4 Ocak 2009 Pazar

BELEM EKOSOSYALİST BİLDİRGESİ (Özet)


Dünya, iklim değişikliği nedeniyle bir hummaya yakalanmış durumdadır. Bugün insanlık katı bir seçimle karşı karşıya: Ya ekososyalizm ya. insanlığı ve doğayı bir parazit gibi sömüren kapitalist sistemin barbarlığı, Kapitalizm büyük bir savurganlıkla gereksiz ürünler yaratıyor, çevrenin sınırlı kaynaklarını boşa harcıyor ve geriye sadece zehirler ve çevreyi kirleten ürünler veriyor.

Kapitalist sistemde tek başarı ölçüsü, günde, haftada, yılda ne kadar daha fazla satış yapıldığı. Daha fazla satış yapılsın diye, doğrudan insanlara ve doğaya zararı olan, etrafa hastalık yaymadan üretilmesi olanaksız olan, üretimleri esnasında soluduğumuz oksijeni üreten ormanları mahveden, ekosistemleri yok eden, suyumuza, havamıza ve toprağımıza sanayi atıklarının kanalizasyonu muamelesi yapılmasına neden olan ürünler, büyük miktarlarda ortaya dökülüyor.

Kapitlaizmin büyüme gereksinimi, bireysel girişimden, sistemin tümüne kadar, her aşamada karşımıza çıkıyor. Şirketlerin doymak bilmez açlığını bastırmak için, emperyalist yayılım doğaya, ucuz emek gücüne ve yeni pazarlara el atıyor. Kapitalizmin, doğuşundan beri ekolojik tahrip gücü yüksekti, ancak yaşadığımız zamanlarda, dünyaya yönelik bu tahripkar yaklaşım daha da hızlandı. Niceliksel değişim, artık yerini niteliksel dönüşüme bırakıyor ve dünyayı bir yıkılma noktasına, felaketin eşiğine getiriyor.

Giderek daha fazla bilimsel araştırma,hava sıcaklığında küçük artışların, dönüşü olmayan ve zıvanadan çıkacak etkilere yol açabileceğine işaret ediyor – örneğin Grönland' daki buz katmanları hızla eriyebilir, okyanusun altındaki ve sürekli donmuş toprak tabakasında hapsolan metan serbest kalabilir ve felaket boyutlarına dönüşecek bir iklim değişikliği sürecini başlatabilir.

Önlem alınmazsa, küresel ısınma insan, hayvan ve bitki yaşamında mahvedici etkiler gösterecektir. Toplam tahıl üretimi korkunç oranlarda düşecek, büyük ölçekli kıtlıklar baş gösterecektir. Bazı bölgelerde yaşayan insanlar yükselen okyanus seviyelerinden, diğerleri kuraklıktan dolayı göç etmek zorunda kalacak, düzensiz, öngörülmesi imkânsız hava durumları normal hale gelecektir. Hava, su, toprak kısa zamanda zehirle dolacak, sıtma, kolera ve belki daha da ölümcül hastalıklar bütün toplumların en fakir ve en korunmasız insanlarını kasıp kavuracaktır.

Ekolojik krizin etkisi, Asya, Afrika ve Latin Amerika'da yaşayan insanlar tarafından özellikle ağır şekilde hissediliyor ve dünyanın her yerinde yerli halklar, özellikle savunmasız bir konumda. Çevre tahribatı ve iklim değişikliği, zenginlerin fakirlere karşı bir çeşit saldırı eylemi olarak da yorumlanabilir.

Sınırsız ekonomik büyüme, sınırlı ve kırılgan ekosistemlerle bir arada varolamaz ; ama kapitalist ekonomik sistem büyüme sınırlarına karşı tahammülsüzdür;

Kapitalist değişim taktikleri;Atmosferdeki karbondioksitin pervasızca arttırılmaya devam etmesine bağlı olarak bizi bekleyen küresel ısınma felaketi de dahil olmak üzere,önümüzdeki ekolojik çöküşle başa çıkmak için önerilen stratejiler açısından sıkıntı çekmediğimiz ortadadır. Ancak, bu stratejilerin çoğunun ortak noktası, egemen küresel sistem olan kapitalizmin tarafını tutmaları ve bu sistemden faydalananlar tarafından geliştirilmeleri.Ekolojik krizin sorumlusu olan egemen küresel sistemin, bu kriz üstüne yürütülen tartışmanın kıstaslarını belirlemesinde şaşılacak bir yan yok; çünkü hem atmosferdeki karbondioksiti üreten araçlar, hem de bilgi üretimi araçları kapitalistlerin elinde.

Ancak bir insan ikisini birden devam ettiremez; ya doğanın kendisi ya da kapitalizmin kar hırsı bunlardan birini terketmek gerekecektir ve tarih, politika yapanların çoğunun hangi tarafı tercih ettiği konusunda fazla şüpheye yer bırakmamaktadır. Kurulu düzenin ekolojik yıkımı durdurabilme kapasitesinden şüphe etmemiz için her çeşit neden mevcut.Bu başarısızlığı bir örnekle gözler önüne serebiliriz: 1997 yılında Kyoto Protokolünün piyasaya çıkmasına rağmen, 21.yüzyılın ilk dört yılında, küresel karbon emisyonları 1990'ların ilk on yılında, her bir yıl başına düşen oranlardan neredeyse üç kat daha fazlaydı

2007 yılında Bali'deki iklim toplantılarında, ilerideki dönemde daha büyük istismarlara niyetlenenlere kapı iyice açıldı. Bali'de,sorumluluk sahibi iklim bilimcilerin önerdiği, karbon oranlarının büyük oranlarda düşürülmesi (2050 yılına kadar %90) hedefine değinilmedi bile; idari yetkiler Dünya Bankasına bağlı süreçlere devredilerek, Küresel Güney'in halkları, sermayenin insafına terk edildi ve karbon kirliliği yaratmak daha da kolaylaştırıldı.

İnsanlar olarak geleceğimizi sürdürmek, yarınımıza sahip çıkmak için, kaçınılmaz bir dönüşümden geçmek zorundayız. Bu mücadelenin, yeni bir toplumun habercisi olması, bu yeni toplumu kurması gerekir. Bu toplum, ekososyalist bir toplum olacaktır.

Ekososyalizm kapitalist/endüstriyel sisteme karşı, toplumsal gereksinimler ve ekolojik denge gibi finansal olmayan kriterler üzerine kurulmuş bir ekonomik politikadan temellenir. Sosyalizmin rotasını ve amacını ekolojik ve demokratik bir çerçevede yeniden tanımlar.

Verimlilik ve niceliksel olandan niteliksel olan ekonomik kriterlere geçiş; doğa, üretim ve ekonomik faaliyetlerin hedefleri üzerine yeniden düşünmeyi gerektirir. Ev idaresi, çocuk bakımı, çocuk ve yetişkin eğitimi ve sanat gibi üretken olan ve olmayan, yaratıcı temel insan aktiviteleri ekososyalist ekonominin temel değerleri olacaktır.

Temiz hava, su ve bereketli topraklar ve bunların yanı sıra doğal gıdaya ve yenilenebilir, kirletmeyen enerji kaynaklarına dünya çapında erişim ekososyalizm tarafından savunulan en temel doğa ve insan haklarıdır. Cinsiyet eşitliği ekososyalizmin ayrılmaz bir parçasıdır ve kadın hareketleri kapitalist yıkıma karşı en aktif ve sesli muhalefetlerdendir.

Ekososyalizm aşağıdaki alanlarda radikal dönüşümler önerir:

1 - enerji sisteminde karbona dayalı yakıtlar ve biyoyakıtların
toplumun kontrolündeki temiz enerji kaynakları ile yer değiştirmesi:
rüzgar, jeotermal, ve özellikle güneş enerjisi.

2 - taşımacılık sisteminde; özel araçların kullanımının sert bir biçimde
düşürülüp yerine bedava ve yeterli toplu taşımanın geçirilmesi

3 - Atığa, eskimeye/demode olmaya, rekabete ve kirletmeye dayalı şu anki üretim, tüketim ve kurulum alışkanlıklarının yalnızca sürdürülebilir ve geri dönüşümlü malların üretilmesi ve yeşil mimarinin geliştirilmesi ile değiştirilmesi

4 - Gıda üretimi ve dağıtımının yerel gıda güvenliğini mümkün olduğunca koruyarak kirliliğe yol açan endüstriyel tarımın ortadan kaldırılarak sürdürülebilir tarımsal ekosistemler ve toprağın verimliliğinin canlandırılma sı için etkin çalışma.

Yeşil bir sosyalizmi düşlemek ve bunun için mücadele etmek bugün somut ve
acil reformlar için mücadele edilmemesi anlamına gelmez.

'Temiz kapitalizm' ilüzyonuna kapılmadan, zaman kazanmaya ve baştakilere
hükümetler, şirketler, uluslararası kurumlar) temel ancak gerekli bazı
değişiklikleri dayatmaya çalışmalıyız:

*sera gazlarının emisyonunda sert ve uygulanabilir azatlım
*temiz enerji kaynaklarının geliştirilmesi
* kapsamlı bir ücretsiz toplu taşıma sisteminin sağlanması
*karayolu taşımacılığının demiryoluna dönüştürülmesi
*kirliliğin bitirilmesine yönelik programların oluşturulması
* nükleer enerji ve savaş harcamalarının bertaraf edilmesi

Bu ve benzeri talepler Seattle'da 1999 yılından beri;toplumsal ve çevre hareketlerinin, sistem karşıtı ortak bir mücadeleye yakınsanması için çabalayan kararlı yeni bir hareket olan; Küresel Adalet hareketi ve Dünya Sosyal Forumları'nın gündemlerinin merkezindedir.

Çevrenin tahribatı konferans salonlarında ve anlaşma müzakereleriyle
durdurulmayacak: yalnızca yoğun eylemler bir değişim yaratabilir.

Üçüncü Dünya ve yerli halklar bu mücadelenin, kirleten çokuluslu şirketlerle, zehirli kimyasal tarım ticaretiyle,genetiğiyle oynanmış istilacı tohumlarla ve aç insanların ağızlarındaki tahılı çalıp, araba depolarına koyan bio-yakıtla, savaşın ön sıralarındadır.

Kuzey ve Güneydeki antikapitalist ekolojik hareketlilik arasındaki dayanışma stratejik önceliktedir. Kent ve kır emekçileri, Küresel Güney ve tüm dünyadaki yerli halklar,ekolojik ve toplumsal adaletsizliğe karşı yürütülen bu mücadelenin en ön saflarında sömüren ve kirleten çokuluslulara, zehirleyen ve haklarından mahrum eden işletmelere, yayılan genetiği değiştirilmiş tohumlara, bugünkü gıda krizini derinleştiren biyoyakıtlara karşı kavga vermekteler Bu toplumsal çevre hareketlerini ilerletmeli ve Kuzey ve Güney'deki antikapitalist ekolojik hareketler arasında birlik kurmalıyız.Bu Ekososyalist Bildirge eylemliliğe bir çağrıdır.

Bilgi paylaşım amaçlı özet alıntısı verilen Bildirgenin nihai metni çevirisi Ekoloji Kolektifi tarafından yapılmıştır. (17 Aralık 2008) http://www.ecosocialistnetwork

Hiç yorum yok: