5,8 milyar dolayındaki dünya nüfusu ,gün geçtikçe daha da artmaktadır.
Hızlı nüfus artışı, ister istemez ilk planda akıllara besin güvenliği sorununu
getirmektedir. Kullanılabilen doğal kaynaklar, bunların potansiyelleri ve
üretim güçleri düşünüldüğünde, artan nüfusun, bütün insanlığın besin
güvenliğini ciddi olarak tehdit etmeye başladığı görülmektedir.
Sürdürülebilir Bir Yaşam İçin Sürdürülebilir Tarım
Sürdürülebilir bir yaşam için doğal varlıkların ve doğal ekosistemlerin
korunması bir zorunluluktur.
Aksi halde bir dönem için aşırı ve geleceği düşünmeden yapılan etkinlikler
sonucunda, daha sonraları insanların güçlüklerle karşılaşması kaçınılmazdır.
2030 yılı itibariyle 8 milyara ulaşması beklenen dünya nüfusunu besleyebilmek
için bugünkü gıda üretiminin %60 oranında artırılması gerekmektedir
(Fresco, 2004).Artan nüfusun besin ihtiyacının karşılanması, tarım alanlarında
birim alandan yüksek verim sağlanması zorunluluğunu beraberinde getirmektedir .
Nüfus oranının büyük çoğunluğunun şehirlerde yaşamakta olduğu ve kırsal
alanlardan şehirlere göçün ,her geçen gün arttığı düşünüldüğünde, artan
tüketim hızına karşılık gelecek, bir üretim potansiyelinin olamayacağı görülmektedir.
Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren,tarıma dayalı yerleşim Kırsal alanlarının nüfusu,
kentlere göre oransal olarak azalmaya başlamıştır…
Bu durum çiftçileri, insanların temel besini tahılların daha fazla üretimine zorlamıştır.
Çünkü kentlerde yaşayanlar tarımsal faaliyetlerle ilgilenemediklerinden besin ihtiyaçlarını
köylerden ve çiftliklerden karşılamak durumundadırlar. Özellikle 1950’lerden sonra, tarımla uğraşan insanlar, artan nüfusun besin gereksinimlerini karşılayabilmek için, ancak tarıma uygun olmayan alanların orman ve mera alanı tarıma açılması ve teknolojik gelişmeler sayesinde üretimi artırabilmişlerdir.
1990’larda dünya tahıl üretimi 1950’lere göre üç kat artmıştır. Bunda etkili olan faktör ise, toprakların sulanma olanaklarının aynı dönemlerde 2,5 kat artmış olmasıdır. Sulamanın yansıra gübreleme ve ilaçlamanın da artması üretim miktarı üzerinde etkili olmuştur.
Dünyanın pek çok yerinde tarımsal alanlar, erozyon, plansız kullanım,
aşırı gübreleme ve ilaçlama sonucu tahribata uğramakta ve kullanılamaz hale gelmektedir.
Tarım alanlarının azalmasıyla birlikte elde edilen ürün de
bu suretle dünya nüfusunun gereksinimlerinin gerisinde kalmaktadır
Bugüne kadar çiftçiler, üzerinde tarım yapacakları arazileri bulmada ve onları üretime hazırlamada ustaca yöntemler kullanmışlardır. Tarım alanlarında sulama, teraslama, kurutma, nadasa bırakma ve kıyıları doldurarak toprak elde etme gibi yollarla belli ölçüde de olsa herkese yetecek kadar ürün elde edebilmişlerdir. Bu yüzden besin güvenliği fazlaca tehlikeye girmemiştir
Tarım toprakları, bitki besin maddelerinin bitkiler tarafından alınması, yıkanma ve erozyon şeklinde topraktan uzaklaşması sonucu zamanla verim Kaybına uğramaktadır.Toprakların, erozyon başta olmak üzere çeşitli şekillerde kaybının yanı sıra endüstrileşme yoluyla işgal edilmesi ise bir başka önemli sorundur.Fabrikalar, yollar ve yeni kentler verimli tarım alanlarının üzerinde inşa edilmektedir. .
Gelişmekte olan pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de, verimli tarım alanları endüstriyel yapılar tarafından işgal edilmekte ve bu endüstriyel yapılar, kendi yan kuruluşlarına ait binaların yapımını, yeni yerleşim yerlerinin doğup gelişmesini ve ulaşım için karayollarının yapımını da beraberinde getirmektedir. Böylelikle geniş boyutlu bir tarımsal alan tahribatı ortaya çıkmaktadır.
Turizm uğruna Verimli tarım alanları, alışveriş merkezleri, tenis kortları, golf sahaları ve
özel villâlarla doldurulmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan, tarım-besin devriminden doğan; gıda sanayisinin makineleşmesi, koruyucu gübre, zirai ilaç kullanımı, ürün saklama tekniklerinin gelişmesi ile elde edilen yiyecek bolluğu bu sorumsuz yaklaşımı tetiklemiştir.
Nüfusun hızla artışı, ürün çeşitliliğine gereksinim, İnsan-besin üretimi-tüketim üçlüsü,günümüze kadar uzanan süreçte kırsaldan kente göçlerin çoğalmasıyla farklılaşmıştır.
Günümüzden 50-60 yıl öncesinde kentin 50 km civarından elde edilebilen gıda maddeleri,bugün çevre illerden çok ülke dışından temin edilmektedir.
Bizim vücudumuz içinde elzem mineral maddeleri gıdalardan alamıyorsak sağlık sorunları ortaya çıkıyor.Hormonlu gıda. GDO’lu besin de Sağlığı tehdit ediyor.20 yy hastalıkları başta kanser yetersiz beslenmeyle ve güvensiz gıdayla hortluyor.Sağlıklı sürdürülebilir bir yaşamın kaynağı toprakta biyolojik tarım yani doğal ihtiyaçlarımıza daha uygun bir tarım düzeni uygulanması gerekiyor.
Ülkemizde tarım sektörü, eskiden olduğu gibi günümüzde de insanların beslenmesi, istihdamı, ekonomiye katkısı ve ihracat potansiyeli bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu önem, nüfusumuzun büyük bir kısmının tarımsal faaliyetle uğraşarak üretimde bulunması ve tarımsal faaliyetin yapıldığı kırsal alanlarda yaşamasından ileri gelmektedir..
Teknolojik gelişmelerle birlikte kaynak tüketimi de hızlanmış, doğal kaynakları hor kullanılmıştır. .Kaynakları tüketme pahasına sağlanan bir gelişmenin sonuçlarının olumsuzluğunu herkes anlamaya başlanmıştır artık Böylelikle, sürdürülebilir tarımın nasıl yapılabileceği ve nasıl yapılması gerektiği üzerinde alternatif düşünceler üretilmeye de başlanmıştır.
Tarım toprakları eser elementler açısından gittikçe fakirleşmektedir.Bunun nedeni;
Toprağın işlenmesi sırasında Yoğun fosfat ve kimyasal gübre kullanımı sonucu hayvansal gübre ile oluşan biyolojik dönüşümün olamaması ve eser elementlerin besin maddelerine nüfus edememesidir.Örnk. manganez eksikliği gibi Eser elementi eksilen yerlerde yeterli çinko alamayan ineklerin döllenmeleri mümkün olamamaktadır.
Tarımsal üretimin en önemli kaynağı olan toprak, gübreleme, zararlılarla mücadele işleme, sulama gibi tarımsal işlemler ile verimli hale getirilir. Toprağın verimliliğini sürdürebilmesinde, besin maddeleriyle takviye edilmesi yani gübrelenmesi önemlidir.
20. yüzyılda tarım alanlarına giren azotlu gübre miktarı ikiye katlanmıştır
1900 40 milyon hektar,1950 94 milyon hektar, 1993 284 milyon hektar
Sulama alanlarının genişlemesine karşın, sulama amacıyla kullanılan su kaynaklarının miktarında bir artış olmamıştır.
Tarımsal su kaynaklarının artırılamamasının nedenlerinden başlıcaları, yeraltı sularının son zamanlara kadar aşırı kullanımı sonucu azalmaya başlaması ve su kaynaklarının sanayi gibi başka amaçlara da tahsis edilmesidir.
Doğanın sürekli olarak insan çıkarları için bilinçsizce kullanılmasının bir sonucu olan küresel ısınmanın etkisi ile de mevcut su kaynaklarımızın azalması nedeniyle su kaynakları mızı en uygun şekilde kullanmanın önemi bir kez daha fark edilmektedir…
Nüfusa bağlı olarak özellikle kentlerde evsel kullanıma yönelik su gereksinimi artmıştır.
Bu artış kontrolsüz bir şekilde büyüdüğü takdirde, akarsu kaynakları gelecekte neredeyse tarım alanlarından daha çok kentlerde kullanılmaya başlanacaktır
Bilge çiftçi ve bilge tüketici olma zorunluluğu doğmuştur artık.Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de insanların geleceği büyük ölçüde tarım alanlarının korunmasına bağımlıdır. İleride bir besin kıtlığı ile karşı karşıya kalınmaması için gerekli önlemler bugünden alınmalıdır
Ekolojik dengeler dikkate alınmaksızın, suların aşırı ve düzensiz bir şekilde kullanılmaya başlandığı takdirde, birçok ırmak, belki gelecekte daha denize bile ulaşamadan yarı yolda kuruyup kaybolacaktır . Bu durumda, sulama alanı dışında kalan daha aşağı bölgelerdeki tarımsal faaliyetlerin, olumsuz şekilde etkilenme olasılığı ortaya çıkabilecektir.
Sürdürülebilir bir tarım için yapılması gerekenler şöyle özetlenebilir:
1-politik hedefler iyi belirlenmeli ve açıkça ortaya konulmalı, sürdürülebilir olmayan tarımsal etkinlikler desteklen memeli.
2-Sürdürülebilir tarım için bir bilgi tabanı oluşturulmalı.
3-Toplumun tüketim alışkanlıkları, toplumsal sağlığa yararlı şekilde değiştirilmeli, yeterli ve dengeli beslenme dışında, lüks tarımsal ürün tüketimi mümkün olduğunca azaltılmalıdır.
4-Üretim kaynakları en verimli ve
en çok insanın yararlanabileceği şekilde kullanılmalıdır.
5-Hükümetler ve çeşitli örgütler çevreye zarar verebilecek uygulamalara karşı önlemler almalıdır. Örneğin toprağın aşırı şekilde sulanmasına, gübrelenmesine ve yanlış ilaçlanmasına karşı etkin eğitim ve
l önlemleri alınmalıdır.
6-Çiftçiler sürdürülebilir tarımın uygulanmasındaki en önemli unsurlardır. Üretimin her aşamasıyla ilgili olarak bilgilendirilmeli ve gerektiğinde onlara yardımcı olunmalıdır..
7-Hayvancılığın, tahıl tüketimini ön plana alan yönleri yeniden gözden geçirilerek diğer tarımsal etkinliklerle kaynaştırılmalıdır.Hayvancılığın, kaynakları tahrip eden ayrı bir sektör olarak sürdürülmesinin önüne geçilmelidir.
8-Yeraltı-yerüstü su kaynaklarının,göllerin ve denizlerin hangi nedenle olursa olsun kirletilmesinin önüne geçilmelidir.
9-Dünya balıkçılığının ilerlemesinde çözüm yolunun bütün balıkların avlanması ve tüketilmesi olduğu düşüncesinden vazgeçilmelidir. Balık türlerinin korunmasının yolları bulunmalı, avlanmayla ilgili zaman düzenlemesi yapılmalıdır.
10-Dünya nüfusu özellikle gelişmekte olan ülkelerde hızla artmaktadır. Bu da, nüfusa bağlı bölgesel ve küresel denge bozulmakta, giderek besin açığının artmakta. Bunun için, her ülkede nüfus planlama etkinliklerinin bir düzene sokulması ve ısrarlı bir biçimde yürütülmesi gerekmektedir.
11-Doğayı ve çevreyi koruma ve iyileştirmeye yönelik projeler, gerekirse çeşitli ülkelerin ortak çalışmalarıyla geniş ölçekli ve planlı bir biçimde sürdürülmelidir
Bireysel sorumluluğa dayalı bilge bir üretim ve tüketim kültürünün var olmasıyla güvenli beslenme mümkün olabilecektir.İstenirse, sebze meyve kabuklarından gübre yapılabilir. Toplanan tohumlar, meyve çekirdekleri toprakla buluşturulabilir.Çevre için yapılacak bir şeyler mutlaka vardır.
Doğaya daha saygılı yaşamak zor değil…
Tonlarca ekmek çöpe gidiyor.Bayatlayan ekmeğe tekrar basit işlemlerle çeşitli lezzet katarak yeniden kazanımıyla edinilen alışkanlık,yemek artıklarının dikkatlice değerlendirildiği vaki iken, çöpe gitmeden birkaç yolla hizmete sokulan gıdalar; doğal varlıklarımızı önemseyen ve tasarrufu halen sürdürmekte olanlar tarafından ev ekonomisine önemli katkılar sağlanmaktalar..
Besin maddelerine saygısızca, besin artıklarını çöp kutularına atmakta olanların sayısı da az değildir.
Gozler sadece zihnin algılamaya hazır olduğu şeyleri görür kontro."Henry Bergson
Öğretmenlerin hayatı boyunca,
Türkiye Cumhuriyetini ve doğasını koruma, geliştirme ve onu sahiplenmenin önemini topluma öğretme yükümlülüğü vardır.
Hayat düsturum olan gönüllü çalışmalarım;
genlerimde taşıdığım, etik değerleri önemsememin tezahürüdür.
MELEK SEVİL İRENGÜ
TEMA İSTANBUL TEMSİLCİLİĞİ
TEMA ÇEVRE GÖNÜLLÜLERİYLE BİRLİKTE
TOPRAĞIMIZA SUYUMUZA GIDAMIZA
SAHİP ÇIKMA ÇALIŞMALARINA KATILIN
TOPRAĞIMIZ İÇİN, KIRSAL KALKINMA İÇİN BİRLİKTE ÇALIŞALIM
TÜRKİYE ÇÖL OLMASIN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder