
iortas@cu.edu.tr

15 Ağustos 2008 Cuma

TOPRAK TARIM VE GELECEĞİMİZ

5,8 milyar dolayındaki dünya nüfusu ,gün geçtikçe daha da artmaktadır.
Hızlı nüfus artışı, ister istemez ilk planda akıllara besin güvenliği sorununu
getirmektedir. Kullanılabilen doğal kaynaklar, bunların potansiyelleri ve
üretim güçleri düşünüldüğünde, artan nüfusun, bütün insanlığın besin
güvenliğini ciddi olarak tehdit etmeye başladığı görülmektedir.

Sürdürülebilir Bir Yaşam İçin Sürdürülebilir Tarım
Sürdürülebilir bir yaşam için doğal varlıkların ve doğal ekosistemlerin
korunması bir zorunluluktur.

Aksi halde bir dönem için aşırı ve geleceği düşünmeden yapılan etkinlikler
sonucunda, daha sonraları insanların güçlüklerle karşılaşması kaçınılmazdır.

2030 yılı itibariyle 8 milyara ulaşması beklenen dünya nüfusunu besleyebilmek
için bugünkü gıda üretiminin %60 oranında artırılması gerekmektedir
(Fresco, 2004).Artan nüfusun besin ihtiyacının karşılanması, tarım alanlarında
birim alandan yüksek verim sağlanması zorunluluğunu beraberinde getirmektedir .

Nüfus oranının büyük çoğunluğunun şehirlerde yaşamakta olduğu ve kırsal
alanlardan şehirlere göçün ,her geçen gün arttığı düşünüldüğünde, artan
tüketim hızına karşılık gelecek, bir üretim potansiyelinin olamayacağı görülmektedir.
Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren,tarıma dayalı yerleşim Kırsal alanlarının nüfusu,
kentlere göre oransal olarak azalmaya başlamıştır…
Bu durum çiftçileri, insanların temel besini tahılların daha fazla üretimine zorlamıştır.
Çünkü kentlerde yaşayanlar tarımsal faaliyetlerle ilgilenemediklerinden besin ihtiyaçlarını
köylerden ve çiftliklerden karşılamak durumundadırlar. Özellikle 1950’lerden sonra, tarımla uğraşan insanlar, artan nüfusun besin gereksinimlerini karşılayabilmek için, ancak tarıma uygun olmayan alanların orman ve mera alanı tarıma açılması ve teknolojik gelişmeler sayesinde üretimi artırabilmişlerdir.
1990’larda dünya tahıl üretimi 1950’lere göre üç kat artmıştır. Bunda etkili olan faktör ise, toprakların sulanma olanaklarının aynı dönemlerde 2,5 kat artmış olmasıdır. Sulamanın yansıra gübreleme ve ilaçlamanın da artması üretim miktarı üzerinde etkili olmuştur.
Dünyanın pek çok yerinde tarımsal alanlar, erozyon, plansız kullanım,
aşırı gübreleme ve ilaçlama sonucu tahribata uğramakta ve kullanılamaz hale gelmektedir.
Tarım alanlarının azalmasıyla birlikte elde edilen ürün de
bu suretle dünya nüfusunun gereksinimlerinin gerisinde kalmaktadır
Bugüne kadar çiftçiler, üzerinde tarım yapacakları arazileri bulmada ve onları üretime hazırlamada ustaca yöntemler kullanmışlardır. Tarım alanlarında sulama, teraslama, kurutma, nadasa bırakma ve kıyıları doldurarak toprak elde etme gibi yollarla belli ölçüde de olsa herkese yetecek kadar ürün elde edebilmişlerdir. Bu yüzden besin güvenliği fazlaca tehlikeye girmemiştir
Tarım toprakları, bitki besin maddelerinin bitkiler tarafından alınması, yıkanma ve erozyon şeklinde topraktan uzaklaşması sonucu zamanla verim Kaybına uğramaktadır.Toprakların, erozyon başta olmak üzere çeşitli şekillerde kaybının yanı sıra endüstrileşme yoluyla işgal edilmesi ise bir başka önemli sorundur.Fabrikalar, yollar ve yeni kentler verimli tarım alanlarının üzerinde inşa edilmektedir. .

Gelişmekte olan pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de, verimli tarım alanları endüstriyel yapılar tarafından işgal edilmekte ve bu endüstriyel yapılar, kendi yan kuruluşlarına ait binaların yapımını, yeni yerleşim yerlerinin doğup gelişmesini ve ulaşım için karayollarının yapımını da beraberinde getirmektedir. Böylelikle geniş boyutlu bir tarımsal alan tahribatı ortaya çıkmaktadır.
Turizm uğruna Verimli tarım alanları, alışveriş merkezleri, tenis kortları, golf sahaları ve
özel villâlarla doldurulmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan, tarım-besin devriminden doğan; gıda sanayisinin makineleşmesi, koruyucu gübre, zirai ilaç kullanımı, ürün saklama tekniklerinin gelişmesi ile elde edilen yiyecek bolluğu bu sorumsuz yaklaşımı tetiklemiştir.

Nüfusun hızla artışı, ürün çeşitliliğine gereksinim, İnsan-besin üretimi-tüketim üçlüsü,günümüze kadar uzanan süreçte kırsaldan kente göçlerin çoğalmasıyla farklılaşmıştır.

Günümüzden 50-60 yıl öncesinde kentin 50 km civarından elde edilebilen gıda maddeleri,bugün çevre illerden çok ülke dışından temin edilmektedir.
Bizim vücudumuz içinde elzem mineral maddeleri gıdalardan alamıyorsak sağlık sorunları ortaya çıkıyor.Hormonlu gıda. GDO’lu besin de Sağlığı tehdit ediyor.20 yy hastalıkları başta kanser yetersiz beslenmeyle ve güvensiz gıdayla hortluyor.Sağlıklı sürdürülebilir bir yaşamın kaynağı toprakta biyolojik tarım yani doğal ihtiyaçlarımıza daha uygun bir tarım düzeni uygulanması gerekiyor.
Ülkemizde tarım sektörü, eskiden olduğu gibi günümüzde de insanların beslenmesi, istihdamı, ekonomiye katkısı ve ihracat potansiyeli bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu önem, nüfusumuzun büyük bir kısmının tarımsal faaliyetle uğraşarak üretimde bulunması ve tarımsal faaliyetin yapıldığı kırsal alanlarda yaşamasından ileri gelmektedir..
Teknolojik gelişmelerle birlikte kaynak tüketimi de hızlanmış, doğal kaynakları hor kullanılmıştır. .Kaynakları tüketme pahasına sağlanan bir gelişmenin sonuçlarının olumsuzluğunu herkes anlamaya başlanmıştır artık Böylelikle, sürdürülebilir tarımın nasıl yapılabileceği ve nasıl yapılması gerektiği üzerinde alternatif düşünceler üretilmeye de başlanmıştır.
Tarım toprakları eser elementler açısından gittikçe fakirleşmektedir.Bunun nedeni;
Toprağın işlenmesi sırasında Yoğun fosfat ve kimyasal gübre kullanımı sonucu hayvansal gübre ile oluşan biyolojik dönüşümün olamaması ve eser elementlerin besin maddelerine nüfus edememesidir.Örnk. manganez eksikliği gibi Eser elementi eksilen yerlerde yeterli çinko alamayan ineklerin döllenmeleri mümkün olamamaktadır.
Tarımsal üretimin en önemli kaynağı olan toprak, gübreleme, zararlılarla mücadele işleme, sulama gibi tarımsal işlemler ile verimli hale getirilir. Toprağın verimliliğini sürdürebilmesinde, besin maddeleriyle takviye edilmesi yani gübrelenmesi önemlidir.
20. yüzyılda tarım alanlarına giren azotlu gübre miktarı ikiye katlanmıştır
1900 40 milyon hektar,1950 94 milyon hektar, 1993 284 milyon hektar
Sulama alanlarının genişlemesine karşın, sulama amacıyla kullanılan su kaynaklarının miktarında bir artış olmamıştır.
Tarımsal su kaynaklarının artırılamamasının nedenlerinden başlıcaları, yeraltı sularının son zamanlara kadar aşırı kullanımı sonucu azalmaya başlaması ve su kaynaklarının sanayi gibi başka amaçlara da tahsis edilmesidir.

