TOPRAK, TARIM VE GELECEĞİMİZ
TEMA Vakfı, Küresel iklim değişikliği ve kuraklık sorununun evren ölçeğinde ve ülkemiz özelinde yoğunlukla yaşandığı bir dönemde, toprak varlığımızın korunması ve doğru yönetilmesinin çok daha yaşamsal bir zorunluluk haline geldiği görüşündedir.Bu amaçla, Türkiye genelinde 60 il ve 40 ilçeden 250 TEMA Gönüllüsü 24-25 Mayıs 2008 tarihlerinde Antalya Manavgat’ta Kumköy Oleander Otel’de “Toprak Kongresi”nde buluştu.TEMA Temsilcileri Toplantısı’nın özel gündemi olarak “Toprak Koruma ve Yönetimi” konusu ele alınmış ve bir Toprak Kongresi biçiminde düzenlenmiş bulunan toplantıda, tüm TEMA temsilci ve gönüllülerinin katılımıyla, sorun her boyutuyla tartışılarak sorgulanmıştır.
TEMA genel yönetimi, il temsilcileri, ilçe gönüllü sorumluları ve gönüllülerinin katılımcı olduğu kongrede konu, bilimsel, teknik, yönetimsel ve hukuksal yönleri ile tartışılmış, belirlenen sorunların çözümü için öneriler oluşturulmuş ve temel çözüm doğrultuları kararlaştırılmıştır: Yaşamın sürdürülebilirliğinin ön koşulu, başta toprak olmak üzere doğal varlık ve kaynakların korunmasıyla, kalkınma dengesinin kurulabilmesidir.
TEMA temsilci ve gönüllülerinin, “Toprak Kanunu” nun uygulanması gereğini, kanunu hazırlayan örgütün sorumluları bilinci ile sahiplenmeleri ve bu yönde etkinlik göstermeleri zorunluluğuyla, ve 15 yıldır TEMA Vakfı gönüllü sorumlusu olarak, kongrede sunmuş olduğum bildiri özetini sizlerle paylaşmaktayım.
***
Tarım bambaşka bir öneme sahip.Gıda krizi sessiz Tsunami gibi! Gıdada üretim, tüketimi karşılayamıyor. Tarımsal ekim ve dikim alanlarında azalma var, dolayısıyla yeterli üretim sağlanamıyor. İthal ettikçe batıyoruz! Toprakta verimsizlik; yoksulluk,yoksunluk,toplumsal huzursuzluk, yabancılaşma bir tehdit unsuru oluşturmaktadır.Ülkemizde tarım sektörü, insanların beslenmesi, istihdamı, ekonomiye katkısı ve ihracat potansiyeli bakımından büyük önem taşımaktadır.
Tarım toprakları, canlıların temel besin kaynağı olmaları açısından gıda güvenliği kavramı ortaya atılmış, bu kavram ile tarım topraklarının stratejik önemi açıklığa kavuşturulmuştur. Petrol için nasıl savaşılıyorsa, Gelecek de tarım toprakları içinde savaş olacağı söylenebilir.Stratejik işletme de toprak. 2030-2040 lı yıllardan sonra, suyun petrolden önemli olacağı hesap edilirken, toprağının önem kazanacağı anlamına da gelirken! Su akıyor biz bakıyoruz..
Kırk yıl öncesine kadar, tarım üretiminde kendisine yeten dünyanın yedi ülkesinden biri olmakla övünen ülkemiz, artık dışa bağımlı bir ülke konumunda.Buğday (ABD),mısır(Arjantin) bulgur, nohut (Meksika), susam (Sudan), fasulye (İran), mercimek (Kanada) ve ayçiçeği (Rusya ) dan alır olduk…
Tarım politikaları üretimi değil ithalatı teşvik ediyor.Dışarıda fiyatlar yükseldikçe bu maddeleri pahalı yiyeceğiz. Dışarıda kıtlık olursa, biz de aç kalacağız. Türkiye’deki gıda fiyat artışlarının arkasında da hem kuraklık hem de tarıma önem verilmeyen politikalar yatmaktadır.
Türkiye’de ekilen alanların %70’ini tahıllar oluşturmaktadır. Tahıllarda kendine yeten ülkeler arasında sayılan Türkiye, yaklaşık son 20 yıllık sürede kendi kendine yeterken; bugün bu durum değişmiş görünüyor..”1999 yılından bu yana Türkiye’de tarım politikaları dünyanın para tekelini elinde bulunduran IMF ve Dünya Bankası’nın insafına terkedilmiş durumda. Hükümet, IMF’nin politikaları talimatları ile tarımdaki tüm destekleri kaldırınca, çiftçiler yoksullaşıp üretimden vazgeçtikçe, 2 milyon hektar arazi, üretim dışına çıktı.Çünkü, üretici düşük fiyata satıyor, tüketici yüksek fiyata alıyor, aracılar ve spekülatörler ciddi kazançlar elde ediyor..Çiftçi üretimden kaçırılıyor.Birçok üründe yüksek fiyatları konuşuyoruz.Fakat son 4-5 yılda üreticinin cebine giren fiyat enflasyona rağmen değişmiyor. Mazot, gübre ve ilaç gibi girdilerin fiyatları yüzde 100 artarken üretici fiyatları ancak yüzde 10-15 artıyor
Bize, "Bizde var, sen ekip biçmekle uğraşma!" diyen, ABD ve AB gibi gelişmiş ülkelerde tarım topraklarına yalnızca ekonomik değeri yönünden bakmamakta, onun stratejik ve ekolojik bakımdan değerini de göz önünde bulundurmakta ve bu yönden tarım desteklenmektedir…
Ülkemizde ise bunun tam tersi görülmektedir tarıma yalnızca ekonomik açıdan bakılarak, tarımsal destekler giderek azaltılmakta ve tarım ekonominin yükü
olarak görülmekte.Tarım topraklarının korunması, çiftçinin desteklenmesi ülkemiz geleceği açısından çok önemlidir.Fakat kentleşme ve sanayileşme ile sanayi, turizm, organize sanayi bölgesi, konut, serbest bölge, alt yapı ve ulaşım gibi amaçlarla kullanılmaları bu değerli doğal kaynakları hızla elden çıkmaktadır. Değişen Dünyamız İçin Hayat Sigortası :
Biyoçeşitlilik ve Tarım,Kısacası Topraktır-Sudur.Toprak yoksa hayat yok.
İstanbul’da son 20 yılda tarım arazileri adeta tarım dışı amaçlı kullanımların istilasına uğramış, çeşitli yapılaşmalar nedeniyle tarımsal potansiyeli yüksek binlerce dekar arazi meskün alanlar haline gelmiştir
Ormansız beton yığınına dönen Sultanbeyli ve Sarıgazi gibi orman ve havza alanlarındaki kentsel gelişmelerin boyutu tüm İstanbul Metropoliten Alanı’nın yaşam kaynaklarını, ekonomik ilişkilerini ve toplumsal yapısını derinlemesine etkilemektedir.Ömerli Havzası´nın sadece İstanbul´un değil, dünyanın ortak zenginliğidir ve Doğal SİT Alanı" olarak koruma altına alınması gerekir.Ömerli beldesi, Ayamama deresi 1. sınıf tarım arazileri iken özellikle Ömerli havzası mutlak tarım alanıydı, fakat sonradan yapılaşmaya yenik düşmüştür Ömerli’ nin bir bölümü Riva Beykoz havzası aslında Korunması gereken sulak alandır..Göktürk beldesi alüvyon ovasıdır, yönetmeliğin korunmasına rağmen bozulmuştur
İlde kentsel nüfus içinde görülen milyonlarca insanın gerçekte kırsal bir yaşam tarzı içinde yaşadıklarını kentin sosyokültürel hizmetlerinden yararlanmadıkları görülmüştür.Kent yaşamı hakkındaki bilgilerin çoğalması İstanbul iline olan göç olgusunu arttırmıştır..Özellikle tarımsal faaliyetlerin ağırlıkta olduğu Çatalca-Silivri-Beykoz ilçelerindeki mevcut arazilerin küçük parçalar haline getirilerek, yüksek fiyatlarla alıcı bulması tarım arazilerinin amaç dışı kullanılması olarak yerleşim ve sanayi alanlarına dönüştürülmüştür. Bu aynı zamanda iş gücünün tarım dışına kaymasına da neden olmuştur.Tarla bitti,çiftçi kente yerleşti, besin de yele Kapılıp gittiğinde nereden yer içer bu kadar insan bilinir mi?