Doğanın sürekli olarak insan çıkarları için bilinçsizce kullanılmasının bir sonucu olan küresel ısınmanın etkisi ile de mevcut su kaynaklarımızın azalması nedeniyle su kaynakları mızı en uygun şekilde kullanmanın önemi bir kez daha fark edilmektedir…

Nüfusa bağlı olarak özellikle kentlerde evsel kullanıma yönelik su gereksinimi artmıştır.
Bu artış kontrolsüz bir şekilde büyüdüğü takdirde, akarsu kaynakları gelecekte neredeyse tarım alanlarından daha çok kentlerde kullanılmaya başlanacaktır

Bilge çiftçi ve bilge tüketici olma zorunluluğu doğmuştur artık.Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de insanların geleceği büyük ölçüde tarım alanlarının korunmasına bağımlıdır. İleride bir besin kıtlığı ile karşı karşıya kalınmaması için gerekli önlemler bugünden alınmalıdır
Ekolojik dengeler dikkate alınmaksızın, suların aşırı ve düzensiz bir şekilde kullanılmaya başlandığı takdirde, birçok ırmak, belki gelecekte daha denize bile ulaşamadan yarı yolda kuruyup kaybolacaktır . Bu durumda, sulama alanı dışında kalan daha aşağı bölgelerdeki tarımsal faaliyetlerin, olumsuz şekilde etkilenme olasılığı ortaya çıkabilecektir.
Sürdürülebilir bir tarım için yapılması gerekenler şöyle özetlenebilir:

1-politik hedefler iyi belirlenmeli ve açıkça ortaya konulmalı, sürdürülebilir olmayan tarımsal etkinlikler desteklen memeli.
2-Sürdürülebilir tarım için bir bilgi tabanı oluşturulmalı.
3-Toplumun tüketim alışkanlıkları, toplumsal sağlığa yararlı şekilde değiştirilmeli, yeterli ve dengeli beslenme dışında, lüks tarımsal ürün tüketimi mümkün olduğunca azaltılmalıdır.
4-Üretim kaynakları en verimli ve
en çok insanın yararlanabileceği şekilde kullanılmalıdır.
5-Hükümetler ve çeşitli örgütler çevreye zarar verebilecek uygulamalara karşı önlemler almalıdır. Örneğin toprağın aşırı şekilde sulanmasına, gübrelenmesine ve yanlış ilaçlanmasına karşı etkin eğitim ve
l önlemleri alınmalıdır.
6-Çiftçiler sürdürülebilir tarımın uygulanmasındaki en önemli unsurlardır. Üretimin her aşamasıyla ilgili olarak bilgilendirilmeli ve gerektiğinde onlara yardımcı olunmalıdır..
7-Hayvancılığın, tahıl tüketimini ön plana alan yönleri yeniden gözden geçirilerek diğer tarımsal etkinliklerle kaynaştırılmalıdır.Hayvancılığın, kaynakları tahrip eden ayrı bir sektör olarak sürdürülmesinin önüne geçilmelidir.
8-Yeraltı-yerüstü su kaynaklarının,göllerin ve denizlerin hangi nedenle olursa olsun kirletilmesinin önüne geçilmelidir.
9-Dünya balıkçılığının ilerlemesinde çözüm yolunun bütün balıkların avlanması ve tüketilmesi olduğu düşüncesinden vazgeçilmelidir. Balık türlerinin korunmasının yolları bulunmalı, avlanmayla ilgili zaman düzenlemesi yapılmalıdır.
10-Dünya nüfusu özellikle gelişmekte olan ülkelerde hızla artmaktadır. Bu da, nüfusa bağlı bölgesel ve küresel denge bozulmakta, giderek besin açığının artmakta. Bunun için, her ülkede nüfus planlama etkinliklerinin bir düzene sokulması ve ısrarlı bir biçimde yürütülmesi gerekmektedir.
11-Doğayı ve çevreyi koruma ve iyileştirmeye yönelik projeler, gerekirse çeşitli ülkelerin ortak çalışmalarıyla geniş ölçekli ve planlı bir biçimde sürdürülmelidir

Bireysel sorumluluğa dayalı bilge bir üretim ve tüketim kültürünün var olmasıyla güvenli beslenme mümkün olabilecektir.İstenirse, sebze meyve kabuklarından gübre yapılabilir. Toplanan tohumlar, meyve çekirdekleri toprakla buluşturulabilir.Çevre için yapılacak bir şeyler mutlaka vardır.

Doğaya daha saygılı yaşamak zor değil…
Tonlarca ekmek çöpe gidiyor.Bayatlayan ekmeğe tekrar basit işlemlerle çeşitli lezzet katarak yeniden kazanımıyla edinilen alışkanlık,yemek artıklarının dikkatlice değerlendirildiği vaki iken, çöpe gitmeden birkaç yolla hizmete sokulan gıdalar; doğal varlıklarımızı önemseyen ve tasarrufu halen sürdürmekte olanlar tarafından ev ekonomisine önemli katkılar sağlanmaktalar..
Besin maddelerine saygısızca, besin artıklarını çöp kutularına atmakta olanların sayısı da az değildir.

Gozler sadece zihnin algılamaya hazır olduğu şeyleri görür kontro."Henry Bergson


Öğretmenlerin hayatı boyunca,
Türkiye Cumhuriyetini ve doğasını koruma, geliştirme ve onu sahiplenmenin önemini topluma öğretme yükümlülüğü vardır.

Hayat düsturum olan gönüllü çalışmalarım;
genlerimde taşıdığım, etik değerleri önemsememin tezahürüdür.
MELEK SEVİL İRENGÜ
TEMA İSTANBUL TEMSİLCİLİĞİ

TEMA ÇEVRE GÖNÜLLÜLERİYLE BİRLİKTE
TOPRAĞIMIZA SUYUMUZA GIDAMIZA
SAHİP ÇIKMA ÇALIŞMALARINA KATILIN
TOPRAĞIMIZ İÇİN, KIRSAL KALKINMA İÇİN BİRLİKTE ÇALIŞALIM
TÜRKİYE ÇÖL OLMASIN

DOĞAYI TOPLUMCA YAŞATMA ÇABASI

Araştırmacı – YazarÇevre Eğitim Danışmanı
Melek Sevıl (AKARCA) İRENGÜ
nİstanbul Üniversitesi Edebiyat Fak Arkeolojive Sanat Tarihi, Tarih ve Pedagoji Mezunu. “İstanbul Tarihi Tek Kubbeli Camiler Ve Gelişmeleri” Adlı Mimari Araştırma çalışmaları vardır. M E B Eğitim-Öğretim görevinde “Yüreği Sevgi Dolu Ideal Öğretmen” Tanımıyla İstanbul İlde Üçüncü, Kadıköy İlçede Birincilik Ödülu ile Onurlandırılmıştır.Gönüllü Sosyal Faaliyetleri ( 1992-2008) Nedeniyle Pek Çok Şilt, Takdirname Ve Teşekkürlerle Ödüllendirildi. nGönüllü Çalışmaları;T E M A- Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı İstanbul İl Temsilciliği.nİst. TEMA Gönüllü Sorumlular Koordinatörü - Kadıköy Gönüllü Temsilcisi, TEMA Vakfı Gönüllü Eğitmenliği Görevlerinde Bulundu.Eğitim Öğretim Kurumlarının Her Kademesinde Çeşitli Şirket ve Kuruluşlarda, 15 Yıldır Gönüllülükle Çevre Eğitim Hizmeti. Çeşitli Radyo - TV Programlarına Katılım Ve Sunumlar gerçekleştirdi. nSTKlar Gönüllü Eğitim DestekçisiÇağdaş, Atatürkçü, Ülkesi Ve Doğası Değerlerini Koruma Adına Bir Ömür Boyu Yaptığı Gönüllü Çalışmaları Yanında, Yazınsal Çalışmaları Yaşam Akışı İçinde Yer Almaktadır.Gazete ve Dergi, Bilişim Ortamında Toplum ve Çevre Yorum-Yazıları, Antoloji, Dergi, Mecmua, Kitap ve Bültenlerde Yazı-Şiirleri Bulunmaktadır.Çok Sevdiği Ülkesi Ve Dunya Çocukları İçin Kaleme Aldığı; “Cennet Ülke” Çevre Çocuk Kitabı- TEMA Vakfı Yayınları Arasındadır.(1995
“NLP” Düşünce Gücünü Yönetme Ağırlıklı Biyografik Özellik Taşıyan; “Gülümsemenin Dansı” Yaşam Sohbeti Yayınlanmış Kitabı(2001),TRT 2 “Başarı Öykülerinden Örnekler “ Programı Canlı YayınındaM Sevil İrengü Tanımı Yapılmışdır. Ayrıca“Çevre Eğitiminde Başarı Ve Motivasyon” “Duygusal Doku” Şiir Kitapları VardırSIZLERE EN ICTEN DUYGULARIMLA,BIR YASAM BOYU SAĞLIKLI VEBASARILARLA YUKLUCOL OLMAYANYESIL TEMIZ BIR DUNYADAÇEVRENİZ VE AİLENİZLESEVGI , MUTLULUK DOLUSÜRDÜRÜLEBİLİR BİRYASAMDILERİM.İLGİ VE PAYLAŞIMLARINIZA TEŞEKKÜRLERİMLE

Yazıyı Yayınla

document.write("\x3cinput type\x3d\x22submit\x22 id\x3d\x22publishButton-hidden\x22 name\x3d\x22publish\x22 value\x3d\x22Yaz\u0131y\u0131 Yay\u0131nla\x22 onclick\x3d\x22\x22 tabindex\x3d\x22-1\x22 style\x3d\x22position:absolute; display:block; width:0; padding:0; z-index:-1; border:none; top:-5000px; left:-5000px\x22\x3e");

document.write("\x3ca id\x3d\x22saveButton\x22 class\x3d\x22cssButton\x22 href\x3d\x22javascript:void(0)\x22 onclick\x3d\x22if (this.className.indexOf(\x26quot;ubtn-disabled\x26quot;) \x3d\x3d -1) {var e \x3d document[\x26#39;stuffform\x26#39;].saveDraft;(e.length) ? e[0].click() : e.click(); if (window.event) window.event.cancelBubble \x3d true; return false;}\x22\x3e\x3cdiv class\x3d\x22cssButtonOuter\x22\x3e\x3cdiv class\x3d\x22cssButtonMiddle\x22\x3e\x3cdiv class\x3d\x22cssButtonInner\x22\x3eTaslak olarak Kaydet\x3c/div\x3e\x3c/div\x3e\x3c/div\x3e\x3c/a\x3e");

Taslak olarak Kaydet

document.write("\x3cinput type\x3d\x22submit\x22 id\x3d\x22saveButton-hidden\x22 name\x3d\x22saveDraft\x22 value\x3d\x22Taslak olarak Kaydet\x22 onclick\x3d\x22setPostAsSubmitDraft()\x22 tabindex\x3d\x22-1\x22 style\x3d\x22position:absolute; display:block; width:0; padding:0; z-index:-1; border:none; top:-5000px; left:-5000px\x22\x3e");


_uacct="UA-18003-7";
_uanchor=1;
_ufsc=false;
urchinTracker();
_uff=0;

if (document.body &&
typeof(document.body.unselectable) != 'undefined') {
document.body.unselectable = true;
}

ATATÜRK: TÜRKİYENİN GERÇEK SAHİBİ VE EFENDİSİ,ÜRETİCİ OLAN KÖYLÜDÜR.

"TÜRKİYE'NİN GERÇEK SAHİBİ VE EFENDİSİ, GERÇEK ÜRETİCİ OLAN KÖYLÜDÜR. Yıl: 1922
O HALDE, HERKESTEN DAHA ÇOK REFAH , MUTLULUK VE SERVETE HAKKI OLAN VE DAHA LAYIK OLAN KÖYLÜDÜR." Kaynak:Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri,C I,1945 Türk İnkılâp Tarihi Ens.S 219

MİLLETİMİZ ÇİFTÇİDİR. MİLLETİN ÇİFTÇİLİKTEKİ ÇALIŞMASINI, ÇAĞDAŞ EKONOMİK ÖNLEMLERLE EN YÜKSEK DÜZEYE ÇIKARMALIYIZ. KÖYLÜNÜN ÇALIŞMASI SONUNDA ELDE EDECEĞİ EMEK KARŞILIĞINI, ONUN KENDİ MENFAATİNE OLMAK ÜZERE YÜKSELTMEK, EKONOMİ POLİTİKAMIZIN TEMEL RUHUDUR."

GAZİ MUSTAFA KEMAL 1922 TARİHİNDE DEDİĞİ GİBİ OLMASINI,TARIMDA TÜRK ULUSUNA ÇİZDİĞİ YOL HARİTASININ ÖNEMSENMESİNİ SAĞLAMALIYIZ..,

NİÇİN BATILI ÇİFTÇİ KLALKINIRKEN TÜRK ÇİFTÇİSİ BATSIN.MUTLAKA BİZ GÖNÜLLÜLERİN KIRSAL KESİMİ BİLİNÇLENDİRME KONUSUNDA GÖNÜLLÜ ÇALIŞMALARI KATKISI OLMALIDIR.

ATATÜRK, 1937 YILINDA YAPTIĞI BİR KONUŞMADA "MEMLEKETTE TOPRAKSIZ ÇİFTÇİ BIRAKILMAMALIDIR" DEMİŞTİ. (KAYNAK: ATATÜRK'ÜN SÖYLEV VE DEMEÇLERİ, CİLT - I, 1945, TÜRK İNKILÂP TARİHİ ENSTİTÜSÜ YAYINI, SAYFA: 379;380 )

ÜLKEDE "TOPRAĞI İŞLEYEN KÖYLÜYÜ TOPRAK SAHİBİ YAPABİLMEK İÇİN" TBMM'DE YILLARCA TOPRAK REFORMU YAPILMASI İÇİN SAVAŞIM VERİLMİŞTİR. ANCAK, TARIM KENTLERİNDEN MECLİSE MİLLETVEKİLİ OLARAK GELENLERİN HEMEN HEPSİ BİRER TOPRAK AĞASI OLDUĞUNDAN, BU ÖNERİYE HİÇBİR ZAMAN SICAK BAKILMAMIŞTIR. DEVLET ARAZİLERİNİ VE TEŞVİKLERİ PATRONLAR KAPMIŞTIR!

İYİ ÇİFTÇİ YETİŞTİRDİK, ÇÜNKÜ TOPRAKLARIMIZ ÇOKTUR. İYİ ASKER YETİŞTİRDİK, ÇÜNKÜ O TOPRAKLARA KASTEDEN DÜŞMANLAR FAZLADIR...ÇİFTÇİLERİMİZİN GAYRETİYLE, MEMLEKETİMİZİN VERİMLİ TARLALA TOPRAKLARI BİRER KALKINMA KAYNAĞI OLACAKTIR. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

"DIŞA BAĞIMLILIK YATIRIMLA KIRILIR" PROF. DR. SINDIR, TÜRK TARIMININ GENELİYLE İLGİLİ ŞU UYARILARDA DA BULUNUYOR: "TARIM SEKTÖRÜNDE DOĞRU VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR TARIM POLİTİKASI OLUŞTURULMALIDIR. SÖZ KONUSU POLİTİKANIN TEMEL AMAÇLARI, AB'NİN ORTAK TARIM POLİTİKASINA BENZER BİR ŞEKİLDE;

TARIMDA VERİM ARTIŞINI SAĞLAMAK, KIRSALDA YAŞAYANLARIN YAŞAM KALİTELERİNİ İYİLEŞTİRMEK, TARIMSAL ÜRÜN VE GİRDİ PİYASALARINDA İSTİKRAR SAĞLAMAK, TARIM ÜRÜNLERİ ARZINDA SÜREKLİLİK SAĞLAMAK VE UYGUN TÜKETİCİ FİYATLARINI GARANTİLEMEK ŞEKLİNDE SIRALANABİLİR.

TARIMA AYRILAN DESTEKLEME MİKTARININ GSMH'NİN EN AZ %3'Ü OLARAK DÜZENLENMESİ GEREKLİDİR.. . ÖZELLEŞTİRME POLİTİKALARI YERİNE GİRDİLERDE DERİNLEŞTİRİLMEKTE OLAN DIŞA BAĞIMLILIĞI KIRAN YATIRIMLARA AĞIRLIK VERİLMELİDİR.

ÖZAL HÜKÜMETİ İLE BAŞLAYAN TARIM KONUSUNDAKİ DIŞA BAĞIMLI POLİTİKALAR, DAHA SONRA GELEN İKTİDAR ZAMANINDA DAHA DA HIZ ALMIŞ HALDE DEVAM ETMEKTEDİR.

"TÜRKİYE'DE TARIM SORUNUN TEMELİNDE ULUSAL TARIM POLİTİKASININ OLMAMASI YATMAKTADIR.TÜRKİYE'DE YILLARDIR ULUSAL BİR TARIM POLİTİKASININ OLUŞTURULMASINA İZİN VERİLMEMİŞTİR" TARIMDA TESLİMİYETÇİLİĞİN, ÖZAL DÖNEMİNDE BAŞLADIĞINI VE "DEVLET TARIMDAN ELİNİ AYAĞINI ÇEKMELİDİR" SÖZÜNÜ DE HATIRLATTI. PROF.DR.EROL MANİSALI

TÜRK ÇİFTÇİSİ, YABANCI TEKELLER İLE KARŞI KARŞIYA BIRAKILMIŞTIR.
PİYASA DA AB'NİN TARIM POLİTİKALARI EGEMENDİR"DEDİ.
HAYRIMIZA OLANI ANCAK DÜŞMAN MENEDER…

TOPLUMSAL BARIŞ TOPRAKTAN GELECEKTİR..ATATÜRK

TOPRAK, TARIM VE GELECEĞİMİZ

TOPRAK, TARIM VE GELECEĞİMİZ
TEMA Vakfı, Küresel iklim değişikliği ve kuraklık sorununun evren ölçeğinde ve ülkemiz özelinde yoğunlukla yaşandığı bir dönemde, toprak varlığımızın korunması ve doğru yönetilmesinin çok daha yaşamsal bir zorunluluk haline geldiği görüşündedir.Bu amaçla, Türkiye genelinde 60 il ve 40 ilçeden 250 TEMA Gönüllüsü 24-25 Mayıs 2008 tarihlerinde Antalya Manavgat’ta Kumköy Oleander Otel’de “Toprak Kongresi”nde buluştu.TEMA Temsilcileri Toplantısı’nın özel gündemi olarak “Toprak Koruma ve Yönetimi” konusu ele alınmış ve bir Toprak Kongresi biçiminde düzenlenmiş bulunan toplantıda, tüm TEMA temsilci ve gönüllülerinin katılımıyla, sorun her boyutuyla tartışılarak sorgulanmıştır.
TEMA genel yönetimi, il temsilcileri, ilçe gönüllü sorumluları ve gönüllülerinin katılımcı olduğu kongrede konu, bilimsel, teknik, yönetimsel ve hukuksal yönleri ile tartışılmış, belirlenen sorunların çözümü için öneriler oluşturulmuş ve temel çözüm doğrultuları kararlaştırılmıştır: Yaşamın sürdürülebilirliğinin ön koşulu, başta toprak olmak üzere doğal varlık ve kaynakların korunmasıyla, kalkınma dengesinin kurulabilmesidir.
TEMA temsilci ve gönüllülerinin, “Toprak Kanunu” nun uygulanması gereğini, kanunu hazırlayan örgütün sorumluları bilinci ile sahiplenmeleri ve bu yönde etkinlik göstermeleri zorunluluğuyla, ve 15 yıldır TEMA Vakfı gönüllü sorumlusu olarak, kongrede sunmuş olduğum bildiri özetini sizlerle paylaşmaktayım.
***
Tarım bambaşka bir öneme sahip.Gıda krizi sessiz Tsunami gibi! Gıdada üretim, tüketimi karşılayamıyor. Tarımsal ekim ve dikim alanlarında azalma var, dolayısıyla yeterli üretim sağlanamıyor. İthal ettikçe batıyoruz! Toprakta verimsizlik; yoksulluk,yoksunluk,toplumsal huzursuzluk, yabancılaşma bir tehdit unsuru oluşturmaktadır.Ülkemizde tarım sektörü, insanların beslenmesi, istihdamı, ekonomiye katkısı ve ihracat potansiyeli bakımından büyük önem taşımaktadır.
Tarım toprakları, canlıların temel besin kaynağı olmaları açısından gıda güvenliği kavramı ortaya atılmış, bu kavram ile tarım topraklarının stratejik önemi açıklığa kavuşturulmuştur. Petrol için nasıl savaşılıyorsa, Gelecek de tarım toprakları içinde savaş olacağı söylenebilir.Stratejik işletme de toprak. 2030-2040 lı yıllardan sonra, suyun petrolden önemli olacağı hesap edilirken, toprağının önem kazanacağı anlamına da gelirken! Su akıyor biz bakıyoruz..
Kırk yıl öncesine kadar, tarım üretiminde kendisine yeten dünyanın yedi ülkesinden biri olmakla övünen ülkemiz, artık dışa bağımlı bir ülke konumunda.Buğday (ABD),mısır(Arjantin) bulgur, nohut (Meksika), susam (Sudan), fasulye (İran), mercimek (Kanada) ve ayçiçeği (Rusya ) dan alır olduk…
Tarım politikaları üretimi değil ithalatı teşvik ediyor.Dışarıda fiyatlar yükseldikçe bu maddeleri pahalı yiyeceğiz. Dışarıda kıtlık olursa, biz de aç kalacağız. Türkiye’deki gıda fiyat artışlarının arkasında da hem kuraklık hem de tarıma önem verilmeyen politikalar yatmaktadır.
Türkiye’de ekilen alanların %70’ini tahıllar oluşturmaktadır. Tahıllarda kendine yeten ülkeler arasında sayılan Türkiye, yaklaşık son 20 yıllık sürede kendi kendine yeterken; bugün bu durum değişmiş görünüyor..”1999 yılından bu yana Türkiye’de tarım politikaları dünyanın para tekelini elinde bulunduran IMF ve Dünya Bankası’nın insafına terkedilmiş durumda. Hükümet, IMF’nin politikaları talimatları ile tarımdaki tüm destekleri kaldırınca, çiftçiler yoksullaşıp üretimden vazgeçtikçe, 2 milyon hektar arazi, üretim dışına çıktı.Çünkü, üretici düşük fiyata satıyor, tüketici yüksek fiyata alıyor, aracılar ve spekülatörler ciddi kazançlar elde ediyor..Çiftçi üretimden kaçırılıyor.Birçok üründe yüksek fiyatları konuşuyoruz.Fakat son 4-5 yılda üreticinin cebine giren fiyat enflasyona rağmen değişmiyor. Mazot, gübre ve ilaç gibi girdilerin fiyatları yüzde 100 artarken üretici fiyatları ancak yüzde 10-15 artıyor
Bize, "Bizde var, sen ekip biçmekle uğraşma!" diyen, ABD ve AB gibi gelişmiş ülkelerde tarım topraklarına yalnızca ekonomik değeri yönünden bakmamakta, onun stratejik ve ekolojik bakımdan değerini de göz önünde bulundurmakta ve bu yönden tarım desteklenmektedir…
Ülkemizde ise bunun tam tersi görülmektedir tarıma yalnızca ekonomik açıdan bakılarak, tarımsal destekler giderek azaltılmakta ve tarım ekonominin yükü
olarak görülmekte.Tarım topraklarının korunması, çiftçinin desteklenmesi ülkemiz geleceği açısından çok önemlidir.Fakat kentleşme ve sanayileşme ile sanayi, turizm, organize sanayi bölgesi, konut, serbest bölge, alt yapı ve ulaşım gibi amaçlarla kullanılmaları bu değerli doğal kaynakları hızla elden çıkmaktadır. Değişen Dünyamız İçin Hayat Sigortası :
Biyoçeşitlilik ve Tarım,Kısacası Topraktır-Sudur.Toprak yoksa hayat yok.
İstanbul’da son 20 yılda tarım arazileri adeta tarım dışı amaçlı kullanımların istilasına uğramış, çeşitli yapılaşmalar nedeniyle tarımsal potansiyeli yüksek binlerce dekar arazi meskün alanlar haline gelmiştir
Ormansız beton yığınına dönen Sultanbeyli ve Sarıgazi gibi orman ve havza alanlarındaki kentsel gelişmelerin boyutu tüm İstanbul Metropoliten Alanı’nın yaşam kaynaklarını, ekonomik ilişkilerini ve toplumsal yapısını derinlemesine etkilemektedir.Ömerli Havzası´nın sadece İstanbul´un değil, dünyanın ortak zenginliğidir ve Doğal SİT Alanı" olarak koruma altına alınması gerekir.Ömerli beldesi, Ayamama deresi 1. sınıf tarım arazileri iken özellikle Ömerli havzası mutlak tarım alanıydı, fakat sonradan yapılaşmaya yenik düşmüştür Ömerli’ nin bir bölümü Riva Beykoz havzası aslında Korunması gereken sulak alandır..Göktürk beldesi alüvyon ovasıdır, yönetmeliğin korunmasına rağmen bozulmuştur
İlde kentsel nüfus içinde görülen milyonlarca insanın gerçekte kırsal bir yaşam tarzı içinde yaşadıklarını kentin sosyokültürel hizmetlerinden yararlanmadıkları görülmüştür.Kent yaşamı hakkındaki bilgilerin çoğalması İstanbul iline olan göç olgusunu arttırmıştır..Özellikle tarımsal faaliyetlerin ağırlıkta olduğu Çatalca-Silivri-Beykoz ilçelerindeki mevcut arazilerin küçük parçalar haline getirilerek, yüksek fiyatlarla alıcı bulması tarım arazilerinin amaç dışı kullanılması olarak yerleşim ve sanayi alanlarına dönüştürülmüştür. Bu aynı zamanda iş gücünün tarım dışına kaymasına da neden olmuştur.Tarla bitti,çiftçi kente yerleşti, besin de yele Kapılıp gittiğinde nereden yer içer bu kadar insan bilinir mi?İstanbul’da tarım sektörünün temel özelliklerinden biri küçük üreticilerin yaygınlığı ve arazilerin parçalanmışlığıdır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi sınırlarına 5216 sayılı Yasa uyarınca yeni dahil olan ilk kademe belediyelerinin imar planlarının Metropol’e getirmiş olduğu yeni yerleşim alanları baskısının önüne geçilmesi gerekmektedir. Büyükçekmece Gölü’nün batısında nitelikli tarım alanlarının yer aldığı ve Metropol’ün kırsal alanlarla buluştuğu bu alt-bölgede;küçük ölçekli, genişleme alanlarının sınırlandırıldığı, toplu konutlar dan oluşan yeni yerleşmelerin kontrollü olarak gelişmesi İmar Planında esas alınmaktadır
Bu çerçevede Büyükşehir Belediyesinin hazırladığı ve kentin 20 yılını planlayan 1/100.000 lik Çevre Düzeni Planı İstanbul’un çevresinde neredeyse hiç verimli toprak bırakmıyor.Çatalca’dan Şile’ye kadar son kalan verimli arazilerde yoğun yapılaşmaya açılarak yok ediliyor. “İstanbul’un taşı toprağı altındır” sözü Şile için söylenmiştir .Silivri ve Selimpaşa’daki mera alanları konut alanı olarak planlanmış, oysa MERA KANUNUNA göre başka şekilde yararlanılamaz.Bu büyük bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yayınlardan takip ettiğimizde, uzman açıklamaları şu yönde;Barış ve Savaşın Topraktan geleceği ve bu yönde, geleneksel politikaların ötesinde, çok kapsamlı uzun vadeli projelerin geliştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Finans krizinden sonra, paraya yön veren bankalar ve çevreler, önce petrol şirketleriyle bir oyun kurdu. Enerji oyunu. Sonuçlarını görüyoruz. Ardından maden şirketleriyle aynı oyunu kurdu. Devam ediyor. Şimdi de gıda şirketleriyle büyük bir tezgah kurdu. Bu üç oyunun bedeli, bütün insanlık için çok ağır olabilir…Açlık, sosyal krizler, iç çatışmalar, ayaklanmalar, bloklaşmalar ve işgallere sebep olabilir.Ve Türkiye bu oyunu görmeli!!! Tedbirini Almalıdır…
köklü sorunlarımız var. Devletin bir tarım politikası yok. Bizde tarım “köylü” uğraşısı sanılıyor. İmkânlarımızı değerlendiremiyoruz…Akıllı davranırsak, tarım üretimini artırarak hem istihdam hem gelir sağlarız!!! Çiftçilerimizin; iç ve dış pazarlar için üretim yapar hale gelmeleri, daha iyi gelir düzeyine kavuşabilmeleri için üretim kaynaklarını Daha iyi planlama yaparak daha etkin kullanmaları gerekmektedir.

Aklın yolu birdir,arzu edilenleri sıralamak istediğimizde;
Tarıma dayalı sanayi tesislerinin kurulması,arazilerin tarım dışı kullanımın engellenmesi,Mevcut su kaynaklarının amaç dışı kullanımının engellenmesi, tarımsal kooperatiflerin yaygınlaştırılması,tarıma verilen desteğin arttırılması, tarım ve hayvancılık komplekslerinin kurularak bu bölgelerin tüm planlamalarda korunması, toprakla uğraşan üretici köylünün doğup büyüdüğü yerde yaşamını sağlıklı sürdürebilmesinin sağlanması, şehirdeki gecekondulaşmanın çözümlenmesi ve şehre göçün durması gerekmektedir.

"Milletimiz çok büyük elemler, mağlûbiyetler, facialar görmüştür. Bütün olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi şundandır: Çünkü,
Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken, diğer elinde sabanla topraktan ayrılmadı. Eğer milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı biz bugün dünya yüzünde olmayacaktık. "(Kaynak: Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt - II, 1952, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayını. Sayfa: 117)

TOPRAĞIMIZA SAHİP ÇIKALIM TÜRKİYE ÇÖL OLMASIN


MELEK SEVİL İRENGÜ

TEMA İSTANBUL TEMSİLCİLİĞİ

03 06 08
08 08 08 CUMA
KENT KIRSAL TANIMA TANIŞMA ÇALIŞMASI ZİYARETLERİ
TEMA Toprak gönüllüleri “Kent Kırsal Tanıma Tanışma” çalışması ekibi,
Şile Gönüllü Sorumlusu Ö.Faruk Ketenci’yi Şile Gündem Gazetesinde ziyaret etti.TEMA yayınları afiş ,broşür.üyelikler bıraktı.

ŞİLE Orman İşletme Müdürü Mehmet Öztürk’ü ziyaret ettik.Daha önce
22 Mayıs 2008 tarihinde TEMA İstanbul Temsilcimiz Güner Hn,Kadıköy Gönüllü Sorumlumuz Ümran Kocabıyıkoğlu ve Beşiktaş Gönüllü Sorumlumuz Tarhan Hn. İle birlikte ziyaretlerine gittiğimizde TEMA Vakfı ile ortak teraslama çalışması yapabiliriz demişlerdi.Bu görüşmemizde de işbirliği yapmamızın iyi olacağını yinelediler.15 sarı TEMA önlüklü gönüllü misafirleri olduk. Ziyaretimizden memnun kaldıklarını ifade ettiler. Her zaman beklediklerini ve bizi her zaman takip edin izleyin, denetleyin yaptıklarımızı görün dediler.Ortak işbirliğinde neler yapabileceklerimizi konuştuk;

Okullarla birlikte meşe palamudu toplayabiliriz.
1000 adet palamut ihtiyaçları olduğunu söyledi.
Şile Tems. Ve gönüllülerle birlikte bunu koordine edebiliriz.
Ayrıca kendi fidanlarımızı kendimiz meşe. fıstık çamı, defne , vs. üretiyoruz. Marmara bölgesine yetecek kadar elimizde fidan mevcuttur. Fidan taleplerinizi karşılayabiliriz dediler.Şile’deki çalışmalarda araç temin edecekleri belirttiler.

Şile Kaymakamı Erdoğan Ülker ziyaret edildi. Kaymakamımız daha önceki ziyaretimizde de olduğu gibi çok içten ve ilgiliyle ziyaretimiz ve Şile İlçesine verdiğimiz gönüllü destekten ötürü her birimizi kutladı ve tebriklerini belirtti.

MEB İlçe Müdürü, Kaymakam beyin yanındaydı.Her zaman birlikte projeler yürütebiliriz.Okullar açılınca görüşelim.Okullarda eğitimler düzenleyelim dediler.

520 nüfuslu Değirmen çayırı Köyü ziyaret edildi.
Ayşekadın fasulye ve patlıcan- biber yetiştiren köy kadınlarından 50 kadarı çoluk çocuk fındık toplamaya gitmişlerdi. Kahvehanede çaylarımızı içerken Yavru TEMA aday okul çocukları bize sorular yöneltti.
Siz kimsiniz? TEMA ne iş yapar?.Buraya niçin geldiniz?Köyümüzü beğendiniz mi? gibi sorular.Bizim anketten önce biz sorgulandık.Bol bol hatıra fotoğrafları çektirdik.Bahçelerinde iş gören hanımlar yanımıza geldiler.Bazı çocuklar bizi evlerine götürmek istedi.Hanımlar sorularımıza beyler cevap versin dediler.köy yaşayanları ile sohbetlerimiz oldu.Cuma cami çıkışı kahvehanede toplandılar.

Çağdaş, ilgili ve güler yüzlü Muhtar Nadir Çakır ,MEB Şehit Öğretmen Hüseyin Aydemir İlköğretim Okulu Müdürü Feridun Aksu ,Şile Gönüllü Sorumlumuz Ömer Faruk Ketenci, gönüllü arkadaşlarımız grup grup oturup, ev ev dolaşıp tanıştık,konuştuk ve yazıştık.

Maksat muhabbet olsun “KKTT” araştırmamızdaki soruların, sorunlarına ışık tuttuğunu ve yaşadıklarını bizlerle paylaşmanın mutluluğunu belirttiler.Sohbete konu olan sorulara çoğunlukla ortak cevaplar alındı. Sadece iki bey çok işleri olup vakitleri olmadığı için çalışmaya katılmadı. Sorulara alınan cevapların değerlendirmesi diğer dosyada yer almaktadır.
Sorular bittiğinde Muhtar Bey ve ailesi kendi yerinde eşinin yapmış olduğu, buz gibi ayran yanında o güzelim pazılı ve peynirli açma börekleri ikram etti.Eşi muhtar kadar güler yüzlü.Ne güzel börektir bunlar ellerinize sağlık dediğimizde;Bize içine sevgi kattım ,ondan güzel olmuştur dedi.İşte bizim kültürümüz;Güler yüz, tatlı dil ve işten gelen sevgi katılmış ikramlar.
Toplu hatıra fotoğrafları çekildi, hep beraber Şehit Öğretmen Hüseyin Aydemir İ Ö Okulu’na gittik.Okulu gezdik.Okulların açılmasına az kalmasına rağmen çok iş var okulda.Tadilat yapılmış, laboratuar, salon, sınıflar elden geçmeyi bekliyor.Bir de gönülden yardımcıları.
Teknolojinin böylesine donanımlı olduğu bir okulda görev yapmayı kim istemez! Kentden 1-2 saat uzaklıkta olmasına rağmen.
Taşımalı bir okul.Öğretmen ve öğrencileri şanslı olmalı. Çalışkan, çevreci ve en önemlisi TEMA Gönüllü Sorumlusu müdürleri var.Okul bahçesinde örtü altı sebze yetiştiriciliği yapıyorlar.Salatalık, domates, biber ve kendiliğinden çıkmış semiz otlarını topladık.
Hayatı daha kolay etmek adına hem üç beş katkı hem toprağı sahiplenme onu üretken kılmayı sürdürmek adına bir gayret.Örnek bir çalışma.Müdür beyin çalışmaları daha bitmedi;Bahçede fidanlıkları var.Tohumlarından fıstık çamları yetiştirmişler.Okul bahçesi çevresi kendilerinin diktikleri ağaçlarla çevrili.Okul girişi kırmızı ateş çiçekleri ve eflatun bacadumanı çiçekleri ile süslü.

”2008-2009 Eğitim Öğretim Yılı”TEMA ile neler yapabileceklerimizi konuştuk.
Kitap götürdük, daha da götüreceğiz,Kütüphanelerinde bir çevre bölümü oluşturabiliriz.TEMA yayın ve CD lerini verebiliriz.Çevre panosu materyali sağlarız.Şile’deki kardeş okulları ile paylaşabilirler.Onlarla ortak etkinlik düzenleriz.Okul velilerinin el emeklerinin tanıtımı ve çocuklarının okul harçlıklarını çıkartabilecekleri kermesler yapabiliriz.Dayanışma adına elimizden geldiğince yanlarında olduğumuzu ifade ettik ve okuldan ayrıldık.

Bu köy bir orman köyü,Değirmençayı kenarında kurulmuş alabalık çiftliğini görmemizi istediler.Gittik gitmesine de akmayla akmama arası bir çayla karşılaştık.Şahit olduğumuz bitti biter su kaynağı bizi çok etkiledi. Her biri ayrı renk ördekler suyun şırıltısından, kuşların cıvıltısından daha fazla ses çıkarıyordu. Üç beyaz sessiz ördek ise birbirlerinin içine girmişcesine ortalık yerde duruyor, hiç kaçmıyorlardı.

Çay kenarında salkım salkım glaburu bitkisi vardı.Küçük kırmızı kuş üzümü gibi mayhoş tatta bir bitki.Birbirimize bitkiyi tattırıyorken, gittiğimiz yerin sahipleri reçelini yaptıklarını söyledi ve bir kavanozla yanımız gelip tadına bakmamızı istediler.Kendileri için anca bir kavanoz yapılmasına rağmen ısrar ettiler. Teşekkür ettik ama tadımlık almadık.Kentte görülmesi artık çok zor bir buyurganlık sergilendi burada.Bu köyün en büyük zenginliği
Misafirperverlik kültürümüzün yaşıyor olması.

Doğal yaşamın doğal kalmış insanları ile geçirilmiş harika bir gündü.
Balık ızgara ve nefis salatanın tadına bakamazdık.Henüz börekler midemizdeydi.Başka bir gün direk gelebileceğimizi söyleyerek oradan ayrıldık. Yoldan sebzelerimizi alarak akşam yemeklerimizi planladık.

Bir saate yakın, döne döne orman içinde bir ağaç tünelini geride bırakarak, gözlerimiz yeşile doymuşluğun bayramında, domates, salatalık kokularıyla eve dönüşe geçtik.Yol boyunca çocukluğumun geçtiği yazlık bahçemizde yetiştirdiğim domatesler aklıma geldi.Çevreden topladığımız büyük baş hayvanların gübrelerinden şerbet yapar, sebze ve çiçekleri sulardık.Yediğim meyvelerin çekirdeklerinden yetiştirdiğim şeftali, vişne, erik tatlarını ağacın boyu daha benlm boyum kadarken tattım. Bahçenin giriş çardağında yedi veren güllerinin sıklığından güneş geçmiyordu. Hatta yağmurda gül sarmaşığın altına sığınıyorduk.Kuyudan su çekerdim, sesi müzik tınısı gibi gelirdi.Bahçeyi sulamak, taşları yıkamak benim görevimdi. Yağmur sularını toplardık. Gündüz kafamızı şişirmesine rağmen ağustos böceklerini yaz akşamlarında özler, dışarıda yanan lambaya çarpım düşen pırpırlara acır loşta oturmayı tercih ederdik.Kapımızın bekçisi çoban köpeğimiz, evimizin minnoşo tekirimizde bizimle komşu gezmelerine gelirdi.Bir bakardık kapıdalar nasıl da bilirlerdi nerede olduğumuzu.
Meyveyi dalında ,üzümü bağında yedik çocukluğumuzda.
Toprak kokusu almak için yağmur yağdığında dışarı fırlardık.
Bir hayli daldım galiba eski güzel doğal günlere.

Yolculuğumuzu rahatlıkla güven içinde yapmamızı sağlayan Beşiktaş Belediyesi’ne teşekkürlerimizi ilettik kaptanımıza ve tüm otobüs kendisini alkışladık.Kaptan artık ben de TEMA gönüllüsüyüm, sizin bu güzel çabalarınızı yakından görme fırsatını verdiğiniz için ben size teşekkür ederim dedi.

Bir Kırsal projenin başlangıç ayağını oluşturduk biz TEMA gönüllüleri. TEMA Şile Gönüllü Sorumlusu arkadaşımız Ömer Faruk Ketenci ve eşi Gönül Ketenci ve yönetimlerindeki TEMA gönüllü grubu ile çalışmalarımızı özveriyle sürdürmenin mutluluğunu yaşıyoruz.İyi ki varsınız.
Daha nice çalışmalara.TEMA Gönüllü çalışmalarına destek veren işbirliği yapanlara teşekkürlerimizle.

TÜRKİYE ÇÖL OLMASIN .TOPRAKLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM.


MELEK SEVİL İRENGÜ
TEMA VAKFI
İSTANBUL TEMSİLCİLİĞİ

TEMA TOPRAK GÖNÜLLÜLERİNİN,TOPRAĞI İŞLEYEN ÜRETİCİYLE SOHBETİ

TTKK ÇALIŞMA 1 PROJE ÖN GÖRÜŞMESİ 22 05 2008
TTKK ÇALIŞMA 2 TANIMA TANIŞMA 08 08 2008
TTKK ÇALIŞMA 3 SOHBET SONUCU İNTİBALAR 09 08 2008
TTKK ÇALIŞMA 4 OKULLARIN AÇILMASI SONRASI ÇALIŞMALAR EYLÜL 2008

TEMA TOPRAKGÖNÜLLÜLERİNİN , TOPRAĞI İŞLEYEN ÜRETİCİYLE SOHBET İNTİBALARI ;
"Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür.
O halde, herkesten daha çok refah , mutluluk ve servete hakkı olan ve
daha layık olan köylüdür." Çiftçi sayısının çok olması sayesinde yaşıyoruz. Bütün yaşananlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsak, bunun temel sebebi şundandır: çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken, diğer elindeki sabanla topraktan ayrılmadı. eğer milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı biz bugün dünya yüzünde olmayacaktık.
yıl:1922 kaynak: Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri,C ı,1945,Türk İnkılâp Tarihi Enst.yayını,

Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki çalışmasını, çağdaş ekonomik önlemlerle en yüksek düzeye çıkarmalıyız. Köylünün çalışması sonunda elde edeceği emek karşılığını, onun kendi menfaatine olmak üzere yükseltmek, ekonomi politikamızın temel ruhudur."Gazi Mustafa Kemal 1922 tarihinde dediği gibi olmasını,tarımda Türk ulusuna çizdiği yol haritasının önemsenmesini sağlamalıyız..Niçin batılı çiftçi kalkınırken, Türk çiftçisi neden zorlansın ki.

Mutlaka biz TEMA gönüllülerinin, kırsal kesimi bilinçlendirme konusunda gönüllü çalışmalarla yaşantılarında pozitif bir gelişmeyi sağlayan katkılarımız olmalıdır.
Kırsal alanda bilgi temelli daha iyi neler yapabiliriz konusunda aydınlanmayı istedik. Sohbetimize konu olanlar bizlere ışık tutsun hatta en önemlisi kırsal kent yaşamı yakınlığı oluşsun istedik.

Köyleri ve geçimlerini sağladıkları toprakla ilgili pek çok konuyu konuşmak üzere. toprak emektarı çiftçiyle yakından tanışmayı, kırsal kesimle toprak konusunu paylaşmayı amaçladık, köylerine gittik, tanıştık, Merhaba dedik birbirimize sevgiyle ve birlikte sohbete başladık. sosyo ekonomik çevresel verileri paylaştık ve beklentilerine olumlu katkı sağlamayı hedefledik. Arzuladık ki bilinçlenme sonrasında olumlu bir tutum geliştirilsin, toprakla ilgilenmenin, besin üreticisi olmanın önemi kavransın ve toprakla ilgi ve bilgilerinde süreklik kazanılsın.

TEMA VAKFI İstanbul gönüllü sorumluları ekibi Kentten köye tanışma, toprağı konuşma, karşılaşmasında, Şile Değirmen çayırı köy sakinleri ile sohbetimizde biz de çok şey öğrendik.

Şile Değirmençayı Köyü doğal kaynaklarını bilen , toprağından, suyundan kuyusundan, çeşmesinden bilinçli faydalanan, onlara tahrip edici davranmayan, “Toprağı korumalı ve doğru kullanmalıyız” sözüne katılan çiftçi; kendi öz yakınlarının huyu gibi, toprağı tanıyor,Bizim de sadık yarimiz kara topraktır diyorlar.Toprağın önemini kavramışlar, erozyonu biliyor fakat henüz TEMA Vakfı’ nı tanımayanlar var.

Toprağa sesine kulak veriyorlar. Çatlamışsa su istiyor, toz olup uçuşuyorsa bitkisizlik, kuraklık, (rüzgar erozyonu)eğer toprağa ihtiyacından çok su verirse toprağın üstünün beyazlaştığını yanı tuzlandığını, ürünü yetiştirmiyorsa gübre
Vermesi gerektiğini anlıyor.Çiftçinin toprakla arası iyi de sorun başka…

“Tarım bir milletin açlık-tokluk meselesi,hürriyet meselesidir“sözüne doğrudur diyor. Ama kim duyuyor.

Tarım sektöründe ciddi sorunlar ve gerilemelerin yaşandığına katılıyor,
Tarlada toprakta ve mutfakta yangın var ama gene de, çiftçilik dışı işimiz de olsa toprakla ilgimizi sürdürürüz.Doğal gübre oluştururuz. Tohumların kendi topladıklarımız da var.Bir tarladan alıp diğerine ekiyoruz, dışarıdan aldığımız tohumlar daha çok tabi.Gübre de kullanıyoruz.Gübresiz olmaz…
Topraktaki sorunlar için mazot , kükürt, DDT ölçülü kullanıyoruz.
Ekolojik tarımla ilgileniyoruz, yeni başladık ama aynı zamanda her ikisiyle de ilgileniyoruz.

geleneksel yani standart babadan kalma ve modern tarım ikisine de kullanıyoruz. Hangi çeşit ürünü yetiştireceğinize kararımız;genellikle senede bir değiştiririz. denemeyle yaparız .
Seçtiğiniz ürünü yetiştirmek konusunda araştırma yapıyor, bilgi alıyor fakat , teknik babadan – tohum araştırılıyor.
Genelde bu civarda ekilen ürün bugday , arpa , yulaf, mısır, domates, fasuyle , biber .
Harman umut değil. Ürün satışından memnun değiliz.Pazarlama güçlüğünüz var .
Ürününüzün yeterli gelir getirmediğini düşünüyorlar.Çünkü herkes aynı ürünü üretince satılmıyor .
Ürünü pahalıya üretiyor değiliz fakat alıcı yok . ulaşım sıkıntısı yaşıyoruz . Yaptığınız işle ilgili maliyet hesabı yapıyoruz.
İşletmecilik konularında yeterli bilgi alamıyoruz, almak isteriz.
Köyümüzde alternatif gelir getirici faaliyetler var .Hanımlarımız genç kızları ilgilendiği halıcılık , şile bezi , nakış el işi ağırlıkta .
Toprak analizi yaptırmıyoruz. Karşılaştığınız bitki hastalıkları var.Doğal Mücadele yollarını kısmi biliyoruz. hastalıklar özelikle sebze ve meyve de böcek . Tarla ve bahçelerinizde kimyasal gübreleme zirai ilaçlama var.Tarlamızı nadasa bırakıyoruz.Ama anız yakmıyoruz. Köyümüzde erozyona uğramış topraklar var
Hayvancılıkla uğraşıyoruz. inek koyun keçi . büyük baş ve küçük baş
yetiştiriyoruz .Ahır yapmada sorun var.Zorlanıyoruz.
Otları yığarak gübre yapıyoruz . dedi fakat biz slajı yani hayvan besinini (turşu) sormuştuk.Meralarınız otlatmaya elverişliymiş.
Tavukçuluktan memnun değiller sorunları çok.
Keneye karşı tedbirleri biliyorlar zararlı kene yok diyorlar.Köyümüzde bilinçsiz sulama var . kuraklık var . su az, dere kurudu , topluca yağmur duasına çıkmamışlar.
Su ihtiyacını yer altı sularından , motorla dereden su çekerek
sağlıyorlar.(Derede çok az su vardı.)
Yer altı su kaynağını, kullanıyorlar. Suyu test etmişler.
İçme suyu ve sulama suyunuzu eskiye göre miktar ve kalite bakımından yetersiz.Salma sulama yapıyorlar.Damlama sulamayı, ya da yağmurlama tabir ettikleri sulamayı seralarda kullanıyorlar. Su depolama alanları yok. Kent ve köy birleştirilirse neleri ister neleri istemezdiniz? Sorumuza cevaplar ilginçti.Kent pek de cazip gelmiyordu onlara.Doğrudur bizde kısa bir sürede olsa bu sağlıklı yaşamdan nasibimizi aldık.Biz de oralarda yaşamak isterdik. sakin doğal ortam, bahçe içi az katlı sakin evler, dinlence-bağ bahçe-orman, temiz hava, bol yeşillik alan, kaynak suyu, bildik taze sebze meyve, süt, alış veriş yerleri bol, toprakla ilgilenmenin ayrıcalığı yanında kent yaşamı bir olabilir mi?

Sosyal güvence olarak “Çiftçi Bağkuru” var. çiftçiliğin gerçek bir meslek olduğu, bunun ancak eğitim öğretimle kazanılabileceğine katılıyorlar.

kredi katı kullanıyoruz, borçlarımız var. Çiftçinin zor şartlar altında yaşam mücadelesi verdiği, olumsuz şartlarda traktörüne mazot alamadığı, tohum, gübre alamadığı, çay içecek parası bile olmadığı doğrudur.
Geçim sıkıntısı nedeniyle traktörünü satmak zorunda kalan oldu.diyorlar.

Yüzde yüz zam gören gübreden, mazotun pahalanmasından şikâyetçiyiz.
En büyük sıkıntımızdır. Mazot desteği sadece evden tarlaya gidecek kadar. daha tarlada istiyorlar. Tarımsal teşvik çok yetersiz .Köyde ipotekli arazi var, kredi kullananlarda var .
köyünüzün çiftçileri arasında mesleki çıkarlarını koruyabilecek ölçüde örgütlü işbirliği yok .Olmasını isteriz. köyün ihtiyacı olan tarımsal bilgiye, teknolojiye, yeni olan tüm gelişmelere talepte bulunuyoruz.
hangi bölgelerde hangi ürünler ekilecek belirlenip verilen teşvik ve destek
çok yetersiz ve düşük oranda diyorlar.

Muhtar beye yönelttiğimiz yaşadığınız yerdeki nüfus yoğunluğunda azalma ya da çoğalma var mı? Sorusuna, azalma var dedi.
Köyümüzde eğitim seviyesi çok olandan aza doğru; ilköğretim , lise, yüksekokuldur. Sağlık ocakları var . doktorları yok.İstekleri var.
Örtü altı besin yetiştiriciliği var seracılık yapıyor çiçek yetiştiriyorlar.
Köyümüzde tarımcı, ormancı, zoolog, veteriner, avukat desteği isteriz.
Teknik personel ödemeleri yok . Çiftçi kayıt sistemi var.
Miras hukuku nedeniyle bölünen tarım alanlarında tarımsal anlamda düzenleme şart.Bu konuda geniş bilgi isteriz.
Köy ağaçlandırma var fakat erozyonla mücadele programlarınız yok.
Toprağı koruma, teraslama yapılması için girişimlerimiz yok.
Köylere hizmet götürme birliğinden yararlanmaya yeni başlayacağız.
köyü güzelleştirme derneğimiz yok. köy kooperatifiniz vardı kapandı.
köy yerleşim planlarımız var.köyünüzde kadastro çalışmaları kısmen yapılırdı.ama ihtiyaç var. zilliyetli satılmış alanlar nadir.köyümüzde kanalizasyon sistemi var.eskiden toprak mahsulleri ofisi (tmo) vardı, çiftçinin tahılını alırdı. tekel vardı tütününü alırdı. et kombinaları vardı, çiftçinin yetiştirdiği hayvanları alırdı. şimdi bunların hiçbiri yok, devlet desteği kalktı. çiftçi tüccara teslim edildi. eski günleri arıyoruz.köyümüzde toprakla çalışan iş gücünde azalma var. köyümüzden kente göç edenler var ama . düşük sayıda .köy işletmelerinin kurulması, kırsal sanayi merkezlerinin oluşturulması ve sonuçta köylünün sosyal ve ekonomik yönden kalkındırılması için çözüm bulamıyoruz

"Milli ekonominin temeli ziraattır”
ATATÜRK
Koordine Eden Ve Hazırlayan
Melek Sevil İrengü
TEMA Vakfı
İstanbul Temsilci Yardımcısı

TEMA İstanbul Gönüllü Temsilcisi Güner Açıksöz,

KÖY TANIMA TANIŞMA YARDIMLAŞMA PROJESİ
TEMA VAKFI ŞİLE İLÇESİ G.S
TEMA VAKFI KADIKÖY İLÇE G.S
TEMA VAKFI GÖZTEPE G.S
TEMA VAKFI BOSTANCI G.S
TEMA VAKFI ERENKÖY G.S
TEMA VAKFI SAHRAYI CEDİD MH. G.S
TEMA VAKFI ÜMRANİYE İLÇE G.S
katılımlarıyla sürdürülmektedir.