İstanbul’da tarım sektörünün temel özelliklerinden biri küçük üreticilerin yaygınlığı ve arazilerin parçalanmışlığıdır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi sınırlarına 5216 sayılı Yasa uyarınca yeni dahil olan ilk kademe belediyelerinin imar planlarının Metropol’e getirmiş olduğu yeni yerleşim alanları baskısının önüne geçilmesi gerekmektedir. Büyükçekmece Gölü’nün batısında nitelikli tarım alanlarının yer aldığı ve Metropol’ün kırsal alanlarla buluştuğu bu alt-bölgede;küçük ölçekli, genişleme alanlarının sınırlandırıldığı, toplu konutlar dan oluşan yeni yerleşmelerin kontrollü olarak gelişmesi İmar Planında esas alınmaktadır
Bu çerçevede Büyükşehir Belediyesinin hazırladığı ve kentin 20 yılını planlayan 1/100.000 lik Çevre Düzeni Planı İstanbul’un çevresinde neredeyse hiç verimli toprak bırakmıyor.Çatalca’dan Şile’ye kadar son kalan verimli arazilerde yoğun yapılaşmaya açılarak yok ediliyor. “İstanbul’un taşı toprağı altındır” sözü Şile için söylenmiştir .Silivri ve Selimpaşa’daki mera alanları konut alanı olarak planlanmış, oysa MERA KANUNUNA göre başka şekilde yararlanılamaz.Bu büyük bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yayınlardan takip ettiğimizde, uzman açıklamaları şu yönde;Barış ve Savaşın Topraktan geleceği ve bu yönde, geleneksel politikaların ötesinde, çok kapsamlı uzun vadeli projelerin geliştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Finans krizinden sonra, paraya yön veren bankalar ve çevreler, önce petrol şirketleriyle bir oyun kurdu. Enerji oyunu. Sonuçlarını görüyoruz. Ardından maden şirketleriyle aynı oyunu kurdu. Devam ediyor. Şimdi de gıda şirketleriyle büyük bir tezgah kurdu. Bu üç oyunun bedeli, bütün insanlık için çok ağır olabilir…Açlık, sosyal krizler, iç çatışmalar, ayaklanmalar, bloklaşmalar ve işgallere sebep olabilir.Ve Türkiye bu oyunu görmeli!!! Tedbirini Almalıdır…
köklü sorunlarımız var. Devletin bir tarım politikası yok. Bizde tarım “köylü” uğraşısı sanılıyor. İmkânlarımızı değerlendiremiyoruz…Akıllı davranırsak, tarım üretimini artırarak hem istihdam hem gelir sağlarız!!! Çiftçilerimizin; iç ve dış pazarlar için üretim yapar hale gelmeleri, daha iyi gelir düzeyine kavuşabilmeleri için üretim kaynaklarını Daha iyi planlama yaparak daha etkin kullanmaları gerekmektedir.
Aklın yolu birdir,arzu edilenleri sıralamak istediğimizde;
Tarıma dayalı sanayi tesislerinin kurulması,arazilerin tarım dışı kullanımın engellenmesi,Mevcut su kaynaklarının amaç dışı kullanımının engellenmesi, tarımsal kooperatiflerin yaygınlaştırılması,tarıma verilen desteğin arttırılması, tarım ve hayvancılık komplekslerinin kurularak bu bölgelerin tüm planlamalarda korunması, toprakla uğraşan üretici köylünün doğup büyüdüğü yerde yaşamını sağlıklı sürdürebilmesinin sağlanması, şehirdeki gecekondulaşmanın çözümlenmesi ve şehre göçün durması gerekmektedir.
"Milletimiz çok büyük elemler, mağlûbiyetler, facialar görmüştür. Bütün olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi şundandır: Çünkü,
Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken, diğer elinde sabanla topraktan ayrılmadı. Eğer milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı biz bugün dünya yüzünde olmayacaktık. "(Kaynak: Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt - II, 1952, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayını. Sayfa: 117)
TOPRAĞIMIZA SAHİP ÇIKALIM TÜRKİYE ÇÖL OLMASIN
MELEK SEVİL İRENGÜ
TEMA İSTANBUL TEMSİLCİLİĞİ
03 06 08
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder